Okunma Sayısı: 86
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0

Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i Üzerine


Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i Üzerine

Kaynaklar:
Arthur Brooke'un The Tragical History of Romeus and Juliet adlı şiiri. (1592)

Oyunun Kökenleri:
Genç âşıkların ayrı yaşamak yerine birlikte ölmeyi tercih ettiği temel öykü antik bir öyküdür. Örneğin Romalı şair Ovidius'un Dönüşümler'inde ayrı düşen âşıklar Pyramus ve Thisbe'nin öyküsü yer alır. Shakespeare'in bir sonraki oyunu Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda bunu parodileştirmiştir. M.Ö 3. yüzyılda Yunan yazar Efesli Xenophon'un Ephesiaca adlı öyküsünde 16 yaşındaki Habrocomes ile 14 yaşındaki Anthia birlikte intihar etmeye girişir.

Romeo ve Juliet'in öyküsü 16. yüzyıl İtalya'sında Luigi da Porto'nun 1530'daki Giulietta e Romeo adlı romanı gibi versiyonlarıyla çok popüler hale gelmiştir. Öyküde kan davası güden Veronalı Montecchi (Montagueler) ve Cremonalı Capaletti (Capuletler) aileleri tarihseldir ve şair Dante Alighieri Purgatorio adlı eserinde 13. yüzyıl İtalya'sındaki çatışmaların merkezinde bu ailelerin bulunduğunu yazar. Shakespeare'in doğrudan kaynağı ise Arthur Brooke'un 1562'de The Tragical History of Romeus and Juliet başlığıyla uzun bir şiir olarak kaleme aldığı İngilizce versiyonudur.

Romeo ve Juliet'teki baş karakterlerin birçoğu Brooke'un şiirindekilerle aynıdır, ama Shakespeare öyküyü daha farklı işler. Âşıklar evlendikten sonra sadece bir geceyi birlikte geçirir; Brooke'un şiirinde ise Romeo, Juliet'i birkaç ay boyunca her gece ziyaret eder. Shakespeare'in öyküsü daha hızlıdır; bu da romansın trajik kısalığını vurgulamaya hizmet eder. Shakespeare'in âşıklara karşı takındığı durum bir hayli farklıdır. Brooke onları hiç onaylamayarak, ''Dürüst olmayan bir arzuya kendilerini kaptıran, aile ve arkadaşlarının otoritesini ve tavsiyesini görmezden gelen talihsiz âşıklar'' olarak niteler. Halbuki Shakespeare onların tarafındadır. Romeo ve Juliet oyununda âşıklar masum kurbanlardır: Juliet henüz 13 yaşındadır ve aşklarının güzelliği ve ateşi onları ailelerinin çekişme ve sertliğinden çok yükseklere taşır. Shakespeare'in bu kadar geniş bir beğeni toplaması ve mesajının o dönem için çok huzur bozucu olması bu iyi kalpli sempatisinden kaynaklanır.

Romeo ile Juliet'in kendi ruhsal yapılarında hiçbir çelişki yoktur; birbirleriyle de çatışma halinde değildirler. Hatta ansızın kapıldıkları sevdaya bile karşı koymazlar. Onları ölüme sürükleyen olaylar, kişiliklerinden değil, ancak ailelerinin öteden beri düşman olmalarından, yani bir rastlantıya bağlı dış koşullardan doğar. Şöyle ki, Montague ve Capulet aileleri iyi geçinse, Romeo ve Juliet tragedyası diye bir şey olmayacaktı. İşte bu yüzden, kimi eleştirmenler, gerçekten trajik bir oyun olarak değil, ancak ”acıklı” bir oyun olarak tanımlarlar Romeo ve Juliet'i. Oysa gene bir aşk öyküsünü ele alan Antonius ve Cleopatra'da, tragedya sadece dış koşullardan, yani Antonius'un bir Romalı general, Cleopatra'nın da Mısır kraliçesi olmalarından değil, bu âşıkların kendi benliklerindeki çelişkilerden, kişiliklerinin karmaşıklığından ve birbirleriyle kıyasıya çatışmalarından kaynaklanır. Bu sayede de çok daha ilginç ve çok daha derin bir anlam kazanır, gerçekten trajik boyutlara varır.

Romeo ve Juliet oyunu İngiltere'nin her zamanki gibi bölünmüş olduğu bir dönemde yazılmıştır. Kral VIII. Henry 1533'te Roma Katolik kilisesinden ayrılmıştır ve bunun açtığı yaralar halen tazedir. VIII. Henry'nin kızı Kraliçe I. Elizabeth'in protestan rejimi, hem içeriden hem de dışarıdan Katoliklerin saldırısı altındadır. Rejim, Kraliçe'nin ilk bakanı Robert Cecil'in öncülüğünde karşı saldırıya geçmiştir. Katolik muhalifler, Cecil'in yandaşları tarafından acımasızca avlanır ve Katolik Karşı Reform hareketi Protestan İngiltere'yi tekrar saflarına çekmek için komplo kurar.

Shakespeare'in de ait olduğu genç kuşaklar, savaşan hiziplerin arasında kalmıştır. Romeo ve Juliet oyunu onlara çatışmaların çocukların üzerindeki trajik sorunlarını hatırlatmayı amaçlamış olabilir. 

Shakespeare'in oyunları arasında herhalde en fazla bilinen Romeo ve Juliet'tir: Ayrılığa yazgılı iki genç âşığın daha pek çok öyküsü vardır (bahsettiğim gibi), ama Romeo ve Juliet'in aşkının yoğunluğu Shakespeare'in dramasına çağlar boyunca yankılanan duygusal bir etki sunmuştur. 

Romeo ve Juliet ilk görüşte âşık olur, ertesi gün evlenir, kısa ve eşsiz bir aşk gecesinin ardından ailelerinin kan davaları yüzünden ayrı düşer ve her ikisini de intihara sürükleyen olayların girdabına kapılırlar. Gençlik duygularının -aşkın olduğu kadar, yaşlıların da bilgece rehberlik sunmayı başaramadığı, parçalanmış bir dünyada gençliğin öfkesinin, canlılığının ve gelgeçliğinin- vahşi ve çarpıcı enerjisini bu kadar iyi yakalayabilen çok az oyun vardır. Bu oyunun çok ürkütücü doğurganlığıyla çağdaş gençliğe çoğu zaman cazip gelmesi hiç şaşırtıcı değildir.

Shakespeare âşıkları bekleyen kaderi en başından itibaren açıkça ortaya koyar. 14 dizelik kısa açılış pasajında, Koro oyunun iki ''talihsiz'' âşığa dair olduğunu -âşıkların üzücü ve ortak kaderlerinin yıldızlarda yazıldığını- ve aileleri makul bir tutum takınmadan önce gençlerin öleceğini anlatarak tüm olay örgüsünü açıklar:

"Sahnemizi açtığımız şu güzel Verona'da 
Soylulukta birbirine denk iki aile
Eski bir düşmanlıktan gelen yeni bir kavgada;
Yurttaş kanı yurttaş elini lekeler burada.
İşte ölümcül döllerinden bu iki ailenin
Doğar yıldızları sönük iki talihsiz sevgili,
Yürek parçalayan acı yazgılarıyla bu iki genç
Ölümleriyle toprağa gömer büyüklerin kinini.
Ölümle mühürlenen aşklarının izlediği seyir
Ve kimsenin değiştiremeyeceği, çocuklarının
Yok olmasıyla son bulan ana babaların öfkesi,
Sahnemizin iki saat sürecek trafiğidir.
Söylediklerimizi dinlerseniz sabırla
Söylemediklerimizi de görürsünüz oyunda."
(s. 1)

Senaryoları izleyiciyi merakta tutacak şekilde kurgulanmış filmlerde olay örgüsü en son ana kadar aşama aşama ilerler. Buna alışkın modern izleyicinin (veya okuyucunun) gözünde oyunun bu başlangıcı şaşırtıcı olabilir. Günümüzün eleştirmenleri seyir zevkini kaçıran bir açıklama uyarısı yapma ihtiyacı duyabilirdi. Fakat bu başlangıç, seyir zevkini kaçırmak bir yana, Romeo ve Juliet'i etkileyici bir drama kılan dürtüyü verir. Genç âşıkların bir araya geldiklerinde neler olacağını -kendileri bunun farkında olmasa da- tam olarak biliriz. Genç âşıklar ona aldatıcı bir büyü, masumiyet ve iyimserlik yüklerken bile aşklarının talihsiz olduğunu biliriz ve kaderlerindeki sona doğru körü körüne ilerlerken onlardan gözümüzü ayıramayız.

Daha derine inmeden önce Romeo ve Juliet'in kişiliklerini ele alalım:

Romeo, Juliet ile karşılaşıncaya dek, belirli bir kadından çok, aşk kavramına tutkun olduğu için oyunda hiçbir zaman görülmeyen Rosaline adlı bir kıza âşık sanır kendini. O çağın geleneksel âşık davranışlarını benimseyip, basmakalıp sözler söyler. Ama gerçek aşkın ne olduğunu anlayınca, Romeo'nun tüm tutumu değişir. Hele Juliet'in öldüğü yanlış haberini aldıktan sonra Romeo birdenbire olgunlaşır. Daha bir gün önce evlendiği karısından ayrılmak zorunda kaldığı için bir çocuk gibi kendini yere atıp hüngür hüngür ağlayan genç, bu haber üzerine acısını gizleyerek, büyük bir sessizlik içinde, kendini öldürmeye karar verir.

Juliet ise, insan olarak Romeo'dan kat kat daha ilginçtir. Shakespeare, oyunlarında ki kişilerin yaşlarını genellikle söylemediği halde, Iuliet'in on dört yaşını henüz bitirmediğini Özenle belirtir. Ne var ki, bu kız çocuğu, Romeo'yu sever sevmez, olgun bir kadına dönüşür. Romeo'yu ilk gördüğü sırada, onun kimliğini, evli mi yoksa bekâr mı olduğunu bilmez. Bu gencin kim olduğunu öğrenmesini dadısından isterken, ”Eğer evliyse benim düğün döşeğim mezarım olacaktır herhalde” der. Boşuna söylenen bir söz değildir bu. Nitekim daha sonraları Romeo'yu yitirince, hiç duraksamadan kendi canına kıyacaktır. Bir çocuk olan ve bir çocuk gibi her zaman doğal davranan Juliet'te, geleneklere uygun genç kız tutumlarının, âşığına nazlanmak gibi yapmacık tavırların en
küçük bir izi görülmez. O kadar ki, birbirlerini sevdiklerine göre, hemen evlenmelerini öneren Romeo değil, Juliet'tir. Romeo âşık olmasına âşıktır, ama Juliet'in sevgisinde, bu sevgiden kaynaklanan tüm davranışlarında, tüm sözlerinde, insanı gerçekten saygı ve hayranlık içinde bırakan bir içtenlik ve bir kesinlik vardır.

Acı, Romeo'yu da, Juliet'i de olgunlaştırır.

Her an olan bitenin bilincinde olmanın ön plana çıktığı oyunda, anlık gerçekleri ihmal ettikleri için mutluluğa ulaşamazlar. Trajedi, dört günlük bir süreye sığar. Çeşitli imgeler, günün saatini, sabah ve geceyi, haftanın günlerini, olayların sırasını ve ölümcül bir olaydan sonra tam olarak geçen süreyi vurgular.

Aslında oyunun 1590'larda ilk kez sahnelendiğinden bu yana öyküyü bu kadar büyüleyici kılan şey sadece ölümle sonlanabilecek kadar güçlü ve kaçınılmaz bir aşk yaşıyor olmalarıdır. Acımasız bir dünyanın üzerinde uçuşan aşk fikri romantikleri, özellikle de gençleri mest eder.

Shakespeare'in oyunlarındaki en tüyler ürpertici cinayetler Verona sokaklarında işlenir. Othello ve Macbeth'teki hiçbir şiddet olayı, Tybalt'ın, Romeo'nun kolunun altından kılıcını sokarak Mercutio'yu öldürüşü kadar fütursuz, körleme ve korkunç değildir.

Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar.

KAYNAKÇA:
* Alfa Yayınları, Kolektif, Shakespeare Kitabı                                                                                                                                                                                                                          * Park Honan, Shakespeare: Bir Yaşam, YKY                                                                                                                                                                                                                           * Mina Urgan, Shakespeare ve Hamlet, YKY


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!