Okunma Sayısı: 23
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0

Sinema Dünyasına Verilmiş Bir Armağan: Gaspar Noé ve Filmleri


Sinema Dünyasına Verilmiş Bir Armağan: Gaspar Noé ve Filmleri

İzlediğimiz her filmde sinemasal hazzı gözler önüne seren Gaspar Noé, filmlerinde klasik kurgu çizgisinden ayrılarak kendi kurgu çizgisini sıfırdan inşa ediyor. Bu sayede filmleri, izlediğiniz süre içerisinde sıkışıp kalan bir yapıt olmaktan çıkarak bizzat deneyimlediğiniz bir kurguya dönüşüyor. Noé’nin amacı da tam olarak bu; daha önce çekilmemiş, yaşanmamış ve haberdar olunmamış deneyimleri filmleri aracılığıyla izleyenlerine yaşatmak. Daha fazla lafı uzatmaktansa bana düşen, izlerken aklınızı başınızdan alacak ve her döneme damgasını vurmuş 5 Gaspar Noé filmini sıralamak, size düşen ise bu filmleri izlemek…




5. Seul Contre Tous – Herkese Karşı Tek Başına (1998)


Sıradan bir insanın hastalıklı beynine girmemizi sağlayan Gaspar Noé’nin ilk uzun metrajı, hamile sevgilisiyle beraber Paris’ten Lille’e taşınan kasabın (Philippe Nahon); yaşadığı yeni hayattan, yeni ailesinden ve sevgilisinin tutmadığı sözlerinden sıkılarak Paris’e geri dönmesiyle başlıyor. Burada hem yetimhanedeki kızını almak isteyerek hem de iş arayarak zamanını geçiriyor. Tüm bu süreçte kasabalının iç sesiyle beraber kasabın delirmesine tanıklık ediyoruz. Şiddet eğilimlerinin doğurduğu faşizan isteklerini iç ses aracılığıyla duyuyoruz. Sıradan gibi gözüken bir insanın karanlık yönlerini izleyicilerine yansıtmakta oldukça usta olan Noé, bizi her filmi gibi izlemesi oldukça zor bu deneyimle baş başa bırakıyor. Ayrıca mekan olarak filmde Paris’in pek tanıdık olmayan kirli sokakları, çirkinlik akan barlarını görürken; arka sokaklarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan mutsuz, fakir, işsiz ve evsiz Fransızları da görmekteyiz. Noé’nin ilk zorlayıcı yapım tarzının izlerini bu filmde görmekteyiz. Filmdeki renk tonları ise kasaplığın vahşiliğini ve canlılığını canlandıran kırmızının çeşitli tonları olarak tercih edilmiştir. Philippe Nahon ise oyunculuğuyla filmin odak noktası haline gelmeyi başarmıştır.




4. Love – Aşk (2015)


Alışılmışın bozulmasıyla karşımıza çıkan başka bir Noé filmi ise Love (Aşk). Noé’nin ''pornografik melodram'' olarak tanımladığı filmine yayılan flashback geçişleriyle, gönderme ve metaforlar aracılığıyla aşkın tanımları üzerine yoğunlaşılmış olarak izleyiciye sunulan bir hikaye. Film; Murphy (Karl Glusman), Electra (Aomi Muyock) ve Omi (Klara Kristin) arasında geçen üçlü düğüm aşk olmak üzere, merkezinde Murphy’nin kararlarıyla hesaplaşmasını konu ediniyor. Electra ile yaşadığı tutkulu ilişkilerine rağmen aralarına Omi’yi davet etmeleriyle art arda gelen darbeler üzerine ilişkilerinin bozulması Murphy’nin hikâyesini sürükleyen ana faktördür.




3. Enter the Void – Boşluk (2009)


Gaspar Noé’nin İrreversible sonrası uzun metraj filmlerine 7 yıl ara vermesinin bitimiyle çıkan Enter The Void ile karşı karşıyayız. Noé’nin 23 yaşındayken Robert Montgomery’nin tamamen subjektif bakış açısıyla kameraya aldığı 1946 yapımı Lady in the Lake’i izlemesiyle Enter the Void’in tohumlarının ekildiği biliniyor. Oscar (Nathaniel Brown)’ın bakış açısıyla izlediğimiz film, Tokyo’da geçiyor ve neon ışıklara sahip görsellerden oluşuyor. Kullanılan subjektif kamera tekniği özellikle ilk yarım saat içerisinde neredeyse bir FPS (First Person Shooter) oyunu etkisi veriyor. Bu kadar fazla neon renklerden yararlanılmasına rağmen gözü asla yormayan, aksine izleyenleri adeta manipüle edip filmin içine almayı başaran Noé bir kez daha beklentilerin tamamen dışına çıkıyor. Noé’ye ve Enter the Void’a kayıtsız kalmak mümkün değil.




2. Irréversible – Dönüş Yok (2002)


Cannes Film Festivali’nde ana yarışmada yer alarak Noé’nin adını duyurmasına yardım eden 2. uzun metrajlı filmi İrreversible, çıktığı yıla damgasını vurarak izleyenleri ikiye bölmeyi başaran bir film. Noé İrreversible’da hikâyeyi tersten işleyerek izleyenlerin akıllarını iyice karıştırmayı başarıyor. Filmin ilk sahnesi, aslında filmin sonu; son sahnesi ise filmin başı. Noé bu mantığı sadece olayların meydana geliş sırası üzerinde değil, filmin görsel dilinin şekillenmesi noktasında da bir pusula olarak kullanıyor. Filmin finaline geldiğimizde ise Noé, insanın doğasına dair onlarca soru işaretini üstümüze yıkıyor. Filmin 9 dakikayı aşıp 10 dakikaya yaklaşan tecavüz sahnesi izleyenleri ikiye bölen en büyük etkenlerden birisi. 17 yıldır tartışılan bu film, kesinlikle izlenmesi gereken Noé filmlerinden olmayı hak ediyor.




1. Climax (2018)


Noé’nin başarılı bir yönetmen olduğunu hemen hemen herkesin kabullendiği ilk filmi diyebiliriz. Filmdeki aşırılıklarla beraber izleyenleri olayların sürükleyiciliğine kaptırmayı başaran Noe, kendisine ve işlerine karşı mesafeli duranların dahi kayıtsız kalamayacağı yoğunlukta bir sinema deneyimi yaşatıyor. Filmin senaryosu her ne kadar komplike dursa da bu doğru değil, senaryo 5 sayfadan oluşmaktadır. Fakat Noé’nin kariyerinin başından beri şekillendirdiği kamera hareketleri, ışık kullanımı gibi teknik özelliklerin Climax’e kattığı hava izleyenleri büyülüyor. Climax; bir hikâyeden çok, bir dans topluluğunun delirme haline odaklanıyor. Bir dans grubunun prova için toplandıkları binada verdikleri parti, servis edilen sangriaya uyuşturucu karıştırılmasıyla çığırından çıkıyor. Dansçıların birbirini yakından tanımaya başlayacağı, müzik dinleyip prova yapacakları güzel gecenin nasıl cehenneme dönüştüğünü görmek gerçekten herkesin kaldırabileceği bir perspektiften işlenmiyor. Öyle ki özellikle sinemada filmi terk eden oldukça insan olduğu doğru. İzlediğimiz cehennemin tonunu git gide koyulaştırmaya devam eden Noé seyircilerin görsel ve işitsel duyularını adeta ele geçiriyor.



 

 

 

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!