Taşra’da Düğün

Taşra’da Düğün
5 Beğen
0 Yorum
Yazıya başlarken...
Belirtmek isterim ki bu yazı bir akademik nitelik taşımamaktadır. Kaynak gösterimleri bulunmamaktadır ve ekseriyetle gözlemlerin ekspresyonlarından (tam uygun düşmese de dışavurumlarından) oluşmaktadır.

Sosyeteye katılma vesikası
Düğün mefhumu aslında muhafazakar türk geleneğinde kadın erkek ilişkilerindeki pozisyonsuzluk bunalımına çözüm olarak kendini konumlayan bir varlıktır ve etkinlikten ziyade bir olgudur. Çünkü düğünün içeriğindeki çeşitlilik asla mezhepsel farklılık gibi derin bir ayrılığı içermezken barındırdığı çeşitlilik de evlilerin ilişkilerindeki yeni boyutta hiçbir farklılığa neden olmaz. yani bir çift, bunalıma girmiş ilişkilerinde dönüm noktasını devirmek için (ilişkilerini kendi metafiziklerindeki karşılığı itibariyle en üst noktaya çekebilmek için) kendilerini büyük bir stres ve masrafa katlanma mecburiyetinde bulurlar. Bunca tantananın ardından ise hor görülen, yaşanılan taşra toplumunun acabalarının baskısı altında ezilen ve acınılan bekarlık statüsünden artık onlardan biri olmayı başararak kurtulmuşlardır. Artık sanayici/işletmeci dostlarının misafirli yemek organizasyonlarında onların da köşesi ayrılmış, taşranın buram buram patriarkal ayrımlarında damat iş arkadaşlarının yanında özgüven, gelin ise gezmelerin ve gıybet günlerinin sürekli bir konuğu haline gelmiştir. O zaman bu örnekte de açıkladığımız üzere düğün işlevsel bir nitelik kazanıp hem taşra sosyetesine (society anlamı da dahil) giriş için bir aracı olmuş hem de ilişkilerini en üst noktaya taşımak için bir yol arayan iki insanın konservatif fikriyatında yegane çözüm yolu olarak karşılarına çıkmıştır. Geleneklerin dışına diğer konularda hiç dışa çıkmadıkları gibi yine dışa çıkmayıp kendi kültürlerine uygun gördükleri biçimde bir festival verip statü değiştirme gecesini kendilerine büyük bir masraf haline getirmişlerdir.

Kültürümüzün kökleri ve kökenleri üzerine
Türkiye düğünlerine kaba bir tabirle "elle tutulur" yönden bakacak olursak; sınıf, mezhep, ırk, kültür farkı gözetmeksizin belli ana başlıkların ekseninde olduğunu görebiliriz. Bu noktada düğünlerin ikram, tören gibi açılardan tekdüzeliği kabul edilebilir olsa dahi müzikal anlamdaki yavanlık bir noktada yerini vasatlığa bırakmaktadır. Bu vasatlığın kaynağı için kısaca tarihsel kökenlerine inmemizde bir mahsur yoktur. Türkiye kültürü erken cumhuriyet evresinde cumhuriyetin yaşadığı kimlik bunalımlarını gayet tabii yaşamıştır. Cumhuriyetin ilanından hemen sonra başlayan kültürel "devrim",  Post-Kemal dönemi olarak (Post-Kemalizm/Post-Post- Kemalizm tartışmalarına atfen) adlandırabileceğimiz sevgili Kemal Paşa'mızın son günleri ve ardılı olan tek parti döneminde iyice "cumhuriyetin fabrikasyon entelijansiyasının" körüklediği vasatın övgüsünün tezahür etmesiyle birlikte oldukça absürt bir vaziyet vukua gelmiştir. Öyle ki dönemin ideologları dahil bazı kişiler bu konuda da özeleştiri vermişlerdir. Peki bu vasatı nasıl açabiliriz? Şöyle ki kültürel kimliğin inşasında Osmanlı kültürünün reddi, Doğu kültürüne karşı pozisyon alınımı ve Batı kültürüne adapte olma arzusu etkin olmuştur. Ancak kağıt üzerinde bu yazıyı okuyan pek çok kişiye de öyle geleceğini tahmin ettiğimin aksine sorunlara yol açmıştır. Öyle ki yeni rejime rıza oluşturmak için kullanılabilecek en "faydalı" metalardan Kuvâ-yi Milliye üzerine yalnızca 17 roman yazan Türkiye entelijansiyası, kültürel devrimi rayına oturtmak bir yana adeta maziyi inkar eden bir eski sevgili gibi komik bir duruma sokmuştur. Doğu'nun reddinin üzerine Türklüğün varoluşla yaşıt olduğunu söyleyerek ve Batı medeniyetinin temeli yine biziz diyerek suni bir özgüven pompalıyorlardı. Tabii ki bu Batıya entegre Türkiye kültürüne halk adapte edilemedi ve 40'larda yalpalamaya başlayıp 50'ler itibariyle de biten aşağıdan yukarıya aydınlanma ile birlikte toplumun vasata, bir nevi arabeske mahkumiyeti başladı.  

Kısırlaşma / Ankara'nın Bağları'nın ötesini göremeyen Türkiye kültürü
Türkiye'nin neresinde bir düğüne giderseniz gidin Ankara'nın Bağları oldukça kültleşmiş bir biçimde -hatta birçok kez- yerini alır. Adeta monotonlaşmış Türk alt ve orta sınıfının ruh halinin bu "önem atfedilen" etkinliğe yansımasıdır. Öyle ki bu sınıfların sahip olduğu (özellikle alt sınıf için) yılın yegane eğlence zamanları bu düğünlerdir. 21.  yüzyılın 3. dünya ülkelerinde zaten oldukça yaygın olan monoton yaşamları içerisinde (asla kendine influencer adını veren medya ünlülerininki gibi değil, sahih anlamıyla böyledir) bir sosyalleşme aracı olarak da durum böyledir. Özetlemek gerekirse alt-ekonomik sınıftan olan insanlar için asla aynı parçaların döngüye girmesi ve müzikal performanstaki eserlerin barındırdığı kültürel noksanlık bir sorun değildir. Ayrıca bu eserlerde her ne kadar vasatlık ve arabesklik öne çıksa da anlatılan onun hikayesidir. Ancak dışardan bir bakış açısıyla olabildiğince uzaktan bakarsak görürüz ki temel sorun İzmir'de, Çankırı'da, Malatya'da, Mersin'de ve tabii ki Ankara'da; yani alaka aramaksızın her yerde aynı parçaların çalmasıdır. Bir İzmir düğününde O Kaixis/Gel Gel Kayıkçı veya herhangi bir Rum müziği çalmıyorken İzmir'e katbekat daha yabancı olan bu düğünleri kendi tekeline almış eserler aslında Türkiye'nin medeniyetlerin beşiğinde kültür kısırlığını anlatan en güzel metaforlardan biridir. 

Özetleyecek olursak geçmişin inkarı ve Doğu'nun reddi (Asya ve Ortadoğu) üzerine kurulan Türkiye kültürü tarihsel yolculuğua kronik problemlerle çıkmış ve sosyoekonomik sorunların halka yansımaları da bu yolculukta kültürü etkilemiştir. Herhangi bir düğünü siz de dikkatli bir biçimde inceleyecek olursanız gelin ve damadın stresini, kısırlaşmış eğlence anlayışını, sanki gündelik yaşantılarını idame ettirircesine dans, yemek, nikah gibi etkinlikleri hiçbir şaşkınlığa yer vermeden takip eden misafirleri ve sosyeteye (society anlamı da dahil) girişini gerçekleştirmiş (bkz Bölüm 1 örneği) artık taşra burjuvasının gıybet günlerinde ve arkadaş ortamlarında yer almaya hazır bir "aile"yi görürsünüz.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın