Adam dediğin,
bazen ağlayamaz.
Boğazına kadar yükselen hıçkırığı,
bir sigaranın dumanına,
bir gecenin karanlığına,
bir “iyiyim” yalanına gömer.
Çünkü ona,
acı çekmesi öğretilmiştir;
ama acısını göstermesi hiç öğretilmemiştir.
Ben de öyle yaptım.
Seni severken,
kendi cenazemi omuzladım.
En ağır yük,
ölmek değildir.
En ağır yük,
her gün biraz daha eksilerek yaşamaktır.
Sen yanımdaydın.
Bir kol mesafesinde…
Ama aramızdaki uzaklığı
hiçbir harita ölçemedi.
Elin elimin kıyısından geçti,
parmaklarım seni ezberden tanıyordu.
Yine de dokunamadım.
Çünkü bazı insanlar,
sevdiğine sarılacak kadar yakın,
onu kaybetmekten korkacak kadar uzaktır.
Bilir misin…
İnsan,
en çok dokunamadığı teni özler.
Çünkü özlemek,
gitmiş birinin ardından yürümek değildir.
Özlemek,
yanında duran birine
yabancı gibi bakabilmektir.
Her gece
gözlerim doldu.
Ama bir damla yaş düşmedi.
Çünkü erkeklerin gözyaşına değil,
suskunluğuna inanırlar.
Ben de sustum.
O kadar sustum ki,
içimde konuşan bütün çocuklar
birer birer öldü.
Sen ise hiçbirini duymadın.
Ben seni suçlamıyorum.
Çünkü insan,
kalbinde olmayan bir sevgiyi
zorla büyütemez.
Suçlu varsa,
her “belki bir gün” umuduna sarılan bendim.
Sen gülümserken
ben geleceğimizi gördüm.
Sen vedalaşırken
ben hâlâ başlangıcımıza inanıyordum.
İnsan bazen
kendi hayalinin yasını tutuyor.
Ve buna aşk diyor.
Şimdi geceler,
adını söylemeden geçmiyor.
Sabahlar ise
senden vazgeçtiğime inandırmaya çalışıyor beni.
İkisi de yalan söylüyor.
Çünkü bazı insanlar unutulmaz.
Sadece,
onlara dokunma hakkın sonsuza kadar elinden alınır.
Bir gün biri bana,
“Neden hiç ağlamadın?” diye sorarsa,
başımı kaldırıp sadece şunu söyleyeceğim:
“Ben ağladım.
Kimse gözlerime bakmadı.”
Ve belki de
bir adamın en büyük yalnızlığı budur;
Sevdiği kadın nefes mesafesindeyken,
ona sarılamamak…
Ağlamak isterken,
güçlü görünmeye mahkûm olmak…
Ve her gece,
kimsenin duymadığı bir sessizlikte
kendi kalbinin cenaze namazını kılmak.







Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın