Küçüklüğünden beri taşlarla ve çamurla oynamaya meraklı olan Camille. 1881 yılında , ailesini ikna edip dönemin en önemli sanatçılarından biri olan Alfred Boucher’den ders almaya başlamıştı.

Yeteneğiyle ön plana çıkan Camille, o dönem yaşayan ünlü sanatçıların da ilgisini çekmişti. Bu sanatçılardan biri de Auguste Rodin'di.
Camille'in yeteneği ve etkileyici kişiliği onu diğer öğrencilerden ayırdı. Rodin’in yeni gözdesi ve ilham kaynağı olan genç Camille, bir süre sonra onun hem sevgilisi hem de en büyük rakibi olacaktı.
Önceleri yalnızca ünlü ve başarılı bir sanatçının öğrencisi olarak görülen Camille, zamanla kendini ispat etmiş ve yaptığı çalışmalarla birçok kişinin beğenisini toplamıştı. İki sanatçı, birlikte pek çok başarılı işe imza attı.

Rodin, bu tarihlerde önemli eserlerinden biri "Cehennemin Kapıları"nı yaptı. Camille'in etkileri açıkça gözlenen eserin büyük çoğunluğunu Camille'e ait olduğu söyleniyor.

Birliktelikleri sırasında başka bir kadınla evli olan Rodin, sadece Cehennem Kapıları’nı değil, Camille’in birçok eserini sahiplenmişti. Rodinden çok daha başarılı ve yetenekli olmasına rağmen her zaman Rodin’in gölgesi altında kalmış olan Camille, yaşadığı bu hüsranın üstüne Rodin'den hamile kalmış ve bir kaza sonucu bebeğini düşürmüştü.
Yaşadığı travma, Camille için sonun başlangıcı olmuştu. Bebeğini düşürmesinden sonra Rodin'le ilişkisi ortaya çıkmış ve ailesi tarafından reddedilmişti Camille...

Tüm bu zorluklara rağmen Rodin'le olan birlikteliğine devam etmek istese de Rodin’in takındığı küçümseyici tavırları yüzünden sürekli kavga ettiler. Rodin’in, Camille'ye ait çalışmaları sahiplenmesi ve sürekli kendi himayesinde tutma isteğini Camille’de kapanmayan yaraları da açmış oldu.
En sonunda Camille, yoluna tek başına devam etme kararı aldı ve Rodin’i terk etti. Yaşadığı bu ayrılığın ardından, Camille "Vals", "Clotho", "Olgunluk Çağı", "Kayıp Tanrı", "Geveze kadınlar", "Sakuntala" gibi en büyük eserlerini yarattı.

Yaptığı eserler sayesinde dahi olarak anılmaya başlandı, eserleri büyük hayranlık topladı. Rodin’le ayrıldıktan sonra sanatı daha özgür kalmış ve klasik heykelden uzaklaşarak kendi çizgisini yakalamıştı Camille...
Birkaç yıl sonra babasını kaybeden Camille, iyice yalnızlaştı ve pek çok sorunla tek başına yüzleşmek zorunda kaldı.Üstüne bir de karşılamakta zorlandığı maddi sorunlar eklenince Camille'in ruh sağlığı giderek bozulmaya başladı. 1906‘da bir gece geçirdiği sinir krizi sonucu birçok eserini parçaladı. Bir süre sonra ciddi paranoya belirtileri gösterdiği ve akıl sağlığını kaybettiği gerekçesiyle ailesi tarafından Rodin’in de desteğiyle bir hastaneye kapatıldı.
Bir rivayete göre eserlerini ve fikirlerini çalmakla suçladığı Rodin, Camille'in daha büyük bir yetenek olduğunu bildiği ve kendisini geçmesini önlemek istediği için onu hastaneye kapatmıştı.

Hastanede Camille'in heykel yapmasına izin vermiyorlardı. Kardeşi Paul’a yazdığı mektupta hastanede oluşuyla ilgili şunları yazdı:
”Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye, yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar…
Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar…
Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım… Her bakımdan başarıya ulaştı işte!
Bu esaretten çok sıkılıyorum… Eve hiç dönemeyecek miyim, Paul?”
“Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptım”
Camille evine bir daha dönemedi...30 sene boyunca o akıl hastanesinde kapalı kaldı ve orada öldü, çıkmak için çok çabalamasına rağmen annesi tarafından hep reddedildi.
Camille 1906’da açtığı sergide şunları söylüyordu:
Ben hayatı seviyorum, aşkı, umudu. Ödülsüz olsalar da…



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın