Advertisement
Okunma Sayısı: 94
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0

Aşk, İsyan ve Noir Desir


Aşk, İsyan ve Noir Desir
Advertisement

Dünyaca ünlü rock yıldızı John Lennon, Fransız rockı için İngiliz şarabı benzetmesi yaptığında o dönem için pek de haksız sayılmazdı. Ne var ki Fransız rockını bu tatsız benzetmeden kurtarma görevini üstlenecek olanlar dünyanın en güzel şaraplarının üretildiği yer olarak bilinen Bordeaux’dan çıkacaktı. Lise sıralarında tanışan Bertrand Cantat, Denis Barthe, Serge Teyssot-Gay ve Frederic Vidalenc kurdukları Noir Desir’le bu misyonu üstlenmeye hazırlardı.

Bordeaux’dan Sovyetlere Uzanan Yol

Bordeaux’nun gece kulüplerinde çalmaya başlayan ve yerel bir üne kavuşan Noir Desir zamanla plak şirketlerinin ilgisini çekmeye başlar. Barclay etiketli ilk albüm Où veux-tu qu'je r'garde ? 1987 yılında gelir. Albümün kısa sürede beş bin kopya satarak adından başarıyla söz ettirmesi sonucu şirket, grupla üç albümlük yeni bir sözleşme daha imzalar. Noir Desir şöhretini tüm Fransa’ya duyurmakta kararlıdır. Grup o sene Paris’te dahi sahne alır. Albümün iki numaralı şarkısı Toujours être ailleurs’nün klibinde semazenleri görürüz. Noir Desir daha o günlerden farklı olacağının sinyallerini vermektedir.

İkinci albüm Veuillez rendre l'âme (à qui elle appartient) 1989’da piyasaya sürülür. Mayakovski’nin Lili Birik’e aşkından, Lautremont’dan ve gizemini hâla koruyan imge yüklü diğer şarkılardan oluşan albüm grubun başarısını daha da tırmandırır. Tabi isyan da albümün ayrılmaz bir parçasıdır. Kendi tarzlarından uzaklaşarak popüler kültürde yer edinmek hiç de onlara göre değildir. Öyle ki grubun imajını yansıtmayan  Héros de l'Amer adlı şarkının çok beğenilmesi ve albümün önüne geçmeye başlaması onları endişelendirir. Grup üyeleri şarkıyı konserlerinde çalmamaya karar verirler. Diğer yandan plak şirketinin baskısına rağmen TV şovlarına katılmayı da reddederler. Noir Desir’in yolu bu albüm sonrası Sovyetler Birliği’ne düşecektir ve SSCB’de sahne alan ilk Fransız grup olma ünvanını elde edeceklerdir.

Üçüncü albüm Du Ciment Sous Les Plaines 1991 senesinde gelir. Politik mesajlarını ve kendi müzik anlayışlarını her şeyin önünde tutan grup, müzik endüstrisinin ticari kaygılarını bu albümünde de umursamaz. The Holy Economic War ile kapitalizmin ideolojik sloganları yerle bir edilir. Ne var ki albüm beklentileri karşılayamaz. Üstüne üstlük sahnede sınırları zorlayan solist Bertrand turne sırasında rahatsızlık geçirir. Turnenin son günlerine doğru grup üyeleri arasında anlaşmazlıklar da baş göstermeye başlar. Grup birlikteliğine bir süreliğine ara verir. Bu dönemde Bertrand’ı Meksika seyahati beklemektedir. Bu seyahatin izlerini grubun öfke dolu bir sonraki albümünde görmek mümkün olacaktır. 

Faşizme, kapitalizme ve küreselleşmeye karşı

Grubun dönüşü 1992 yılının sonlarına doğru Tostaky albümüyle olur. Meksikalı Zapataist devrimcilerin sloganı olan ‘’todo está aquí’’nin kısaltmasıdır Tostaky. Albümün tonu geride kalan diğer albümlere nazaran daha sert ve politiktir. Grubun sesi faşizm tehlikesine karşı artık daha gür çıkmaktadır. Here It Comes Slowly şarkısıyla bu tehlikeye cevap verilir: We can keep that beast away it still lays in its gore, We'll never stand fascism anymore. Albüm her ne kadar politik mesjlarla dolu olsa da sanatsal içerik açısından da oldukça zengindir. Vlademir Nabokov’un Lolita adlı romanına atıfta bulunan Lolita nie en bloc ve İkinci Dünya Savaşı’nın çok konuşulan güzeli Marlene Dietrich’e övgüler düzen Marlene albümün güzide parçalarından birkaçıdır. Albüm başarısıyla doksanlı yılların Fransız rockını domine etmeyi başarır. Öyle ki Rolling Stone dergisinin 2010 yılında yayınladığı Fransız rock tarihinin en güzel yüz albümü listesinde ikinci sıra Tostaky’e aittir. Grup albümden sonraki iki yıl boyunca tüm Avrupa’yı kat eder ne var ki Bertrand’ın ses tellerinden sıkıntı yaşaması ve ameliyat olması sonucu 1995 yılı için bir yıllık ara verilir. 

Uzun süren aranın ardından beşinci albümün zamanı gelmiştir. Kapağında masmavi bir gökyüzünün yer aldığı 666.667 Club son albümden dört yıl sonra 1996 yılında piyasaya sürülür. O yıllar Fransa’da aşırı sağ siyasetin tırmandığı yıllardır ve 1995 yılındaki Cumhurbaşkanlğı seçimlerinde Ulusal Cephe adayı Jean Le Pen oyların %15’ini almıştır. Noir Desir’e göre faşizm tehlikesi artık kapıya dayanmıştır. Un Jour En France adlı parçada Ulusal Cephe’ye gönderme yapılır: Et quelques fascisants autour de quinze pourcent, Charlie défends-moi ( ve bazı faşistler yüzde on beş civarında, Charlie beni koru). Charlie ifadesiyle çağrıda bulunulan, son zamanlarda Türkiye’de de gündemden düşmeyen sol-anarşist eğilimli dergi Charlie Hebdo’dur. Dergi o zamanlar Ulusal Cephe’nin kapatılması için imza kampanyası düzenlemektedir. Daha çok bir aşk şarkısı izlenimini veren Comme elle vient da politik mesajlarla doludur. Şarkının klibinin başında işaret diliyle birbirlerine seçimlerdeki %15 oy oranından bahseden kadınları görürüz. Bunun üzerine içlerinden biri bunu duymaktansa sağır olmanın daha iyi olduğunu söyler ve şarkı başlar. Şarkı bitiminde ortada beliren köpek ise oldukça manidardır. Belki de Noir Desir’e göre ortada beliren Ulusal Cephe’nin ta kendisidir. Zamanla grubun kült parçalarından biri haline gelecek olan L’homme Presse ile iş dünyasının ensesi kalınları tiye alınır. Her şeye sahip olan ve Noir Desir’in tabiriyle eteklerinde sekiz milyar köleleyi taşıyan sermaye patronlarının ağzından kendi yaşamları anlatılır. Şarkının klibinde Avrupa Birliği eleştirisi görmek de mümkündür.

Albümün sonunda bir de secret track saklıdır: O sene beyin kanaması sonucu otuz yedi yaşında hayatını kaybeden The Gun Club’ın solisti Jeffrey Lee Pierce’a atfedilen Song For JLP. 1997 Temmuz’unda Belfort’daki Eurockeennes müzik festivalinde yaklaşık seksen bin kişi önünde sandalyenin üzerinde solo bir şekilde söyler Bertrand. Öfke yerini kısa bir süreliğine melankoliye bırakır.

Rüzgar, Doğu ve İstanbul

Takvimler 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde dünya için karanlık bir günün perdesi de ne yazık ki açılmış olacaktır. New York’ta gerçekleşen ve tarihe 11 Eylül saldırıları olarak geçen terör eylemi sonucu binlerce insan hayatını kaybedecek, insanlık kendisini etkisi yıllarca sürecek bir krizin eşiğinde bulacaktır. O gün aynı zamanda birkaç yıldır ortalarda pek görünmeyen Noir Desir’in altıncı stüdyo albümü olan Des Visages Des Figures’ün de yayınlanma tarihidir. Bu ilginç tesadüften daha şaşırtıcı olanı albümün iki numaralı şarkısı Le Grand Incendie’dir. Acil durumdan, yangından, sirenlerden ve New York'tan bahseden şarkı tam olarak 11 Eylül saldırıları sonrası oluşan durumu betimlemektedir. Şarkının çıkış tarihiyle saldırı aynı gün gerçekleşmiştir ayrıca grubun solisti Bertrand Cantat şarkının sözlerini saldırıdan birkaç ay önce New York'ta yazmıştır hatta bir röportajında 11 Eylül günü de orada bulunduğunu söylemiştir.

Des Visages Des Figures bir ay içerisinde altı yüz bin kopya satarak önemli bir başarı elde eder, Fransa’nın en prestijli müzik ödülleri olan Victoires de la Musique’de gruba en iyi rock albümü ödülünü kazandırır. Ne var ki söz konusu Noir Desir olunca sıradan bir ödül töreni düşünmek pek de mümkün değildir. Daha önceki ödül törenlerine katılmayı reddeden grup o gece orada bulunmayı tercih eder. Plak şirketinin de sahibi olan Vivendi Universal’in CEO’su Jean Marie Messier’e canlı yayında bir mektup okuyan Bertrand onu alaycı bir uslupla eleştirir ve konuşmasını ‘’aynı gezegende olsak da aynı dünyaya ait değiliz’’  diyerek bitirir. Söz konusu mektup İstanbul konseri için Türkiye’de bulunan Bertrand’a sorulduğunda Messier’e dair şu açıklamaları yapacaktır: ‘’... Liberallerin başka bir değeri yoktur, liberal için tek değer paradır. Para kazanmak için her şeyi kullanırlar, her şeyi yaparlar, bir yandan da İsa gibi görünmeye çabalarlar. Bizim isyankar imajımız var ya... Hoop bizi de kendi malı haline getirecek. ‘Noir Desir gibi bir grup da benim bünyemde, ne kadar hoşgörülü, her şeye ne kadar da açığım’ demek için bizi kullanmak istedi. Bu kadarı fazla, tahammül sınırlarımızın ötesine geçiyor.’’

Albüm grubun öfke ve isyan dolu diğer albümlerine nazaran daha slow ve melankoliktir bu yüzden bazılarınca kendi tarzlarından uzaklaştıkları için eleştirilmiştir. Bertrand Cantat bu eleştiriye "Yıllar bizi geliştirdi, cesaretlendik. Anladık ki bir şeyi sükunet ile anlatmak onu haykırmaktan çok daha fazla cesaret gerektiriyor. Bu uzun ara bize olayları daha iyi anlamayı öğretti." diyerek cevap vermiştir. Albümün tonu her ne kadar diğerlerine nazaran daha sakin olsa da Noir Desir bu albümünde de politik duruşundan ödün vermemiştir. Albümün dokuzuncu şarkısı A l'envers A l'endroit fabrikadaki işçilerin maruz kaldığı stabil düzeni ve sömürüyü anlatır, şarkı sömürüye karşı isyanını İspanya İç Savaşı’nda devrimcilerin kullandığı meşhur slogana atıfta bulunarak haykırır. Şarkı "no pasaran sous les fourches caudines" ile son bulur. Albümün politik içerikli bir diğer şarkısı Bertrand'ın Brigitte Fontaine ile söylediği L'Europe'dur. Avrupanın geçmişiyle hesaplaşan ve şimdiki kokuşmuşluğunu dile getiren 23 dakikalık cesur bir manifestodur. Fransız şair Leo Ferre’nin silahlardan ve gözyaşından bahseden şiirinin yorumlandığı Des armes da albümün güzide parçalarından biridir. Fakat içlerinden bir şarkı vardır ki albümün hatta Noir Desir’in dahi önüne geçmiştir. Le vent nous portera ile rüzgar, grubu bambaşka bir seviyeye taşıyacak onları bambaşka memleketlere götürecektir. O memleketlerden birisi de İstanbul olacaktır.

Türkiye’yi Noir Desir’le tanıştıran Le vent nous portera olur fakat bu tek taraflı kalmayacak Noir Desir de Türkiye’yle tanışacaktır. Öyle ki grup, albümün çıkış tarihten kısa bir süre sonra 12 Nisan 2002’de Türkiye’deki ilk ve tek konserini vercektir. Grup İstanbul ziyareti öncesi Suriye, Lübnan ve Yemen’de de sahne alır. O bölgede Filistin’li mültecilerin kaldığı mülteci kampını ziyaret eder. 12 Nisan gecesi ise İstanbul’da sahne Noir Desir’e aittir. Maslak Venue’de gerçekleşen ve biletleri günler öncesinden tükenen konser öncesi ışıklar söndürülür ve Filistin için sessizlik istenir. İstanbul muhteşem bir konsere ev sahipliği yapar.

Ve ayrılık vakti...

Her şey Noir Desir için yolunda ilerlerken solist Bertrand’nın yeni bir aşka yelken açması olayları tersine çevirir. Fransız aktris Marie Trintignant ile birlikte olmaya başlayan Bertrand bunun bedelini ağır ödeyecektir fakat bu bedel Marie’nin ödediği kadar ağır olmayacaktır. Bertrand 2003 yılının Temmuz ayında o sırada Collet filminin çekimleri için Litvanya’nın başkenti Vilnus’ta bulunan sevgilisi Marie’nin yanına gitmeye karar verir. Çift kaldıkları otel odasında Marie’nin eski eşiyle tatil planı yapmasından dolayı tartışır. Bertrand kontrolünü kaybeder ve Marie’ye saldırır. Aldığı darbeler sonucunda Marie’nin beyninde ödem oluşur, yoğum bakıma kaldırılır fakat kurtarılamaz. Güzel oyuncu 41 yaşında hayata gözlerini yumar. Bertrand ise sekiz yıl hapse mahkum edilir. 

2007 yılına gelindiğinde Bertrand şartlı tahliye edilir. Grup tekrar bir araya gelir. Bir yıl sonra iki yeni şarkı yayınlarlar fakat grup içersindeki anlaşmazlıklar tırmanmaya başlar. Üstüne üstlük Bertrand’ın beraber yaşadığı eşi Kristina Rady’nin çocuklar ve Bertrand evdeyken intihar etmesi belki de bardağı taşıran son damla olur ve tarihler 2010 yılını gösterdiğinde grubun bateristi Denis Barthe grubun dağıldığını açıklar. Geride bıraktıkları en güzel şey olan Le vent nous porterada söyledikleri gibi rüzgar onları da götürür.


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!