Mavi Sakal Arketipi

Mavi Sakal Arketipi
0 Beğen
0 Yorum

       Mavi Sakal hikayesi bir yerlerde hepimizin duyduğu kulağa mutlaka çalınan bir arketip olmuş, onlarca ülkede aynı hikayenin birbirinden farklı fakat benzer versiyonları yazılmış, çizilmiş ve hatta oynanmıştır, örneklerin bir kısmına aşağıda ulaşabileceksiniz. Hikaye ilk defa Fransız yazar Charles Perrault 1697 yılında yazılı olarak kaleme alınmıştır. İlgilenenler için hikayenin aslına ait linki de bırakıyorum; Blue Beard-Charles Perrault

">

">

Bu hikayenin kadınlardan toplumsal beklentiler, ve bazı psikolojik yorum ve tasvirler barındırdığına inanmaktayım, zira belki yazıldığı esnada bunlar düşünülmemiş veya konuşulmamış olsa bile günümüze kadar ulaşabilmesinin ve bunca insana dokunabilmesinin elbet bir sebebi olduğunu düşünüyorum.

Hikayeyi duymayanlar, unutanlar veya tazelemek isteyenler için kısa bir özetle;

Mavi Sakal devasa bir şatoda yaşayan varlıklı fakat taşranın korktuğu ve daha önce yapmış olduğu 7 evliliğininin 7 sininde eşlerinin ölümü ile sonlanması ve akıbeti bilinmezlik nedeni ile genç kadınların 1 adım geri durduğu bir adamdır. Kendisinin hikayeye adını veren korkunç mavi bir sakalı vardır. Günlerden bir gün 8. eşi yapmak üzere bir ailenin 3 genç kızını hedef alır, türlü hileler ve rollerle en küçük kız kardeşi sakalının aslında o kadar da mavi olmadığına inandırır. Diğer kardeşler ise bu birliktelikten zaten geri durmaktadır. İkna olan kız kardeş ve mavi sakal evlenirler ve mavi sakal evde olmadığı süre zarfında şatoda kullanması için karısına kocaman bir anahtarlık verir, ancak bu anahtarlıkta küçük bir anahtar vardır ki bilinmez bir odanın kapısını açar. Mavi sakal karısını sıkı sıkı biraz da tehditkar bir şekilde asla o odanın kapısını açmaması gerektiğini ondan yalnızca bunu istediği yönünde tembihler, ve şatodan ayrılır. Kızın içerisine bir merak ve bir korku düşer. Daha sonra ablaları tarafından ziyaret edilen kız onlara bu anahtarın durumunu anlatır, kardeşleri tarafından merakı daha da kamçılanır ve en sonunda o anahtarı kullanmaya karar verirler. Anahtarı çevirdiklerinde oda da dehşet verici bir manzara ile karşılaşan kardeşler ne yapacağını bilemez, içeride Mavi sakalın eski eşlerinin cesetleri ve her tarafta kan lekeleri bulunmaktadır. Korkuyla kapıyı kapattıklarında anahtarda bir kan lekesi farkederler, silmeye temizlemeye çalışsalarda nafile, kan anahtardan damla damla akmaktadır. En sonunda ablalarının gitmesi ile şatoda Mavi sakalın dönüşünü bekleyen kız, Mavi sakalın gelmesi ve kanlı anahtarı görüp yasaklı odaya girdiğini anlaması ile beraber ne yapacağını bilemez. Artık Mavi sakal onu da öldürecektir. Çok sinirlenen Mavi sakal tam kızı kılıcı ile öldüreceği esnada kapı açılır ve iki atlı içeri girer. Kılıçlarını çekip doğruca Mavi Sakal'a koşarlar. Adam onların karısının kardeşleri olduğunu (biri süvari, diğeri tüfekçi) anlar ve canını kurtarmak için kaçmaya başlar; ama iki kardeş onu kovalar ve daha sundurmaya ulaşamadan yakalar, kılıçlarını göğsüne saplayıp onu oracıkta öldürürler.

    Şimdi hikayemizin incelemesine gelmemiz gerekir ise; ilk dikkat çeken kesinlikle Mavi Sakalın kadınlara yaşattığı korku ve sundukları. İyiyi ve kötüyü aynı karakterde görebiliyoruz, evet varklıklı evet güçlü fakat bir sırrı var. Belki o sır hiç merak edilmeden düşünülmeden yaşanabilir ise mutluluğa ulaşılabilir, ancak kediyi merak öldürse de insanı merak yaşatır. Bu mucize duygu insanoğlunda var olmasaydı eğer, bir çok konuda bu kadar yol kat edilmesi mümkün olmazdı diyebiliriz. Yine hikayemizde de yasaklı elmaya benzer yasaklı bir oda karşımıza çıkıyor. Yasaklı elmayı sunan belki Tanrı olsa da burada Mavi Sakalın ta kendisi. Dikkatimi çeken bir diğer konu hikayedeki kızımızın 8. eş olması ve öncesinde akıbeti bilinmeyen 7 eş. 7 sayısı evrensel olarak bir "döngünün tamamlanmasını" temsil eder. (Haftanın 7 günü, gökkuşağının 7 rengi, dünyanın 7 harikası gibi) Bunun yanında 8 ise sonsuzluk ve aynı zamanda yeni bir başlangıç ile sembolize edilmiştir.

Clarissa Estes'in Kurtlarla Koşan Kadınlar romanında bu hikayeye de yer verir ve kadınların gerçek hayatta da karşısına her zaman bir yerlerde 'Mavi Sakal' lar çıktığını söyler. Estes'e göre aslında masaldaki kız kardeşler, tek bir kadının ruhundaki o bitmek bilmeyen çatışmayı temsil eder. Bir yanımız, karşımızdaki tehlikenin kokusunu alsa da; diğer yanımız, sırf o ışıltılı hayata ve vaat edilen konfora kapılmak için gerçeklere gözlerini yumar. İçimizdeki o 'vahşi doğa' bize gerçeği haykırırken, safdil tarafımız bu sesi bastırmak için bahaneler üretmeye başlar: 'Aslında o kadar da kötü biri değil, sadece biraz farklı bir tarzı var, hatta sakalı bile o kadar mavi görünmüyor.' deriz. İşte bu, ruhumuzun kendini kandırma sanatı; gerçeği bildiğimiz halde kendimize itiraf edemeyişimizdir. Bu nedenle baş rol kadınını 'Safdil' olarak sınıflandırmıştır. Fakat en sonunda safdili yine o çukurdan gerçekler yani kardeşleri kurtaracaktır.

Freud ise psikanalizde insan zihnini genel itibari ile id, ego ve süper-ego olarak katmanlara ayırmıştır. Kısaca özetleyip esas konuya geçmek gerekirse; insanda doğuştan gelen tek benlik 'id' olarak adlandırılırken bu katman daha çok daha ilkel içgüdülerimizi kapsar. Ego ve süper-ego ise öğrenilen ve öğretilendir. Ego ailede yakın çevrende örnek alabileceğin davranış düşünce ve yaşam biçimiyken, süper-ego toplumun dayattığı beyinde saklı kalmış gizli bir yargıç ve alınan kararların esas belirleyici unsurudur aynı zamanda. Freud; id bir at ise ego onun süvarisidir demiş kısaca, belki de süper-ego bu durumda bir trafik polisi olabilir. Mavi Sakal da ise İd iki farklı şekilde karşımıza çıkar; 

Mavisakal’ın Vahşeti: Mavisakal, İd’in yıkıcı ve karanlık tarafıdır. Mantık tanımaz, sadece kendi kurallarını ve mülkiyetçi arzularını dayatır. Öldürme dürtüsü, İd’in en çiğ halidir.
Genç Kızın Merakı: Kızın o odaya girmesini sağlayan o durdurulamaz dürtü de İd'dir. "Yasak olduğunu biliyorum ama ne pahasına olursa olsun o kapının ardını görmem lazım!" diyen ses, hazzın peşindeki İd’in sesidir.

Süper-ego hikayede asla temizlenemeyen anahtar olabilir, çiğnenen yasağın sonuçlarıdır ve unutmanıza izin vermez. Ego ise ilkel dürtümüzün süvarisi yani kardeşlerdir. Kardeşler hikayede aynı zamanda İd'i yani odaya olan merak dürtüsünü kamçılarken öte yandan işler sarpa sardığında gerçek bir çözüm olarak süvari ve tüfekçi olarak hikayeye tekrar dahil olduklarını görürüz. Carl Jung'un gölge arketipini ve yine Freud öğrencisi Assagioli'nin alt kişilikler-benlikler yaklaşımını da bu hikayeye örnek gösterebiliriz. Safdil tüm gölgelenmiş gerçekleri temsil eder, kardeşler ise onları hatırlatmak için hep oradaydılar. Aynı şekilde ölü 7 eş potansiyel farklı benliklerimiz de olabilir. Araştırdığımda çok da fazla bu hikaye üzerinden yaklaşım ve benzetlemeler yapıldığını görmediğim fakat çok sağlıklı örneklendirebileceğini düşündüğüm için değinmek istedim. Birilerine ulaşır ve ilham olursa ne mutlu.

Hikayenin tüm bunlara ek toplumsal bir tarafı varsa da; kadınların özgürlük ve gerçeği arama yolunda yine önüne serilen engeller olduğunu düşünüyorum. Maalesef ki gerçeği aramak bir kadın için herhangi bir erkeğin alan, sınır ve kurallarını ihlal ediyor ise cezalandırılabilir olmaktadır. Mavi Sakal'ın gazabı belki işimizde, ailemiz de, evliliklerimizde ve sosyal yaşantımızda dahi bizlere ulaşabilir. Hal böyle olunca belki de bizler çareyi safdil olmakta ve dirayet göstermekte arayabiliriz.

Ancak unutulmamalı ki, güneş balçıkla sıvanmaz. Safdili oynamak kimseyi bir sonraki ceset olmaktan korumaz. Gerçeğin ateşinde yanmak, yalanın gölgesinde yaşamaktan evladır.

Hikaye ile kendi içimde eşleştirdiğim o parça 

" target="_blank" rel="noopener">

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın