Bu film üzerine konuşmak istiyorum.

Bu film üzerine konuşmak istiyorum.
0 Beğen
0 Yorum

Çok daha fazla film üzerine konuşmak istiyorum da elimden bu kadarı geliyor şimdilik. 

Bu film üzerine konuşmak konusunda uzun süre düşündüm. İçeriden bir yerden olduğum için basit PR çalışması gibi duracağı korkusu hep beni bir adım geride tuttu. Ama madem okuma-yazma öğrendim üzerine biraz gevelesem hiç fena olmaz diye düşünüyorum. 

Hakkında yazılan yazılara, söylenen laflara çok baktım. Film hakkında “esra mami ve orgazm üstüne” yorumu kocaman laflar eden, paragraflar döken sinema yazarlarının yorumlarından çok daha net bir şekilde anlatıyor filmi. Gördüğünüzde siz de bana katılacaksınız. Tabii Şenay Aydemir’in de ‘Bu insanlar hangi ülkede yaşıyorlar’ biçiminde aklına gelen soru da hiç hafife alınacak gibi değil.

Ağlanacak halimize gülüyoruz derler ya. Tam olarak öyle bir film aslında. 111 dakika boyunca ağlanacak halimize gülüyoruz. Tabii filmin dili ve biçimi kahkahalarla gülmemize alan açmıyor. Çünkü komedi düşündürmelidir de(küçük bi şaka yapmaya çalıştım). Filhakika “tuhaf zamanlarda yaşama” lanetinin hakkını veriyoruz elimizden geldiğince. Garip çağın garip insanları olarak kendimizin, ailemizin, arkadaşlarımızın, lafın en kısa haliyle sevdiklerimizin halini izliyoruz, izlediğimiz şeye güldüğümüz için çokça kendimizden de utanıyoruz. 

Öyle bir dönemdeyiz ki, yaşadıklarını yaşatan insanların kendini bir şekilde aklamaya, anlattıkça arınmaya çalıştığı anlarında, geçmiş çilelerini sırtımıza yükleniyoruz. Ki burada Esra Dermancıoğlu ve Çağdaş Ekin Şişman’ın ödüle layık görülmesine sebep olduğunu düşündüğüm “tuvalet sahnesinden” söz ederim. 

Kendilerine ait sözleri olmayan insanların boş gevelemelerini dinlemedik mi yıllarca? 21. yüzyılın ilk çeyreğini siz de böyle özetlemez miydiniz? Birbirini tekrar eden Instagram, TikTok videolarını akım diye izlemiyor muyuz? Yeni söz söyleyen insan sayısı sizce de korkunç bir hızla azalmadı mı? 

Velhasılı filme dönecek olursak, Şenay Aydemir “geçmişi bırakmak, geleceğe kaçmak, gelecek kurmak için iradesi olan tek kişi” olarak Saadet’i belirtiyor Evrensel’deki yazısında. Katılmadığımı belirtmek isterim. Bence burada iradesi yoktur. Ancak arzusu vardır. Bu iradeyi gösteren yalnızca ve yalnızca at hırsızı karakteridir. Her ne kadar kurbanlar yaratsa da, film boyunca bugününü ve geleceğini değiştirmeye teşebbüs eden tek karakterdir. Patlamış kollukları da bunu söylemez mi zaten bize? Ha haklılığını elbette ki tartışabiliriz. Ama akademinin tozlu odalarında, Kadıköy’ün barlarında “ileri kapitalizm” tartışmalarının döndüğü bugünlerde, güzide memleketimizde her yeni yılda yeni bir dolandırıcının binlerce yıl hapis cezası aldığı haberleriyle güncellendiğimiz ilk çeyrekte, at hırsızının seçtiği yolun, verdiği kararın gerçek dışılığını da sorgulayacak değilim. 

Orta sınıfın tükenmiş hayatlarını hikayesine taşıyan bu filmi mümkün olursa görmenizi ve yaşam arzusuyla dolan tüm kadınların orgazma ulaşmaya devam etmesini çok isterim. 

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın