Orhan Veli'nin Aşk Mektupları

Orhan Veli'nin Aşk Mektupları
0 Beğen
0 Yorum

Türk Edebiyatı’nın en değerli şairlerinden birisi olan Orhan Veli Kanık; gerek edebi kişiliği gerek protest kimliği ve gerek siyasi duruşu nedeniyle oldukça önemli bir isimdir. Şiiri düz yazıya yaklaştırmış ve yalnızca kahramanlık hikayelerinin değil sıradan insanların yaşadığı gündelik olayların da şiirleştirilmesi gerektiğini savunarak kendi döneminde çığır açmıştır. Ayrıca bir yandan şiiri ağdalı kelimelerden ve Arapça-Farsça tamlamalardan kurtarıp içerisine mizah öğeleri yerleştirmiş, bir yandan da kuralsızlığı kendine kural edinmiştir.

Edebi külliyat namına arkasında sayısız eser bırakan bu enteresan adam, sevgilisi Nahit Gelenbevi hanıma yazdığı içli mektuplarla da dikkat çekmiştir. İki kere evlenip boşanan Nahit Hanım bir öğretmendir ve edebiyat dünyasında hatırı sayılır dostları vardır. Cemal Süreya tarafından “Cumhuriyet gibi kadın”, Samet Ağaoğlu tarafından ise “Rönesans gibi kadın” olarak tanımlanmıştır. Orhan Veli Kanık ona; “Hep senin yanında olmak, sonunda da senin yanında ölmek istiyorum.” diyecek kadar aşıktır. 1947 yılında Ankara’daki işinden ayrılarak mecburen İstanbul’a yerleşen usta şair, Nahit Hanım’dan uzak kaldığı için çok üzülmüş ve bu hasret dolu aşk mektupları böyle ortaya çıkmıştır.

(Kitap okuma alışkanlığı edinmek veya var olan alışkanlığınızı ilerletmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.)


 

“Nahit,

Bir haftadan fazla oluyor. Sana bir mektup yazmıştım. Bugüne kadar cevap alacağımı umuyordum. Yoksa bana susarak mı muka­bele ediyorsun? Böyle ise çok müteessir olacağım. Çünkü senin mek­tuplarına ne kadar ihtiyacım olduğunu zannederim söylemiştim.

An­kara'ya gelmemin bazı şartlara bağlı olduğunu yazmakla acaba seni müşkül vaziyette mi bıraktım? Belki de bunun için yazmadın.

Ama ne lüzum var?

Benim Ankara'ya gelmem zaruret değil ya. Ben bura­da kalırsam senin bana olan dostluğun devam edemez mi?

Dostluğu arkadaşlık manasında almıyorum. Evvelden beri mevcut olan şekilde bir dostluk.

Emin ol, dünyada hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bütün bu tatsız günler içinde yalnız seni arıyorum.

Bir müddet de böylesine tahammül edeyim. Bu bir türlü düzelmeyen bedbin hava, biliyorum, seni artık bıktırdı. Ama ne yapayım. Değişemiyorum. Bu zayıf irade ile hayattan zevk alabilmek ancak mucizelerle kabil olacak.

Ben asker iken bir mektup yazmıştın. Orada “Mucizeler beklemeye hakkımız yok mu?” diyordun. Zaten kala kala bir o hakkımız kaldı galiba. Bu üzüntülerden yorulur da belki günün birinde isyan eder, böyle bir mucizeyi kolaylaştırabiliriz.

Bu mektubumu aldığın vakit her halde cevap ver Nahit. Birkaç şey olsun söyle. İstersen bana darıl. Eskisi gibi sitemlerde bulun. Sesini duymuş gibi olayım. Senden cevap al­madıkça hiçbir şey yazmayacağım. Daha doğrusu yazamayacağım. Çünkü içimdekilerden başka hayatım yok. Ne anlatayım. Biliyorsun, bir seneden beri şiir yazmıyorum. Son günlerde bir tane yazdım. Sana onu da gönderiyorum. Fakat bunu okurken halime raptetmeye kalkma. Şiir şu:

Adını henüz koymadım

Garibim
Ne bir güzel var avutacak gönlümü
Bu şehirde,
Ne de bir tanıdık çehre;
Bir tren sesi duymayagöreyim,
İki gözüm,
İki çeşme. 

Söylediğim gibi, mektubunu bekliyorum Nahit. Sevgi ile gözle­rinden öperim.

Orhan Veli”

 

***

 

“Nahit,


İhtimal sen hala, benim İstanbul’a gelmek için evvelden karar vermiş olduğumu zannedersin. Ankara’dan ayrılma­mak için ne kadar çalıştığımı da bilmezsin. Esasen birçok şeyleri bilmiyorsun. 

Son günlerde üzüntülerimden eskisine nazaran daha fazla rahatsız olduğunu hissediyordum. Bunun için seni dertlerime büyük mikyasta iştirak ettirmek isteme­dim. Yine de uzun boylu anlatmayacağım. 

Yalnız şu kadarı­nı söyleyeyim ki İstanbul’a gelmek mecburiyetinde kaldığım için müteessirim.
Bu teessürüm de her şeye rağmen, her şey­den ziyade de senden hiçbir şey beklememeye karar vermiş olmama rağmen senden geliyor. 

Daha açık söyleyeyim, sen­den ayrılmış olmamdan geliyor. Ankara’dan ayrılmanın ver­diği hüzün bu sefer de Ankara’ya bir an evvel dönebilmek gayretine inkılap etti. Burada daha hiçbir yeri görmedim. Görmek de istemiyorum. Şehir; çamurlu sokaklarıyla, bu­lutlu tatsız havasıyla bana dünyadaki şehirlerin en çirkiniy­miş gibi geliyor. 

Hiçbir şey düşünmeden oturup çalışacağım. Elimdeki işi bitirip parasını alınca da doğru oraya geleceğim. Bu gariplik içime bir ay sonra filan düşseydi belki beni muaheze edebilirdin. Ama değil. 

Ankara’dan biletimi alırken de trene binerken de trenden inerken de hep aynı hâlet-i ruhiye içindeydim. Bir de işimi sağlamlaştırmak istiyorum. Oraya döndükten sonra artık kendimden başka hiç kimseye güven­memeliyim. Senden de bir şey beklemeyeceğim. Yalnız beni anlamanı isteyeceğim.

Orhan Veli”

 

***

 

”...Esasen, ilk mektubumda da yazdığım gibi hiçbir yere çıkmıyorum. Yal­nız bir defa Kitkat diye bir lokantaya gittim. Sait Faik çağırmış­tı. Sanatkarlar toplanıyor dedi. Nihayet üç beş kişi göreceğimi zannediyordum. Halbuki muazzam bir şeymiş. 

İstanbul’da ne kadar muharrir, şair, gazeteci, ressam, heykeltıraş, sahne artisti ve sanat muhibbi varsa hepsi oradaymış. 

Kapıdan girer girmez ilk gördüğüm insan Nedret Hanım oldu. Biraz konuş­tuk, senden bahsettik. Kendisiyle senden konuşabileceğim kimi görsem seviniyorum. 

Bir gün de Bâbıâli’de İffet Hanım’a rastladım. Senin Avrupa işini filan sordu. Bildiğim kadar iza­hat verdim. Saçlarının rengi kırmızı olmuş. “Boyamışsınız” dedim. “Hayır, boyamıştım ama kalmadı, bu hakiki rengi” dedi. Başka bir gün de beni mektebine çağırdı. Belki bir gün giderim.

Mektubunu uzun yazmakla beni rahatsız edeceğini söy­lüyorsun. Bu da bir başka haksızlık. Senden bahsedebileceğim insanları görmekten hoşlanışım, seninle beraber olamadığım, seninle konuşamadığım içindir. İstanbul’da tek zevkim sen­den mektup almak. Bunu da bana çok görme. 

Henüz kendi işlerimle kafi derecede alakadar olamadım… 

Mektubunu bekliyorum. Seni hasretle kucaklar, annenin ellerinden öperim.

İkisi bir arada pek olmaz ama neyse…

Orhan Veli”

***

“…Hani sen ara sıra bana Ankara’ya gelip gelmeyeceğimi sorarsın. Benim hiçbir zaman maddi imkanlarım seninki kadar müsait olmayacaktır. Vaziyetimizi buna göre düşün. 

Demek bundan sonra yapabileceğimiz tek iş sonuna kadar birbirinden ayrı yaşamaya mahkum iki insan gibi mektuplaşmak! Ferhat gibi bir kazmaya ihtiyacım olacak demektir…

Orhan Veli”

 

***

“…Daha uzun zaman birbirimizi görmeden yaşamaya mahkum olduğumuzu düşünmenin ne biçim bir şey olduğunu tasavvur edebiliyor musun?  

Bana artık birbirimizden bütün bütün ayrılmışız gibi geliyor. Bundan sonra mektuplaşmamız da tuhaf olacak. 

Kaderleri ta başlangıçta ayrılmış, her biri ayrı birer kıtada kalmış iki eski sevgilinin ömürlerinin sonunda birbirlerinden haber alması gibi. Sen bundaki acılığı  duymuyor musun? Ben çok duyuyorum. 

İradelerimiz bundan ileriye geçemiyor demek. Ne zayıf mahluklarmışız…

Orhan Veli”

 

Orhan Veli Kanık’ın Nahit Hanıma yazdığı 61 mektup, yukarıda paylaştığımız örnekler de dahil olmak üzere YKY tarafından 2014 yılında “Yalnız Seni Arıyorum” adıyla kitaplaştırılmıştır.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın