Sıfır Bütçeyle Çekilen ve Zihninizi Altüst Edecek Bir Başyapıt

Sıfır Bütçeyle Çekilen ve Zihninizi Altüst Edecek Bir Başyapıt
2 Beğen
0 Yorum

Bir filmin etkileyici olması için milyon dolarlık bütçelere, devasa görsel efektlere, patlamalara ya da onlarca farklı mekâna ihtiyacı var mıdır? Cevabı kesinlikle hayırdır. Bunun en kusursuz kanıtı, tek bir odada geçen ve neredeyse tamamı karşılıklı diyaloglardan ibaret olan 2007 yapımı bağımsız yapım The Man from Earth (Dünyalı) filmidir.

Film, akademik kariyerine ani bir kararla son verip kasabadan taşınmaya hazırlanan profesör John Oldman’ın, evine veda etmek için gelen yakın arkadaşlarına (antropolog, arkeolog, biyolog, psikolog ve tarihçi) veda partisinde söylediği akıl almaz bir yalanla ya da belki de gerçekle başlar: “Ben 14 bin yıldır yaşayan bir Cro-Magnon insanıyım.”

Arkadaşları ilk başta bunun şakaya ya da John’un yeni yazacağı bir romanın taslağına dayandığını düşünür. Ancak alanlarında uzman olan bu akademisyenler, John’u köşeye sıkıştırmak ve çelişkilerini yakalamak için sorular sormaya başladıkça, oda bir anda entelektüel bir sorgulama alanına dönüşür.

John, Üst Paleolitik Dönem’den beri hayatta olduğunu; mamut avladığını, mağara resimleri yaptığını, Sümerleri gördüğünü, hatta bir dönem Buddha ile yollarının kesiştiğini en soğukkanlı ve sıradan haliyle anlatır. Film, izleyiciyi de masadakilerle birlikte aynı ikilemin ortasına bırakır: Bu adam gerçekten ölümsüz bir tarih tanığı mı, yoksa dahi bir yalancı mı?

Filmin en büyüleyici yanı, tarihi büyük savaşlar, tarihler veya ezberlenen krallar üzerinden değil, bizzat onu "yaşamış" birinin gözünden ele almasıdır. John’un anlattıkları, insanlığın medeniyet inşa sürecini, dinlerin doğuşunu ve hurafelerin nasıl yayıldığını o kadar rasyonel bir süzgeçten geçirir ki, masadaki akademisyenler birer birer kendi uzmanlık alanlarıyla köşeye sıkışır.

Özellikle dinler tarihi ve felsefe üzerine yapılan tartışmalar, izleyicinin kendi inanç sistemini, kültürel ezberlerini ve "gerçeklik" algısını masaya yatırmasına neden olur. John, doğaüstü güçleri olan bir kahraman değildir; sadece zamanın akışına direnemeyen, sevdiklerinin yaşlanıp ölmesini izlemekten yorulmuş, sıradan bir "yolcudur".

The Man from Earth, özünde bilimkurgu maskesi takmış derin bir varoluşsal dramdır. Ölümün olmadığı bir hayat, insan için bir lütuf müdür, yoksa en büyük ceza mı? John, her 10 yılda bir yer değiştirmek, yakın bağlar kurmaktan kaçınmak ve sürekli kaybetmek zorunda kalmanın getirdiği o devasa yalnızlığı taşır.

Ölümün varlığı, insan hayatına anlam katan en temel sınırlılıktır. Zamanın sonsuzluğu içinde kaybolmuş bir zihin, tüm anlamını yitirebilir. Film, bize en çok da "şimdi"nin ve sahip olduğumuz kısıtlı zamanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır.

The Man from Earth, görselliğin arka planda kaldığı, kelimelerin ve fikirlerin devleştiği nadir sinema deneyimlerinden biridir.

Bir dahaki sefere sorgulamak, düşünmek ve zamansız bir sohbete ortak olmak istediğinizde, kapıyı bu 14 bin yıllık adama açın. Cevapları bulamayabilirsiniz ama sorduğu sorular uzun süre zihninizde yankılanmaya devam edecektir.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın