Okunma Sayısı: 258
  • 11
  • 0
  • 0
  • 0

Bu Beni Senden Daha Az Mı İnsan Yapar?


Bu Beni Senden Daha Az Mı İnsan Yapar?

-Bu beni senden daha az mı insan yapar? dedim. Tanımadığım birini sevebileceğimi o gece öğrendim.

 

Lacivert kaldırımların üzerinde serçe gibi sekerken, romantik kırılganlığımın farkında değildim henüz. Pilav arabasını toplamaya başlamış seyyar satıcının zabıtaya bakışı gibi baktı bana. “O da emir kulu” palavralarını yutmayacak kadar yaşlıydı. Gözleri bir an için buluştu benimkilerle, solgun gözkapaklarının altında yanan alevi öyle derinlere saklamıştı ki gözleri kül rengine bürünmüştü. Yürüyüşünde bir koyvermişlik sezilirdi. Yürümez de seğirtirdi. Durması gerekse zorlanmazdı. Sanki yola minnet etmek istemezmiş gibi ayakları yere basmaz ama süzülürdü.

O gece parktaki yürüyüş yollarının çevrelediği yeşilliği izliyordum. Yüksek sokak lambalarının belli belirsiz aydınlattığı ağaç dalları yere yansıyan gölgelerinden şekiller oymaya başlamıştı. Saat gece yarısını geçmişti. Çakmak için iç cebime uzandım. Gümüş bilekliğin yanında çakmağı buldum, sigaramı yaktım. Düşüncelere ve dalların yere yansıyan gölgelerine daldım. Soldan yaklaşan bir dalga sanatçı ağaç dallarını karanlığıyla yutmadan biraz önce iç cebimde ezilmesin diye içtiğim ikinci dala geçmiştim bile. Kim olduğunu görmek için paltomun yakasından ileri baktım. Bir kadın yaklaşıyordu. Rahatsız olmasın diye başımı diğer tarafa çevirdim. Önüne mi geçmeliydim? Sigaram bitmek üzereydi ve birazdan onunla aynı yöne yürüyecektim. Onu takip ettiğimi düşünmesin diye hızlıca birkaç nefes çekip sigarayı söndürdüm. Hızlı adımlarla yürüyüş yoluna çıktım. Kadın olmamanın bilinçli insanlara yüklerinin arttığını düşündüm. Bencilce gelse de haklı olduğumu biliyordum. Acıları yarıştırma niyetinde değildim ama bir kadını rahatsız etmemek için ne kadar çok şeyi dikkate aldığımı zamanla fark etmiştim. İlk defa gece vakti otobüsten inmem gereken duraktan bir durak sonra inince neden böyle bir şey yaptın diye kendime kızmamla başlamıştı bu fark ediş. Sonraları gözlerimi kaçırmaya başladığımı fark ettim. Kahve sırasında bile önümde bir kadın olunca onun rahatsız olma ihtimali beni bir şeyler yapmaya zorluyordu. Hiçbir zaman pasif biri olamamıştım maalesef. Nazik biri olduğumu sanıyordum fakat kadınlardan nezaket göremiyordum. Aslında onları sevmiyordum bile. Oldukça kaba ve acımasız olduklarını ama onların bu hallerinin benim nezaketimi eksiltemeyeceğini düşünüyordum.

Kış bitmiş olsa da soğuk derimi yakıyordu. Paltoma iyiden iyiye büzüldüm. Arkamdaki kadının ayak seslerinden yaklaştığını anlıyordum. Oldukça uzun biri olmama rağmen beni yakalıyordu. Sporcu olmalı diye düşündüm. Bu saatte sokakta ne yapıyordu ki? Sen ne yapıyorsun ki diye kızdım kendime. Sana ne hem ne yapıyorsa gitsene sen evine!

Dar yürüyüş yolunda yürümeye devam ettim. Kısa bir süre sonra karşıdaki gölgeden beyaz derisinin üzerine siyah noktalar olan bir sokak köpeği çıktı. Uzun kulakları çenesinin altına sarkıyordu. Kirli beyaz tüyleri griye çalmış, uzun dilini sarkıtmış bana yaklaşıyordu. Tek istediğinin biraz sevgi olduğunu anlamak zor değildi. İlk hatamı burada yaptım. Durdum, eğildim ve köpeğin başını okşamaya başladım. Hoşuna gitmiş olacak ki kendini ayaklarımın üstüne atıp karnını okşamam için sırtının üstüne yattı. İsteğini yerine getirdim. Bazen kendimi yalnızca sokak hayvanlarını sevebilmek için yanımda ıslak mendil taşımaya zorlardım. Bugün o günlerden biri değildi. Kirli derisi elimde yapışkan bir iz bırakmıştı. Arkamda olması gereken ayakların yanımda durduğunu fark ettim.

-Islak mendil ister misin, dedi. Yavaşça doğruldum

-Olur.

Çantasına ulaşıp bana mendili verdi.

 

Gençti. 20’li yaşlarının başında olmalıydı. Kısa saçları omzunun üstünde bitiyordu. Spor taytının üstüne geniş bir mont giymiş, montunun içinden çıkan kapüşonunu başına geçirmişti. Herhalde başının arkasındaki saçları daha uzun değildir, diye düşündüm.

-Teşekkür ederim.

Cevap vermedi. Kısa bir sessizliğin ardından sigaramın olup olmadığını sordu. Son dalı biraz önce içtiğimi söyleyince yüzünü buruşturdu.

-Bu saatte açık market bulmak zor.

Cevap vermedim.

-Arkamdan yürümemek için sigaranı hızlıca söndürdüğünü gördüm. İnce bir hareket.

Oldukça şaşırmıştım. Bir kadının bunu fark edeceğini düşünmezdim. Afallamış bir şekilde:

-Önemli bir şey değil, dedim.

Beni süzdüğünü fark etmiştim. Cüretkar bir kadın, diye düşündüm.

-Bu dünyada kadın olmak yeterince zor, sadece biraz yardım etmeye çalışıyorum, diye ekledim. Nedense sesimde anlaşılması güç bir sitem vardı. İkinci hatam buydu. O da sezmiş olacak ki

-Ama? dedi.

-Aması yok. Bu kadar.

-Aması var. Çünkü bu kadar düşünceliysen kırıldığın bir şeyler mutlaka vardır.

-Düşünceli insanlar güçlü olamaz mı, dedim.

-Kırılan insanlar güçlü olamaz mı, dedi.

-Kırılan insanlar güçlü olanlardır.

-Öyleyse?

 

Kafamdaki cümleleri toparlamak için parkın uzak köşesine doğru baktım. Kemerli burnum onun olduğu yerden nasıl görünüyor acaba diye düşündüm. Umarım gölge düşüyordur.

 Bizden yaklaşık elli metre ileride üç sarhoşun diğer sarhoşu çöp konteynerine atmaya çalışmasını izledim. Yanlış kişiyi seçmişlerdi çünkü diğeri kaldıramayacakları kadar kiloluydu. Umutsuzca çırpındıktan sonra kaldıramadıkları adamın yanına uzandılar. Hayat sarhoşken ne kadar güzel diye düşündüm.

Boğazını temizledi. Bu bir uyarıydı. Konuş artık sabrım azalıyor! Sonunda ona döndüm.

-Kadınlarla bir türlü anlaşamıyorum, dedim.

-Nasıl?

-Bilmiyorum. Hep rol yapar gibi bir halleri var. Erkekler rol yaptığında anlaması çok kolay. Ama kadınlar bu işte ustalaşmış. Anlaşılmıyor.

-Anlamadım. Örnek ver.

Anlamıştı.

Ama devam ettim:

-Örneğin kadınlar sanki erkekler düşmanmış gibi davranıyor. Etki-tepki odağından doğmuş her fikir gibi bu da yanlış. Kusura bakmayayım ama erkekler aptal. İstediklerini hızlıca belli ederler. Olmayınca da zarar verirler. Çoğunun yapabileceği tek şey zarar vermek zaten. Acıyı dışarda arıyorlar. Kadınlar ise acıyla doğar, her ay bu acıyı tekrar tekrar yaşarlar. Erkekler acı hakkında tanrı katında şanslı görünse de aslında değiller. Aptal doğuyor erkekler. Bildiğin aptal. Olgunlaşabilecekleri bir acıyla bile karşılaşmıyorlar. Eğer içinden geldikleri toplum, beslendikleri aile yeterince bilinçli değilse öyle görünmeseler de vahşi kalıyorlar. Kadınlara zarar veriyor, yalnızca çiftleşmek istiyorlar. Basit bir yaratık.

- Ama o basit yaratığın yarattığı sorunlarla biz karşılaşıyoruz.

- Sadece siz karşılamıyorsunuz. Biz de karşılaşıyoruz. Bir kadınla birlikteyken içinde onu koruma güdüsü vardır. Ne saçma değil mi? Sanki o bir birey değil gibi. Ama böyle işte. Bunlar; kadın, erkek dinlemiyor. Herkese, her şeye zarar veriyorlar. Ama yargılardan uzaklaşıp biraz geriden bakarsan anlıyorsun. Bunlar bildiğin aptal. Yaptıklarına sebebiyet veren duygular ilkel. Sorgulamaktan aciz. Toplumun, tanrının, ve ailelerinin ortaya koydukları bir bez bebekten farksızlar. Fakat kadınlar öyle değil. Kadınlar erkeklerin acizliğinin farkında. Hatta bundan zevk alıyorlar. Çünkü edilgen olmaya alışıklar. İstenilen olmak bir kadın için çok önemli. Yalnızca bir erkek tarafından değil. Ya da vücudu için değil. Kadınlar istesin, kıskansın. Bana öyle değil deme. Kadınlar arasındaki çekişmenin fiziksel bir boyutu olmadığı için toplum vicdanı görmezden geliyor o kadar.

-Doğru olabilir. Ama neye varmak istiyorsun anlamıyorum ve hava oldukça soğuk.

-Evet. Boşver, uzattım. Sadece her kadının gözünde potansiyel bir tehlike olmak beni yoruyor.

-Her erkeği potansiyel bir tehlike olarak görmekten daha yorucu değildir herhalde.

-Herhalde.

 

Sarhoşlar soğuk zeminden birbirlerine tutunarak kalktılar. Parkın bu tarafındaki çıkıştan ana yola çıktılar. Yanımızdan geçerken ucuz şarap kokusu ve iğrenç erkek salyası her yerimizi sardı. Kadının bana yaklaştığını hissettim. Kadın, evet ya ismini sormamıştım. Gerek de yok diye düşündüm. Konuşmamızın bittiğini sanıyordum.

-Bak şunları görüyor musun, dedi. Bunları tehdit olarak görmek zorunda değil miyiz?

-Haklısın.

-Onlar biraz uzaklaşana kadar bekleyelim.

-Peki.

Başına bir şey gelmesin diye ona eve kadar eşlik etmek istedim. Fakat söylemedim. Belki evinin yerini bana göstermek istemezdi. Aramızdaki sessizlik uzadı. Gitmek istiyordum. Ama bakışları beni yerime bir çivi gibi çakmıştı. Hareket edemiyordum. Sanki içimi görmek istiyordu. Neden merak etsin ki, diye düşündüm. Merak edilmemeye alışmıştım.

-Tuhafsın, dedi. Anlaşılmak istiyorsun ama anlatmak istemiyorsun.

-Konuşuyorum ya işte.

-Evet ama ben istedim diye. İçten söylemiyorsun. Bıkmışsın sanki.

-Herkes her şeyden bıkmadı mı?

-Bıktı mı?

-Bıktı.

 

Bir şeyler söylemek istedi ama vazgeçti. Sanırım değmeyeceğini düşündü. Ya da yorulmuştu sadece. Görüşmek üzere, mahiyetinde başını eğdi. Parkın çıkışına doğru süzüldü. Arkasından ona baktım. Gözlerime bir ağırlık çöktü. Başım bir geminin çapası gibi, beni denizin dibine çekmek istiyordu. Bu kadını sevebilirdim, dedim. Ne alakası vardı şimdi. Romantikliğime lanet okuyup yolu uzatmak için diğer çıkıştan eve gitmek üzere geri döndüm. Arkamdan tanıdık bir ses yükseldi:

-Hey, sence giden mi acı çeker kalan mı?

Klişe, diye düşündüm.

-İstemeden giden, dedim.

-Biz kadınlar acı çekmeye mahkumuz, dedi. Uygarız, güldü.

-Bir şey değiştirecekse ben de çok acı çektim, dedim. Bu beni senden daha az mı insan yapar?

-Hayır, sadece kadın yapmaz.

 

Parktan çıkana kadar ardından baktım. Gümüş bilekliği konteynera attım.

Bu kadını sevebilirdim, dedim. Ah şu lanet romantikliğim.

 

                                                                                               

 

 

 


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!