Bilim, evrenin bize ne ifade ettiğini anlama çabasıysa; sanat, anladığını ifade etme çabasıdır.
Hepimiz bilinmek isteriz; çünkü insan, yaratılışı gereği baştan aşağı mucizevi bir sanat eseridir. Aynı zamanda bilmenin ve evreni öğrenmenin sonsuzluğu içinde küçücük bir detay… Ancak kendi iç evrenimiz bilinmezliklerle doludur. Hayata karşı yaklaşımımız, seçimlerimiz, sözlerimiz, hatta mimiklerimiz bile çoğu zaman öz kontrolümüz dışında gerçekleşir. Biz her ne kadar kendimizi tanıdığımızı ve irademiz dâhilinde kararlar verdiğimizi sansak da…
Kendimizi tanıma yolculuğunda pek çok zanaat ve yaklaşım vardır. Bazen içimizdekileri yazarak açığa çıkarmayı seçeriz, bazen konuşarak… Ancak Doğaçlama Resim türünün özgür ifade biçiminin bize keşfettirdikleri yadsınamaz bir gerçektir. “İnsan kaybolduğunda yeni şeyler keşfedebilir” sözünü hep sevmişimdir. Çünkü kalemi kâğıda koyup estetik kaygıdan, kurgudan ve bizi toplum kalıplarına iten dürtülerden uzak durmak; kalemi ve eli serbest bırakmak demektir.
Tıpkı ilk defa gittiğiniz bir şehirde, hiçbir plan yapmadan sokakları, dükkânları ve müzeleri dolaşmak gibi… Yaptığımız rastgele seçimlerin altında aslında kim olduğumuz yatar. Resim çizerken bu motivasyonu sağlayabilirsek, bilinçaltımıza hapsolmuş ve kontrol mekanizmalarımızın bariyerlerini henüz aşamamış olan gölge benliğimizle tanıştığımızı görürüz. Resim tamamlandıkça, aslında içimizde olan ama hiçbir zaman yüzeye çıkamayan haykırışların fısıltılarını duymaya başlarız.
Ve kulak vermediğimiz her haykırış, hayatta önümüze bir imtihan olarak gelmeye mahkûmdur.
Gölge benliğin fısıltıları



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın