İstanbul’un en büyük arkeolojik keşiflerinden biri olarak kabul edilen Yenikapı kazılarında ortaya çıkarılan 37 gemi batığı ve on binlerce eserin akıbeti, aradan geçen yıllara rağmen belirsizliğini koruyor. Rehber, yazar ve kültürel miras savunucusu Şerif Yenen, bu tabloya dikkat çekerek kamuoyuna ve yetkililere açık bir çağrıda bulundu.
Yenikapı Metro ve Marmaray inşaatları sırasında, 2004–2013 yılları arasında yürütülen arkeolojik kurtarma kazılarında 37 gemi batığına ulaşıldığını hatırlatan Yenen, bu keşfin dünya çapında, bir arada bulunmuş en büyük gemi batığı koleksiyonlarından biri olarak değerlendirildiğini vurguladı. Döneminde büyük bir heyecan yaratan bu keşfin ardından, geçici sergiler düzenlendiğini, uluslararası mimari yarışmalar açıldığını ve Yenikapı çevresinde, bu batıkların sergileneceği kapsamlı bir sualtı arkeolojisi müzesinin inşa edilmesinin planlandığını hatırlattı.
On küsur yıl geçti müze halen yok
Ancak aradan geçen yaklaşık on küsur yıla rağmen, söz konusu müzeye ilişkin somut bir gelişme paylaşılmadığını belirten Şerif Yenen, bu sessizliğin kamuoyunda ciddi soru işaretleri yarattığını ifade etti. Yenen, “Dünyanın en büyük sualtı arkeolojisi müzelerinden biri olacağı söylenen bu projenin neden hayata geçirilmediğini sormak, kamu olarak en doğal hakkımız. Bu eserler bugün nerede, hangi koşullarda korunuyor ve bu müzenin gerçekleşme ihtimali hâlâ var mı? Bunları bilmek istiyoruz” dedi.
Bu konunun siyasi tartışmaların ötesinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Yenen, Yenikapı batıklarının yalnızca İstanbul’un değil, insanlık tarihinin ortak mirası olduğunun altını çizdi. “Burada söz konusu olan, geri dönüşü olmayan bir kültürel miras meselesidir” ifadelerini kullandı.
Şerif Yenen, çağrısını şeffaflık ve bilgilendirme talebiyle tamamlayarak, ilgili kurumların kamuoyunu açık ve net biçimde bilgilendirmesini, Yenikapı batıkları ve planlanan müze projesinin geleceğine dair sürecin paylaşılmasını istedi. Yenen’e göre bu mirasın korunması, sergilenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması, yalnızca kurumsal bir sorumluluk değil, toplumsal bir yükümlülük niteliği taşıyor.



Yorum Bırakın