Psyche ve Eros

Psyche, gönlünü kimseye kaptırmamaya yemin etmiş, güzelliği dillere destan genç bir kadındır. Güzelliği tanrıçalardan Afrodit'in bile kulağına gitmiş ve onu kıskançlıkla yakıp kavuruyordur. Afrodit için sıradan bir kızın kendisinden güzel olması mümkün değildir. Bu düşüncelerle boğuşan tanrıçanın aklına oğlu gelir. Oğlu Cupid (Aşk tanrısı Eros), kızı okuyla vuracak ve oldukça çirkin bir adama aşık olmasını sağlayacaktır. Bu emir üzerine harekete geçerek kendini Psyche’nin yanında bulan Eros, hiç beklenmedik bir şekilde kızı görür görmez aşık olmuştur. Önce ne yapacağını şaşırır, sonra da ondan vazgeçemeyeceğini anlayarak sihirli bir ormanda gizli bir saraya götürür, kızla kendisine bir yuva kurar. Ancak Psyche onun yüzünü hiç görmemiştir çünkü Eros ona;

''Aşkımızın sırrını kalbinde sakladığın sürece mesut olacaksın, beni görmeden körü körüne sev." demiştir. Bu her ne kadar imkansız olsa da Psyche bunu kabul etmiş ve onu görmeden sevmiştir.

Uzun bir süre sadece geceleri karanlıkta yanına gelen sevgilisiyle aşkını yaşamaya çalışır, ancak kız kardeşleriyle görüşene dek! Kardeşleri Psyche’nin anlattıkları karşısında;

”Çirkin ve vahşi görünüşlü olmasa kendini sana gösterirdi. Mutlaka onu görmelisin!” derler. Bunun üzerine bir gece uyuyan sevgilisinin yüzüne bakmak için usulca kalkar Psyche. Sakladığı lambayı yakarak yatağın üstüne tutar ve işte yeryüzünün en güzel delikanlısı duruyordur karşısında; böylesi belki göklerde, ölümsüzler arasında bile yoktur. O esnada lambadan sıçrayan bir damla yağ, delikanlının omzuna düşer. Eros uyanır ve hemen fırlar yataktan, tek kelime bile söylemeden kaçıp gider. Bir ses fısıldar Psyche'nin kulağına: ''Güvenin olmadığı yerde, aşk yaşayamaz.''

Ne yapacağını şaşıran Psyche Afrodit'ten yardım istemeye gider ancak tanrıça öfkelidir. Kızdan kurtulamadığı gibi bir de oğlu ona aşık olmuştur. Bunu kabullenemez ve Psyche’yi emri altında köle gibi çalıştırmaya başlar. Bir gün Psyche'nin yeraltı dünyasından sihirli bir şişeyi ona getirmesini emreder ve onu açmasını yasaklar. Psyche bu görevi yerine getirir fakat merakına yenik düşerek şişeyi açar ve yayılan dumanı soluduğunda ölüm gibi derin, sonsuz bir uykuya dalar. Psyche’nin sonsuz uykuya yattığını duyan Eros ise buna dayanamaz, yola koyulur.

Ve heykeltıraş tarafından mermere işlenen o anda;

Bilinçsiz bir hâlde kayalarda yatan kız Psyche'dir. Kayanın üzerine yeni inmiş olan, kanatlı ve sadağı oklarla dolu genç adam ise tanrı Eros'tur. Onun hareketsiz yattığını görür, yanına gelir ve ölmediğinden emin olmak için okunun ucuyla nazikçe dokunur, sevdiği Psyche'nin yüzünü sevecen bir kucaklamayla kaldırarak kendisininkine yaklaştırır. Psyche de, yavaşça sevgilisinin kafasını elleri arasında alır, bu anda sevgi ve şefkatin doruğuna ulaşırlar.

Hikayenin bitiminde Eros'un Zeus’tan aldığı ölümsüzlük içkisi olan Ambrosia ile Psyche artık ölümsüzlere katılmıştır, tanrılar Psyche'nin ruhun tanrıçası haline gelmesine ve Eros ile evliliğine onay verirler. Psyche sonunda aşkı Eros ile sonsuza dek beraber olur.

Antonio Canova, Neoklasik heykel sanatının başyapıtlarından biri kabul edilen bu eserinde Eros'un mermer kanatlarını öyle incecik yontmuştur ki, ışık vurduğu zaman kanatlar mermer değil de tülden yapılmış gibi şeffaf ve zarif ışığı geçirir. Vazo, Eros'un kanatları, sadağı, okları ve kaya zemin bu mitolojik olayın kanıtlarıdır. İki figürün pürüzsüz, dengeli ve idealize edilmiş vücutları, bukleli saçları, kıvrımlı kumaş detayları... Konunun bu kadar romantik olması ve derin bir ifade içermesine rağmen yalın bir güzelliğe ulaşmak için Canova, hareket hâlindeki heykellerin yüzlerini heyecandan uzak ve ifadesiz bırakmıştır. Bu ifadesiz yüzlere karşın yoğun duygular barındıran kucaklaşmayla heykelin genel duygusu şefkat olmuştur.


''Aşk gördüğünü gözleriyle değil ruhuyla görür

Kanatlı Cupid (Eros) resimlerde işte bu yüzden kördür

Durup düşünme nedir hiç bilmez aşk

Kanadı var, gözü yoktur; bakmadan uçar gider.''


-Shakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası