Okunma Sayısı: 271
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0

Geçmişten Bugüne Uzanan Bir İnanç: Şamanizm


Geçmişten Bugüne Uzanan Bir İnanç: Şamanizm
On üçüncü yüzyılda Avrupalı gezginlerin Mançu-Tunguz halklarından duydukları Şaman kelimesi, daha sonra Sibirya sihirbazlarına verilen bir isim olarak yaygınlaşmıştır. Şamanizm ise genellikle Sibirya kavimlerinin din inançlarını ve bu inançlara bağlı olarak dini merasimlerini ifade eden bir terim olup, Kuzey Asya halkları arasında yaygın olan Şaman kelimesi etrafında kurulan, çoğunlukla dini karaktere sahip inançları ve bir takım faaliyetleri ifade için kullanılır. Çok geniş bir alana yayılan Şamanlık, Türk-Moğol eski kültür tarihinde önemli bir yer tutar.

Şamanizm en eski inanç sistemlerinden biridir. Türklerin, Moğolların ve Asya göçebelerinin eski dinidir. İnançlarına göre bir yanda gökyüzünü mesken tutmuş iyilik Tanrıları, bir yanda yeraltının karanlığına gömülmüş kötülük Tanrılarının ve ağaçta, taşta, dağda, suda, ateşte, ayda, güneşte uyuyan ruhların varlığına inanırlar. Şamanlar, bu Tanrı ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapan kişilerdir.



Bir kişinin şaman olabilmesi için şamanik çağrının kendini göstermesi gerekmektedir. Şamanik çağrı Czaplicka, Eliade, Radloff ve Perrin’in ortak görüşlerine göre; Ölü bir şaman rüyada belirir ve rüyayı gören kişi ölü şamanı halefi olarak çağırır. Bazı
kaynaklarda, şamanlığın Tanrısal yollarla aktarılması olarak da geçmektedir. Şamanlığın kalıtsal aktarımı (babadan oğla geçmesi) kendiliğinden gelen bir iç çağrıya dayanır. Klanın oylama ile seçtiği bir kişide şamanlık mertebesine ulaşabilir. Ancak şaman olmak o kadar basit bir süreç değildir, yani belirli
yollardan, acılardan, talimlerden ve süreçlerden geçmeyen kişi şamanlık mertebesine erişmez

Evren, dünya, insan, hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök, yaratma eylemini birlikte ve iş birliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından dolayı kutsaldır. İşte bu yüzden Asya'nın göçebe halklarında gök, yeryüzü ve suyu önemseme ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturuyordu. Şamanlıkta ki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesidir. Şamanist olan birisi kendini baba, dede ve atalarına ait bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar. Yani atalar kültü hakimdir. Bununla birlikte söz konusu insan, aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir ki, bu durum varoluşun ana anlamıdır. İşte bu nedenle, bu insanın görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır.



Ruhlarla ilişki kurmak da yalnızca Şamanlar tarafından sağlanırdı. Böylece Şamanlar törenlerde insanlarla ruhlar arasında aracılık yaparlardı. İyi ruhların yararlı etkilerini sürdürürler ve kötü ruhların zararlı etkilerini önlemeye çalışırlardı. İnsan ruhunun ölümden sonra göğe çıkabilmesi için parlak cenaze törenleri yapılır, kurban kesilir ve mezarlara kıymetli eşyalar konurdu. Tören sırasında çalınan davulun içine ruhların toplandığına inanılırdı.

Genel olarak bir ritüele başlayan şaman, “esrime durumu” içinde, evvela şaman kıyafeti ve davulu ile çok sayıda ruh çağırır. Tören esnasında şaman, ruhlarla birlikte “göğe yükselir”, bu esnada şaman davulunu çalar ve çeşitli sesler çıkarır bazen ilahiler söyler, bunları yaparken şaman bir yandan davulun ve seslerin ritimleri ile dans eder. Roux, Orhon ve Ongin Yazıtlarına dayanarak aktardığı bilgi ışığında şunları dile getirir;
“Evren iki ana bölgeyi, yani yukarıda gök ve aşağıda yeri kapsamaktadır. Yerin altında, üçüncü bir kozmik bölgenin bulunduğu yolunda bir tasarımın varlığına ilişkin bir varsayım konusunda kesin bir dayanak mevcut değildi.”

Yine Şamanist kavimlere göre, gökte ve yerde meydana gelen çeşitli tabiat olayları, birtakım ruhların ve Tanrıların eseriydi. Onlara göre, tıpkı hastalık gibi ölüm de kötü ruhların bir eseri sayılıyordu.



Aynı zamanda uygarlaşmış dünyada yaşayan bizlerin "büyücü doktor" olarak adlandırdığımız Şamanlar, kendilerinin ve topluluklarının üyelerinin sağlığı ve esenliği için geliştirdikleri ve kuşaktan kuşağa devamını sağladıkları son derece olağanüstü kadim tekniklerin koruyucularıdır.



Hala günümüzde dahi geçerliliğini sürdüren bazı geleneklerin, şamanizm ile yakından bir alakası olduğu aşikardır. Örneğin; Birini su dökerek uğurlamak, ağaçlara bez parçaları bağlamak ya da kurşun dökmek...

Ünlü Rus Türkolog Vasili Vasilyeviç Radlof, Orta Asya'yı kapsayan gezilerinde edindiği bilgileri şöyle aktarıyor:

''Şamanın hali bir hastalık mı, delilik mi yoksa bir oyun mudur? Hayır bunlardan hiçbiri değil. İyi melekler insanları korumak ve takdis etmek üzere semanın en yüksek hükümdarı tarafından gönderilirler, fakat kötü ruhlar ne yaparlar? Bunlar vücutsuz ve akıllı yaratık oldukları için elbette ki, büsbütün hareketsiz kalamazlar. Bunlarda mutlaka bir hareket arzusu bulunduğunu kabul etmemiz icab ettiğine göre, bu arzu da pek tabi olarak kötülüğe doğru yöneltilmiştir. Maddi tabiat onların gayreti karşısında hissiz kalır, bundan dolayı onların düşmanca hareketleri için yegane faaliyet sahası insanlardır. Onlar, dünyada insanlar arasında çöldeki aslanlar gibi yaşarlar ve insanlara, eşkiyalar gibi her yerde zarar vermeye, kötülük yapmaya çalışırlar. Doğrudan doğruya yapılan bu hücum, bizim fikir, arzu hareketlerimizde tecelli ederi uyanık olursak, onlarla mücadele ederiz, Tanrının yardımı ile uzaklaştırırız. 

Öyle misaller vardır ki, kozaklar kendinden geçmiş şamanı kamçı darbeleriyle ayıltamamışlardır, diğer cihetten öyle misaller de vardır ki, (kendi tecrübeme göre söylüyorum) kendinden geçmiş bir şamanın elinden derhal davulunun düşmesi için papazın müdahelesi kafi gelmiştir.''



Kaynak; 1,2

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!