Canavar mı, Kurban mı? Aileen Wuornos ve Öldüren Kadın İmgesi

Canavar mı, Kurban mı? Aileen Wuornos ve Öldüren Kadın İmgesi
2 Beğen
0 Yorum

2003'te vizyona giren bir film, Amerika'nın en çok konuşulan kadın katillerinden birinin hayatını anlatıyordu ve adı tek kelimeydi: Monster. Charlize Theron, Aileen Wuornos rolüyle Oscar kazandı. Film, Wuornos'u bir canavar olarak değil, yaşadıklarıyla biçimlenmiş bir insan olarak gösterdiği için övüldü. Ama afişteki kelime, Wuornos'un yıllardır taşıdığı etiketi tekrar ediyordu.

Wuornos, 1989-1990 yılları arasında Florida otoyollarında yedi adamı öldürdü ve bunu kendisi de kabul etti. Bu yazı onu aklamaya değil, başka bir soruya bakmaya çalışıyor: Bir kadın öldürdüğünde kültür onu neden bu kadar farklı anlatıyor? Mitolojiden Barok resme, gazete manşetlerinden Netflix belgesellerine kadar öldüren kadın imgesi hep "canavar" ile "kurban" arasında gidip geliyor. Wuornos, bu ikiliğin en çarpıcı modern örneklerinden biri.

Sanatın öldüren kadınları


Öldüren kadın, sanat tarihinin en eski figürlerinden biri. Euripides'in Medea'sı, kendisini terk eden Iason'dan intikam almak için kendi çocuklarını öldürür ve yüzyıllar boyunca "doğasına aykırı" kadının simgesi olarak sahnelenir. 19. yüzyılın femme fatale'leri, örneğin Salome, ölümü baştan çıkarıcılıkla birleştirir. Bu imgelerde kadının şiddeti ya bir çılgınlık ya da bir tuzak olarak okunur.

Yahudi kahraman Judith ise başka bir yerde durur. Şehrini korumak için Asurlu komutan Holofernes'in kafasını keser ve bir kurtarıcı olarak anılır. Caravaggio'nun Judith'i bu işi neredeyse isteksizce, bir adım geriden yapar. Artemisia Gentileschi'nin 1612 ve 1620 civarında yaptığı iki versiyonda ise iki kadın adamı bütün güçleriyle yere bastırır; şiddet fiziksel, ağır ve kararlıdır.

Artemisia 17 yaşındayken ressam Agostino Tassi'nin tecavüzüne uğramıştı. Ardından açılan davada ifadesinin doğruluğu, ona parmak vidalarıyla işkence yapılarak sınandı. "Doğruyu söyledim ve hep söyleyeceğim" diyordu. Sanat tarihçileri resmi yalnızca bu biyografiye indirgemekten kaçınsa da, tablo şiddete uğrayan bir kadının bakış açısının nasıl görünebileceğine dair güçlü bir örnek olarak okunuyor.

Dört yüzyıl sonra Wuornos da benzer bir iddiayla mahkemeye çıkacaktı: Tecavüze uğradığını ve kendini savunduğunu söylüyordu. Ancak onun hikâyesi bir kahramanlık anlatısına değil, bir canavar anlatısına dönüşecekti.

Kalıbı kıran katil


Wuornos tutuklandığında medya onu "Amerika'nın ilk kadın seri katili" olarak sundu. Bu doğru değildi. Hemşire olarak çalışırken hastalarını morfin ve başka ilaçlarla zehirleyen Jane Toppan, Belle Gunness ya da "Kıkırdayan Büyükanne" lakaplı Nannie Doss ondan çok önce bilinen isimlerdi.

Kriminolog Scott Bonn'a göre kadın seri katiller, seri katillerin yüzde yirmisinden azını oluşturuyor ve genellikle belirli bir kalıba uyuyor. Kurbanlarını aile çevresinden ya da iş yerinden seçiyorlar, evde veya bir sağlık kurumunda, yani iyi bildikleri bir alanda öldürüyorlar. Tercih ettikleri yöntem çoğunlukla zehir; "daha sessiz ve daha az dağınık" yöntemler. Popüler kültürdeki karşılıkları da bu yüzden "kara dul" ya da "ölüm meleği" gibi etiketler.

Wuornos bu kalıba hiç uymuyordu. Kurbanları tanımadığı adamlardı, onlarla otoyol kenarlarında karşılaşıyordu ve silah kullanıyordu. Bonn bunu tek cümleyle özetliyor: Wuornos "bir erkek gibi öldürdüğü için ünlü bir canavara dönüştü."

Belki de asıl rahatsız edici olan buydu. Zehir kullanan kadın, kadının "gizli tehlike" olduğu fikrine uyuyordu. Silahlı, yolda yaşayan ve erkekleri hedef alan bir kadın ise kültürün hazır bir kalıbının olmadığı bir figürdü.

Manşetlerin kurduğu karakter


Hazır bir kalıp olmayınca medya yenisini kurdu. Gazeteci Julie Bindel'in aktardığı manşet dili, Wuornos'u erkekleri baştan çıkarıp keyifle öldüren açgözlü bir sapık olarak tarif ediyordu: "Otostopçu lezbiyen fahişe artık av değildi; avcıya dönüşmüştü." Cinsel kimliği, seks işçiliği ve öfkesi, aynı karakterin parçaları gibi sunuldu. 

Bu anlatıda eksik kalanlar da vardı. Wuornos'un çocukluğu ailesi içinde ağır şiddetle geçmiş, 14 yaşında tecavüz sonucu hamile kalmış, genç yaşta evden kovularak sokakta yaşamaya başlamıştı. İlk kurbanı Richard Mallory'nin daha önce cinsel şiddet suçundan hüküm giydiği ise ancak dava bittikten sonra bir muhabir tarafından ortaya çıkarıldı; jüri bunu hiç duymadı.

Hikâye, daha dava sürerken bir metaya dönüştü. Wuornos'un sevgilisi Tyria Moore ve soruşturmada görev alan üç dedektif, hikâyeyi kitap ve film anlaşmalarıyla sattı. Onu cezaevinde evlat edinen Arlene Pralle'nin niyeti de bir film hakları anlaşması ortaya çıkınca sorgulandı. "Tecavüze uğradığını söyleyen bir seks işçisi" ile "erkekleri avlayan kadın seri katil" arasında, piyasanın hangisini daha çok satacağı belliydi.

Ekrandaki Wuornos: canavardan insana


Wuornos'un ilk ekran versiyonu, 1992'de yayınlanan ve Jean Smart'ın oynadığı Overkill: The Aileen Wuornos Story adlı televizyon filmiydi. Yargı süreci tamamlanmadan hazırlanan film, olayların "resmî" versiyonunu izleyiciye sunuyordu.

Belgeselci Nick Broomfield ise kamerayı tam tersi yöne çevirdi. Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer, Wuornos'u değil, onun etrafında dönen ticareti konu aldı ve ona ulaşmak isteyen herkesin yüklü bir ücret ödemek zorunda kaldığı bir düzeni kayda geçirdi. Broomfield, on yıl sonra Aileen: Life and Death of a Serial Killer ile geri döndü ve Wuornos'un idamdan önceki son görüşmelerini kaydetti. Wuornos'un kameraya son sözü şuydu: "Çok teşekkürler toplum, beni göz göre göre harcadığın için."

Aynı yıl, Patty Jenkins'in yönettiği Monster vizyona girdi. Charlize Theron'un fiziksel dönüşümü, rolün en çok konuşulan yanı oldu. Eleştirmen Roger Ebert bu oyunculuğu "sinema tarihinin en büyük performanslarından biri" olarak niteledi ve filmin amacını şöyle özetledi: "Yaptıkları için mazeret yok, ama nedenler var. Filmin amacı bu nedenleri görünür kılmak."

Film, Wuornos'u geniş bir izleyici kitlesine bir insan olarak tanıttı. Ama adı, bu niyetin tam tersini söylüyordu.

Bir pop kültür ikonu


Wuornos'un hikâyesi sinemayla sınırlı kalmadı. Besteci Carla Lucero'nun Wuornos operası 2001'de San Francisco'da sahnelendi. Jewel'dan Lingua Ignota'ya kadar pek çok müzisyen ona şarkılar yazdı. 2019'da Cardi B, "Press" single'ını tanıtırken Wuornos'un kelepçeli ünlü fotoğrafındaki pozu yeniden canlandırdı. Bir zamanlar bir suç kaydının parçası olan görüntü, artık bir estetik referanstı.

True crime çağı bu ilgiyi canlı tutuyor. Netflix 2025'te Emily Turner'ın yönettiği Aileen: Queen of the Serial Killersbelgeselini yayınladı. Başlıktaki "kraliçe" kelimesi bile, Wuornos'un hikâyesinin hâlâ bir gösteri dili üzerinden anlatıldığını gösteriyor.

Wuornos'un kendisi ise bu ilgiden farklı bir şey anlıyordu. İdamdan önceki son görüşmesinde öfkesini topluma, polise ve sisteme yöneltti: "Tecavüze uğramış bir kadın idam edildi; kitaplar ve filmler için kullanıldı." İsteği üzerine cenazesinde, idam koridorunda saatlerce dinlediği Natalie Merchant'ın "Carnival" şarkısı çalındı.

Sonuç: Hikâyeyi kim anlatıyor?

Medea'dan Judith'e, Salome'den Wuornos'a kadar öldüren kadını anlatan dil, çoğu zaman kadının kendisinden çok onu izleyenlerin korkularını ve beklentilerini yansıtıyor. Artemisia bu dili kendi fırçasıyla değiştirebildi. Wuornos ise hikâyesinin kontrolünü hiçbir zaman ele geçiremedi; onu başkaları anlattı, başkaları sattı.

Yedi insanın hayatına son verdiği gerçeği hiçbir yorumla hafiflemiyor. Ama "canavar" etiketi, onu ortaya çıkaran şiddeti, yoksulluğu ve adalet sisteminin boşluklarını görünmez kılıyor. Belki de Wuornos hakkında sorulması gereken soru, onun ne olduğu değil, hikâyesini neden hâlâ bu kadar çok dinlemek istediğimiz.

 

Kaynaklar
Aileen Wuornos – Wikipedia
Was Aileen Wuornos the First Female Serial Killer? – Biography
Scott A. Bonn, Black Widows and Other Female Serial Killers – Psychology Today
Julie Bindel, Aileen Wuornos was no monster – UnHerd
Roger Ebert, Monster – RogerEbert.com
Judith Beheading Holofernes – Smarthistory
Judith Beheading Holofernes – History Hit
Cardi B, Press tanıtımı – Fox News
The Post-Trial Period – Capital Punishment in Context
Aileen Wuornos: The Selling of a Serial Killer – Sundance Institute

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın