Okunma Sayısı: 202
  • 9
  • 0
  • 0
  • 0

Bu Boşluğu Kaçarak Dolduramam.


Bu Boşluğu Kaçarak Dolduramam.

Bu boşluğu kaçarak dolduramam.

 

-Kahvaltı yap. Taşındığından beri kilo veriyorsun, dedi. Hep böyle bu kadın. Demirlediğim en sığ limanım. Ama güvenlidir. Rüzgarsız, zararsız, kıyıya yanaşması kolay.

-Tamam yaparım. Kahve demlensin.

-Akşam görüşürüz.

Demir kapının kapanma sesini duydum. Yumurtaları buzdolabına geri koydum. Su ısıtıcısını kapattım. Soğuk bir duş alıp, nereye gideceğime karar vermeden evden çıktım. Bina çıkışında Pisi karşıladı beni. Sabahları bana selam vermeden güne başlamaz kızım. Önce sağ ayağıma sürtünür, bacaklarımın arasından sol ayağımın üstüne çıkardı. Ardından dizlerime patisini koyar, “şu ellerini kullanacak mısın artık!” der gibi bana bakardı.

Pisi’yi gece vakti hiç görmedim, diye düşündüm. Ne yapıyordu acaba? Gizemli bir kediydi. Beyaz vücuduna meydan okuyan siyah bir kafası vardı. Sanki biri kuyruğundan onu tutmuş da tüm siyahlığını sıkıp atmak istemiş. Islak bir havlu gibi. Tabi başaramamış.

Alelade bir kafeye girdim. Kasaya yaklaştım, kimseyi göremeyince seslendim.

-Pardon, biri bakabilir mi buraya?

                Beklerken etrafa bir göz attım. Yüksek tavanlı, gri duvarlı ferah bir mekandı. Girişteki avluyu içeriden ayıran kısa bir duvar vardı. O duvarın hemen arkası dışında bulunduğum yerden mekanın tamamı görünüyordu. Kahverengi deri koltuklar girişteki avlunun iki yanına yerleştirilmişti. Önüne geniş bir masa ve hemen ardına iki çelik sandalye. Deri koltukta çiftler oturuyordur herhalde, diye düşündüm.

                O esnada kapının açılma sesini duyup arkamı döndüm.

-Beklettiğim için çok özür dilerim. Siparişinizi alabilir miyim?

-Bir şekersiz filtre kahve lütfen. Orta boy. Sütsüz olsun.

Sütlü de olabilirdi diye düşündüm cümlem bittiği anda. Sütlü alsaydım keşke.

-Hemen hazırlıyorum.

Hadi söyle hazırlamaya başlamadan sütlü istediğini, dedi içimdeki ses. Hayır, süt sevmiyorum ki ben zaten. Sütlü içen ben değildim. Teşekkür edip kahveyi aldım.

Kafeden çıkıp geniş caddeye baktım. Kütüphaneye gitmek için çıkacağım dik bir yokuş vardı. Yokuşlar sabahları yok olmalı, diye düşündüm. Gündüzleri yokuş çıkmamalı insanlar. Basit olmalı hayat biraz. Neyse, parka gideyim. Belki köpek severim. Parka doğru yokuş aşağı yürümeye koyuldum. Basitti hayat. Yanından geçtiğim reklam panolarından birinde bir adam fotoğrafımı çekiyordu. Rahatsız oldum biraz.  

-Fotoğrafımı çekmeseniz olmaz mı, dedim.

-Kamusal alan burası fotoğraflamamı engelleyemezsiniz, diye kızdı bana.

Ne çirkef adammış be!

-Çekemezsiniz demedim ki sadece rica ettim, dedim.

Afalladı.

-Tamam sorun yok. Sildim.

-Teşekkürler.

Bunları sopaya alıştırmışlar, diye düşündüm. Üzüldüm ona da. 2 boyutlu bi de. Basit falan değildi hayat.

Parka iki yüz metre kadar vardı. Yokuştan inerken kırmızı otobüsler yanımdan geçiyordu bir bir. Gri körüklerini dışarıdan görebiliyordum. Kesin biri o körüklere oturuyordur şu an, diye düşündüm. Ben otuyordum, başkası neden oturmasın? Çok garip yerlerdir o otobüsler. Otobüsler sınıfsaldır. Şehir içi otobüslerin ücret tarifeleri aynı olsa bile. En çok otobüsler sınıfsaldır. Otobüsler yolcu aldıkları ve bıraktıkları yerlerin, sosyolojik turnusollarıdır. Eğer saati iyi denk getirebilirseniz yalnızca o araçların içindekilere dikkat ederek koca bir şehrin sosyolojik haritasını çıkarabilir ve mahallelerin iç yüzünü görebilirsiniz. Bazen gerekenden fazla da görürsünüz ama çocukların suçu yoktur anneler hep fazla yedirmeye uğraşır. Otobüsler de malum, sallanır.

Bir keresinde hiç bilmediğim bir yere gitmek için bindim bu kırmızı otobüslere. Birkaç dakika içerisinde saatimi paltomun cebine saklamam gerektiğini anladığım bir otobüstü bu. Otobüsün en arkasındaki esmer tenli çocuklar ya histerik bir atak geçiriyordu ya da anneleri işitme engelliydi.

Yan koltukta oturan iki adam o günün vurgunundan bahsediyordu. Gümüş bir kolye geçmiş ellerine. Pırlanta taşları varmış. Zaten hak etmiyormuş onu takan. İyi ki bulmuşlar.  

Önümdeki koltukta sakızı ağzına sığdırmaya çalışırken düğün masraflarının çokluğundan bahseden kadın evleniyormuş. Hamileymiş galiba hemen evlenmesi lazımmış. Yoksa babası neler yaparmış? Annesi de kurtaramazmış bu sefer. Hem mahalleye nasıl girermiş ondan sonra?

Otobüsten inince hiçliğin ortasında bulmuştum kendimi. Bir fırın dışında yıkık dökük gecekondulardan başka bir şey yoktu. Tahmin edilebilir olduğunu düşünmüştüm. Ne yazık ki lanet çocuklar da inmişti otobüsten. Hiç sevemedim şu yaratıkları, diye düşündüm.

Ne için oraya gittiğimi hatırlamıyordum. Anılarım eksikti. Eksik olmalıydı. Döndükten sonra o otobüse bir daha binmedim. Binecek de değilim. Benim için şehrin o yanı bindiğim o otobüsle birlikte yok olmuştu.

O gece öğrenmiştim. Otobüsler gerçekten bir turnusoldan farksızdır.

 

Parka vardığımda göğsümde kocaman bir delik vardı. Kan sızıyor mu diye kontrol ettim, sızmıyordu. Köpeklerden biri hemen yanıma ilişti. Hisseder bu hayvanlar böyle şeyleri, dedim. İki ayaklı hayvanların tek hissettikleri kasıklarındaki kan. Basit hayvanlar, diye düşündüm. Gelirken kahvemi dökmüştüm zaten. Basit değildi hayat.

Birkaç saat parkta oyalandım. Köpeklerle oynadım, evsizleri izledim. İçim geçmiş, gün batarken uyandım. Solumdan yoğun bir şarap kokusu yükseliyordu. O tarafa bakınca yırtık elbiseleriyle başımda bekleyen bir adam gördüm. Kutsal bir görev addetmiş gibi etrafına bakıyor, arada beni kontrol ediyordu. Uyandığımı görünce iyice yaklaştı. Şimdi koku daha da yoğunlaşmıştı.

-Buralarda böyle uyursan şu köpekle benden başka hiçbir şeyin kalmaz he, dedi.

Zaten yoktu. Doğruldum.

-Eyvallah dayı.

Borçlu hissediyordum. Avucuna biraz para bıraktım. Öyle kızgın bir şekilde baktı ki bana parayı hemen geri aldım. Neyse ki iyi insanların kırılgan gururları vardı, saldırgan değil.

Akşam olmuştu. Başımı eğip göğsüme baktım. Delik küçülmüştü. Eve gittim.

Pisi yoktu.

Ev boştu.

Göğsüme baktım. Delik yoktu.

Bir duş aldım. Aynada kendimi beğendim.

Kapı çaldı.

Göğsüme baktım. Kocaman bir delik vardı.

Bu boşluğu kaçarak dolduramam, dedim.

Kapıyı açmadım.

Işıkları kapatıp uyudum.

Kadını bir daha görmedim.


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!