Okunma Sayısı: 103
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0

Sosyalizm Ve Kapitalizm Arasında Kalan Sıra Dışı Bir Ailenin Filmi: Good Bye Lenin!


Sosyalizm Ve Kapitalizm Arasında Kalan Sıra Dışı Bir Ailenin Filmi: Good Bye Lenin!

Batı’da uzun yıllar Schandmauer (Utanç Duvarı) olarak adlandırılan Berlin Duvarı, Almanya’nın kalbini 1961 yılından 1989’a kadar ortadan ikiye ayıran bir ideoloji kalkanıydı. Bu ayrım, siyasi odaklı olmasının yanı sıra duvarın iki tarafındaki insanların hayatı yaşayış şekillerine de doğrudan etki eden bir sınır oluşturmuştu. Duvarın yıkılmasının ardındansa bu sürecin yansımaları, özellikle sosyokültürel anlamda çok etkili bir hale büründü. Alman toplumunun sanatçıları, neredeyse 30 yıl süren bu tecrübeyi sanat eserlerine dönüştürmeye başladı. Bunların etkileyici örneklerinden birisi de Good Bye Lenin! filmi.


Almanya’nın -tahmin edebileceğimiz üzere - batısında doğan yönetmen Wolfgang Becker ve senarist Bernd Lichtenberg’in ortak çalışması olan 2003 yapımı film, bizleri gerçekten de o günlere götürmeyi başarıyor.



">

Özetle film, sosyalist Doğu Almanya’nın savunucularından olan aşırı idealist bir annenin komaya girmesinden 8 ay sonra, gözlerini değişen rejimin içinde açmasını ele alıyor. Filmin odak noktası olan anneyi canlandıran alman aktris Katrin Saß, karakterinin yaşadığı psikolojik değişimi gerçekten de olağanüstü bir oyunculuk sergileyerek yansıtmayı başarıyor. Oğlu Alex’e hayat veren ünlü oyuncu Daniel Brühl ise bu başrolü ile seyirciyi konu içerisine almayı öylesine başarıyor ki bu rolün ardından bir süre sonra Hollywood’a yelken açıyor (Bkz. Inglourious Basterds, Rush, Captain America: Civil War). Gerek oyunculukları gerek de hızlı kamera teknikleri ve yönetmenliğiyle, dönem eserleri sevenlerin mutlaka izlemesi gereken bir Avrupa filmi bu.



">

Trajikomik anlatımı ve akıcı olay örgüsüyle filmin senaryosuna hayran kalmamak elde değil. Eser, izleyicilere hem sosyalizm ve kapitalizm arasındaki renk farkını yansıtırken hem de dağılmış olan ailesini elinden geldiğince toparlamaya çalışan genç bir adamın hikayesini anlatıyor. Bu anlamda film, hem tek bir konsepte bağlı kalarak hem de yanı sıra irili ufaklı birçok hikayeyi de bizlere sunarak akıcı bir niteliğe bürünüyor. Bütün bunlar yaşanırken arka fonda da büyülü parmaklara sahip ünlü Fransız müzisyen Yann Tiersen’in piyano ağırlıklı melodilerini duyuyoruz. Özellikle, modern bir kült haline gelen Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain (2001) filminin hayran bırakan müzikleriyle tanıdığımız Tiersen, burada da aynı etkileyiciliği sürdürüyor. O tanıyıp çok sevdiğimiz Comptine d'un autre été: L'après-midi, burada da karşımıza çıkmakla birlikte Summer 78 başta olmak üzere, Father and Mother ve Childhood (2) gibi muazzam yapıtlarıyla da filmi hafızalara adeta kazımayı başarıyor.



">

(Spoiler)


Hikaye işlenirken karakteristik unsurların kökenleri ise oldukça komplike bir kurguyla karşımıza çıkıyor.


Örneğin, filmin başını ele alalım. Baş karakterimiz Alex’in çocukluğuna tanık olduğumuz bu kısa süreç, bizlere aslında onun karakteri açısından oldukça fazla detay veriyor. İzlediği çizgi film ve televizyonda gördüğü uzaya çıkan ilk Alman kozmonota özenen Alex, hayal gücü yüksek kişiliğini bu unsurlara borçludur. (Ayrıca, film ilerlediğinde yeni rejimde bu kozmonotu bir taksi şoförü olarak izliyoruz). Öte yandan annesinin küllerini dağıtması ise yine çocukluk döneminde onu etkilemiş olan roket görünümlü havai fişek dolayısıyla karşımıza çıkmakta. Bu detayların yanında, Alex’in idealist annesine hiç benzememesi de filmde yine çocukluk dönemlerine gönderme yapmaktadır. Kapitalist babasının annesini bırakması ve annesinin psikolojisinin bozulmasının ardından rehabilitasyon süreci sonrası kendini -buna inat- tamamen sosyalizme vermesi, Alex’in daha özgürlükçü ve annesinden uzak bir düşünce yapısında yetişmesine neden oluyor. Filmin sonunda ise annesinin büyük pişmanlığına tanık oluyoruz. Gerçek hislerinden vazgeçerek hayatını sadece bir ideolojiye adamak.



">

Doktorun da uyarısıyla annelerinin hiç üzülmemesi gerektiğini anlayan Alex ve kız kardeşi ise komadan sonra annelerine -binbir türlü oyun sayesinde- hala eski Doğu Almanya’da yaşadıklarına inandırmaya çalışırlar. Filmin kara mizah ögeleri ise haliyle hep bu çerçevede işlenmiş. Özellikle, kapitalizmin popüler kültür ögeleri şaşırtıcı bir şekilde denk getiriliyor. Annenin doğum günündeki Coca-Cola reklamı sahnesi, kızının Burger King’de çalışması, annenin ilk defa ayağa kalkıp yürüdüğü sahnedeki IKEA reklamı ve Batı Almanya Futbol Takımı’nın 1990 Dünya Kupası şampiyonu olması gibi birçok noktaya gönderme yapılmış. Filmi tek bir an ile özetleyecek olursak, o da yıkık Lenin heykelinin helikopter ile taşınma sahnesi olur şüphesiz.


Son olarak, olağanüstü görsellikler barındıran Good bye Lenin! daha önce de ifade ettiğimiz gibi, dönem filmi severlerin kaçırmaması gereken ödüllü bir drama. Hatta içinde bulundurduğu birçok ayrıntı ve tatlı senaryosuyla da tekrar tekrar izlenebilecek kalitede bir film. Sosyalizm ve kapitalizm arasında kalan sıra dışı bir aile var karşınızda. İzleyin!


 


Kaynak: 1.


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!