Herkes bir başkasının kalbinde bıraktığı izin büyüklüğü kadar yaşar bu hayatta. Biz ise adını koyamadığımız o geniş boşluklarda, hep bir başkasının bizi tamamlama ihtimalini bekleriz. Oysa bilmeyiz; insan, bir başkasına ancak kendi içindeki derinlik kadar dokunabilir.
Gözlerindeki o uzak ülkeyi görüyorum. Kendini sakladığın, kapılarını sıkı sıkıya kapattığın o kuytu köşeyi... Bir insanı sevmek, onun sessizliğini de sevmektir, bunu anladım. Ama yetmiyor. Bir yerlerde eksik kalan, telaffuz edilmemiş bir hakikat var aramızda. Sen kendi içindeki o yabancıyla barışmadıkça, bendeki yansımandan hep ürkeceksin.
Şimdi soruyorum kendime ve sana: İnsan, hiç bilmediği bir iklimin yağmurundan kaçabilir mi? Bendeki seni görebilmen için, önce senin de o yola çıkman gerekir. Benim kalbimde büyüttüğüm, senin bile henüz tanışmadığın o muazzam gölgeyi fark etmenin tek bir yolu var.
Sende sev. Korkmadan, hesapsızca, bizzat kendi varlığına ve oradan sızan dünyaya aç ellerini. Sende sev ki, bendeki seni bil. Bendeki o devasa, o sarsılmaz yerini ancak o zaman idrak edebilirsin.
Çünkü sevgi, iki yalnızlığın birbirini koruması değil; iki aynanın birbirine bakıp tek bir gökyüzü görmesidir. Sen o aynaya bakmaktan korktukça, ben hep eksik bir şiirin son dizesi olarak kalacağım.
Şimdi rüzgar dindi. Aynadaki suretler sustu. Söz bitti, sıra senin kalbinde.




Comments (0)
No comments yet for this post.
Leave a Comment