sürükleniyoruz. ailemizin, sevdiklerimizin, patronlarımızın ve hatta zamanı geldiğinde çocuklarımızın bizi sürdükleri yere sürükleniyoruz. ne berbat ne acımasız bi betimleme di'mi? sürüklenmekten yoruluyoruz, yoruldukça vazgeçiyoruz. bu daha berbat. hayatta vazgeçmekten, yorulmaktan daha berbat bir şey yoktur. ölüm dahil. zaten ölümün berbat olduğunu düşünen varsa yanılıyor. asıl berbatlık yaşarken ölüyor ölüyor ve ölüyor gibi hissetmek. devamlı ölmek kolay değil. öldürüyor; ailemiz, sevdiklerimiz, güvendiklerimiz. öldürüyoruz devamlı birilerini. zaten ölüm yaşadığımız çağda, mekanda çok basitleşmedi mi? kaldırımda yürürken şarkı dinlerken gülerken ağlarken öldürülme ihitmalimizin olduğu bu çöplükte hayatta kalmak berbat işte. fakat unutmamalıyız ki yaşatma ihtimalimiz de var. her geçen gün ölen, ölmeye devam eden birini yaşatma ihtimali. böyle şeyler sevdiriyor hayatı. misal ben seninle tanışmasaydım çoktan ölmüştüm. ölmek biraz da yaşadığını unutmak değil miydi? hatırlattın. geldin, vücudumu saran ellerinle, boynumda dolaştırdığın dudaklarınla yaşadığımı hatırlattın. bolca minnet. iyi ki demekten çekindiğim bi hayattan tuttun çıkardın. şimdi devamlı iyi ki diyorum. diyebiliyorum. sadece sana da değil yanımdan yürüyüp geçen insanlara, sokak hayvanlarına, ağaçlara, çiçeklere. bunun ne demek olduğunu üç yıl önce sorsaydınız açıklayamazdım ama şimdi göğsümü gere gere diyorum ki iyi ki diyebilin. size iyi ki dedirtecek insanları sevin. klişe ama doğru. o zaman bir klişeyi de şöyle bozalım. keşke dedirten insanları da sevin. "keşke daha çok öpseydim, daha çok sarılsaydım." gibi. "keşke daha çok iz bıraksaydım." iz bırakmak bu dünyada yapabileceğiniz en mühim şey olabilir. iz bırakın.
hayatın acımasızlığı üzerine


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın