DÜŞERKEN
Uğultulu kalabalıkların arasında yapayalnız kalırsınız bazen. Seslerin birbirine dokunduğu, birbiriyle iç içe geçerek oluşturduğu görünmez çizgiler nefesinizi meşum bir büyücü gibi yutar, içinizi yakıp kavuran bir sessizliğe dönüşür çığlıklarınız. Bir pagan ayininin figürlerini andıran ritmik danslarıyla sizi çevrelemiş koyu gölgelerin derinliğinde inleyerek kaybolursunuz. Kayboluşların en fecisidir bu. Öyle ki ne sesiniz, ne işiteniniz vardır. Düşünceleriniz, bedeninizi hayatınızdaki her şeyin karşı kıyısında bırakmış, elinizde küçük bir sandal ve bir tek kürek kalmıştır. Küreğe asıldıkça kendi etrafınızda dönüp durursunuz. Umutlarınız size düşman olan eski bir dostunuzdur artık. Kendinizi kendi içinizde kaybetmişsinizdir.
Kendi içindeki derin kuyuya düşüp de kaybolanı kim bulup çıkarabilir?
Yemyeşil bir vadide korolar halinde açan kır çiçeklerini, begonvilleri, sarı frezyaları, gelin gibi süzülen beyaz zambakları unutursunuz o an. Nazlı nazlı akan derelerin ruhunuzu okşayan sesini unutursunuz. Günün ilk ışıklarıyla her biri ayrı bir şarkı tutturan kuşların sesi, içinizi serinleten sabah meltemi, ıhlamur ağaçlarının altında geçirilen güneşli, mahur öğleden sonralarının ruhunuza armağan ettiği o tarifsiz mutluluk siliniverir zihninizden. Hayalleriniz kabuslarınızla, tutkularınız korkularınızla yer değiştirir. Kirlenmiş pamuklara benzeyen kara bulutlarla kaplanır her yer bir anda. Dokunduğu her şeyi yıkıp savuran amansız bir fırtına kopar, sağanak yağmurlar yağar göklerinizde. Bombardımana uğramış şehirlerin çığlığı andıran acı sirenlerini duyarsınız o anlarda. Gözyaşlarınızla birlikte tükenen kelimeleriniz şarapnel parçaları gibi dağılmış, paramparça olmuştur hisleriniz. Gizli bir el, ruhunuzun derinliklerine sakladığınız ve unutmak istediğiniz ne varsa hepsini bir bir ateşe verir, infilaklarla sarsılırsınız. Damarlarınızda, yatağından taşarak akan nehirler kadar coşkun kor alevler dolaşır. Kor alevlerle kaynayan bir volkan patlar içinizde. Durumunuz korkunçtur. Hem birilerinin el uzatıp sizi kurtarmasını istersiniz, hem de tanıdığınız herkesten kaçarsınız köşe bucak. Kimsenin sizi anlama ihtimali yoktur, ihtimallerin ötesine geçmişsinizdir.
Tanıdığınız herkes tanımadığınız birer yabancı olmuştur sizin için.
Anlatamadığınız her kelime boğazınızda düğümlenir, sevdiklerinizin yüzünde okuduğunuz dikenli bir kayıtsızlığa dönüşür zihninizde. Anlatamadığınız için kendinize kızar, anlayamadıkları için sevdiklerinize küsersiniz. Girdabınız derindir ve tek başınasınızdır.
Gerçekler canınızı acıtınca gerçek olmayan şeylere, hayallerinize sığınırsınız genellikle. Ama hayallerinizin bile size yardım etmediği zamanlar vardır. İçinizdeki uçurumlardan kendi kayalıklarınıza düşünce, tanıdığınız herkesle beraber hayalleriniz de terk eder sizi. Güzel olan her şeye inancınızı yitirdiğiniz anlardır o anlar. Milyarlarca sahnesiyle akıp giden bir filmin donup kalmış bir saniyesi, siyahla beyazın tonlarına hapsolmuş bir fotoğraf karesi gibisinizdir. Hayat akıp giderken sizin filminiz kopmuştur olmadık bir yerde. Bütün dünya mutludur sanki, gülüp eğlenmektedir siz keder içindeyken. Herkesin başarılı olduğu bir sınavın başarısız öğrencisiymişsiniz gibi hissedersiniz kendinizi. Sizi en çok yaralayan, başkalarının mutlu olduğunu düşünmeniz değil, mutsuzlukta yalnız olduğunuz düşüncesidir. Her şey karşıdır o an size, siz her şeye karşısınızdır. Çaresizce haykırarak yardım çağıran ama sesini kimseye duyuramayan, sahibini kaybetmiş koyu bir gölgesinizdir kaldırımlarda. Üstünüze basıp geçerler ama bir türlü görmezler sizi. Bedeniniz, sürüklemek zorunda kaldığınız, size sadece acı veren ağır bir yük olarak kalmıştır hayatınızda. Dokunduğunuz her şeyden silinmiştir izleriniz. Gümüşi ışıkların karanlığını kılıç darbesi gibi kestiği puslu bir labirentin içinde dermansızca yolunuzu ararsınız. Canhıraş girdiğiniz bütün yollar hep aynı yere vardırır sizi. Nereye baksanız bitmiş, tükenmiş, perişan olmuş suretinizi görürsünüz.
Olmaktan en çok korktuğunuz yerdesinizdir.
Kendinizle yüz yüzesinizdir.
Korkularınız, endişeleriniz, hayal kırıklıklarınız birleşerek içinizdeki alevlerin tavında dövülür, keskin bir giyotin gibi düşer hayatınıza. Aşkı, sevgiyi, bütün güzel hisleri koparıverir bedeninizden. Kan revan içinde kalakalırsınız.
Kendinizi ruhunuzun en derin, en karanlık kuytularında kıstırmış, içinizdeki büyülü ormanlarda salına salına gezen güzel gözlü ceylanlarınızı, en korkunç canavarlarınızın önüne atmışsınızdır. Hem masum bir avsınızdır, hem de acımasız bir avcı. Bir yandan avınızı büyük bir soğukkanlılıkla parçalamanın şehvetini yaşarken, öbür yandan acı dolu bir tükenişin dehşetiyle savrulursunuz.
İçinizdeki o derin kuyu hem sığınağınız, hem cehenneminizdir. Herkesten kaçarken kendinize yakalanırsınız orada. Bütün ışıklar, bütün sesler susmuşken sureti siz olan yüzlerce fısıltı büyüyerek sağır edici bir gürültüye dönüşür, kaçıp kurtaramazsınız kendinizi.
Zordur insanın kendi kuyusuna düşmesi.
Yaşamak acı çekmektir o kuyuda, ölümse kocaman bir hiç.
Kapak Resmi: İvan Kramskoy / Çölde İsa



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın