“İnsan yalan söyleyerek kendi insanlık onurunu bir kenara atar, adeta yok eder.”
— Immanuel Kant, The Metaphysics of Morals, “Doctrine of Virtue”
Herkes bazen yalan söyler. Ancak bu yalanların boyutu farklılık gösterebilir. Kimileri daha önemsiz görülen beyaz ya da pembe yalanlar söylerken kimilerinin çok daha karanlık, renksiz yalanları olabilir. Yalan, filozoflar için de oldukça dikkat çekici bir konu olmuştur.
Kant’a göre yalan söylemek, yanlış bilgi vermekten çok daha öte bir ahlak sorunudur. Ona göre yalan, kişinin gerçeğe dayanarak karar verme imkânını elinden alır ve yalan söyleyen kişi, karşısındaki insanı kendi amaçları doğrultusunda kullanmış olur. Platon’un yalan hakkındaki düşüncesi ise daha farklıdır. Platon, toplumun iyiliği için bazı durumlarda yalan söylemenin doğru olup olmayacağını sorgular. Ona göre bazı yalanlar, kamu yararı veya toplumsal düzen açısından anlaşılabilir. Montaigne ise yalanın sonuçlarına odaklanır ve bir yalanın ardından ortaya çıkan güvensizlik ve şüphe duygusunu vurgular. Yalan ortaya çıktığında yalnızca söylenen söz değerini kaybetmez; aynı zamanda o kişiden duyduğumuz diğer sözler de şüpheli hâle gelir. Bu da insanlar arasındaki güven duygusuna ve dolayısıyla kurulan bağlara zarar verir.
Peki, dürüstlük ve ahlak üzerine kurulmuş bir hayat görüşü yaratmak mümkünken insanlar neden yalan söylemeyi tercih ederler?
Bella DePaulo, günlük yaşamdaki yalanları inceler ve insanların her zaman büyük çıkarlar için yalan söylemediğini ortaya koyar. Bazen küçük sosyal kazançlar elde etmek, utanç verici bir durumdan kaçınmak ya da karşıdaki kişiyi üzmemek için de yalan söylenir. Bunlar, toplumda pembe ya da beyaz yalan olarak adlandırdığımız, daha anlaşılabilir görülen yalanlardır.
Erving Goffman ise insanların başkalarına kendilerini nasıl sunduklarına odaklanır. İnsanlar, başkalarının kendileri hakkında belirli izlenimler edinmesini ister ve bu izlenimleri yönetmeye çalışırlar. Robert S. Feldman da benzer bir şekilde, insanların beğenilme ve yeterli görünme arzusundan kaynaklanan yalanlara değinir. Feldman ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmaya göre, karşısındaki kişiye daha sempatik veya daha yetkin görünmek isteyen kişiler daha fazla yalan söylemiştir. Bu durumda insan bazen bir şey elde etmekten çok, kendisi hakkında oluşabilecek olumsuz izlenimleri kontrol edebilmek amacıyla gerçeği saklar.
Peki, tüm bunların bize söylediği asıl şey ne? Yalan söylemenin farklı nedenleri olduğunu biliyoruz, ancak bu nedenler yalanı gerçekten haklı çıkarabilir mi? Bir davranışın nedenini anlamak, o davranışı haklı çıkarmak anlamına gelir mi? İyi niyetle dahi söylenmiş olsa bir yalan, karşıdaki kişinin gerçeği bilme hakkını elinden almak değil midir?
Bana kalırsa yalanın en tehlikeli hâli, tekrarlanan ve kötü niyet barındıran yalandır. Bir insanın kendi çıkarını gözeterek, karşısındaki kişiye zarar verme amacıyla söylediği yalan ile pembe yalan arasında elbette bir fark vardır. Ancak bu farkı anlayabilmek, o yalanı kabul etmek ya da ona karşı anlayış göstermek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Sözlerime, Dostoyevski’ye atfedilen bir sözle son vermek istiyorum: “Bir yalancıya neden yalan söylediğini sormayın; çünkü cevap vermek için yine yalan söylemek zorunda kalır.”
Seda Vural



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın