İlk durağımız, Ihlara Vadisi oldu. Aksaray’ın Güzelyurt ilçesinde yer alan bu etkileyici vadiye giriş yaptıktan sonra kendimizi yaklaşık 14 kilometrelik bir yürüyüş parkurunun içinde bulduk. Yol boyunca uzanan ağaçlar hem gölge sağlıyor hem de yürüyüşü oldukça keyifli hale getiriyor.
Vadi, kayalara oyulmuş yüzlerce kilise ve manastırıyla adeta açık hava müzesi gibi. Bu doğal güzelliğe, Melendiz Çayı eşlik ediyor Melendiz Dağı’ndan doğan bu çay, yolculuğunu Tuz Gölü’ne kadar sürdürüyor.
Vadiye ulaşmak için 397 basamaklı bir merdiveni kullanmanız gerekiyor. Basamaklar geniş ve düzenli olsa da iniş biraz efor istiyor. Daha rahat bir alternatif arayanlar için Belisırma Köyü tarafında araçla ulaşım mümkün. Ancak vadinin içinde yer alan Ağaçaltı Kilisesi, Yılanlı Kilise ve Sümbüllü Kilise gibi önemli yapıları görmek istiyorsanız ana merdivenli giriş çok daha avantajlı.
Yürüyüş sırasında Melendiz Çayı’nın kenarındaki banklarda oturup kısa molalar verebilir, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. Doğanın ve tarihin iç içe geçtiği bu vadi, gerçekten unutulmaz bir deneyim sunuyor.
📍Sonraki durağımız Derinkuyu Yeraltı Şehri oldu.
Burası, gezinin en etkileyici noktasıydı diyebilirim. M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanan geçmişiyle Frigler, Bizanslılar ve erken dönem Hristiyanlar tarafından korunmak, saklanmak ve yaşamak amacıyla kullanılmış. İçerisinde tüneller, havalandırma sistemleri, su kuyuları, mutfaklar ve şarap mahzenleri bulunuyor. Yani burası sadece bir sığınak değil, başlı başına bir yaşam alanı. Gezerken insanın aklında sürekli aynı düşünce dönüyor: Yeryüzünde ne varsa, insanlar bir zamanlar onun benzerini yerin altına da kurmuş ve burada uzun süre yaşamış.
İlk girişte alanlar çok dar değil; daha çok küçük odaları andıran oyuklar var ve rahatça hareket edebiliyorsunuz. Ancak ilerledikçe aşağı doğru iniyorsunuz—sanırım 3. ya da 4. kattan sonra geçişler belirgin şekilde daralıyor. Bazı tüneller sadece tek bir kişinin geçebileceği kadar sıkışık hale geliyor.
Bayram tatiline denk geldiğimiz için içerisi oldukça kalabalıktı. Özellikle dar geçitlerde ilerlemek zorlaştı. Bir noktada tamamen durduk; önümüzdekiler ilerlemiyor, arkamızda insanlar birikmiş. Ne ileri gidebiliyorsunuz ne de geri dönebiliyorsunuz. Nerede olduğunuzu tam olarak bilmiyorsunuz ve ne zaman çıkacağınız da belirsiz. Daracık bir alanda beklerken zaman daha da yavaş geçiyor. Sonrasında yavaş yavaş ilerlemeye başladık ama bu kez de birkaç adım atıp dakikalarca beklemek zorunda kaldık. O an ister istemez “burada bir şey olsa ne yaparız?” gibi düşünceler akla geliyor. Daha önce fark etmediğim bir kapalı alan tedirginliğiyle karşılaştım.
Neyse ki çıkış kısmı inişe göre çok daha rahat oldu. Ama içerideyken dikkatimi çeken bir şey daha vardı: Bu kadar kalabalığa rağmen nefes almakta neredeyse hiç zorlanmıyorsunuz. Yeraltında olduğunuzu unutacak kadar iyi düşünülmüş bir havalandırma sistemi var. Yüzyıllar önce böyle bir yapının planlanmış ve inşa edilmiş olması gerçekten etkileyici.
Tünelleri, odaları ve katlar arasındaki geçişleri gördükçe buranın sadece saklanmak için yapılmış bir yer olmadığını daha iyi anlıyorsunuz. İnsanlar burada uzun süre yaşayabilecek şekilde her detayı düşünmüş. Bu yüzden Derinkuyu Yeraltı Şehrisadece tarihi bir yapı değil, aynı zamanda dönemi için oldukça ileri sayılabilecek bir mühendislik örneği gibi görünüyor.
Kısacası, zaman zaman zorlayıcı olsa da gezinin en unutulmaz duraklarından biri oldu. Yerin metrelerce altında, yüzyıllar öncesinden kalma bir yaşam alanının içinde yürümek gerçekten farklı bir deneyim.
📍Günün sonuna doğru rotamızı Güvercinlik Vadisi’ne çevirdik.
Kapadokya’nın en etkileyici manzaralarından birine sahip olan bu vadi, özellikle Uçhisar Kalesi’nden izlenen gün batımıyla hafızalarda yer ediyor. Uçhisar ile Göreme arasında uzanan vadi, adını gerçekten de burada yaşayan güvercinlerden alıyor.
Rivayete göre 9. yüzyılda başlayan güvercin yetiştiriciliği, bölge halkının üzüm tarımında önemli bir keşif yapmasını sağlamış: güvercin gübresinin verimi ciddi şekilde artırdığı fark edilmiş. Bu nedenle vadi boyunca kayalara oyulmuş yüzlerce güvercin yuvası yapılmış. Bugün hâlâ görülebilen bu oyuklar, o dönemin tarım anlayışını ve doğayla kurulan ilişkiyi açıkça gösteriyor.
Vadiyi gezerken yapılabilecek en keyifli şeylerden biri de, Nazar boncuklu Ağaç çevresinde fotoğraf çekmek. Renkli boncuklarla süslenmiş bu ağaç, manzarayla birleşince oldukça güzel kareler ortaya çıkarıyor.
Bu eşsiz manzaranın tadını çıkardıktan sonra, günün son durağına doğru yola koyulduk.
📍Günün son durağı, Kapadokya’nın en bilinen simgelerinden biri olan Üç Güzeller Peri Bacaları oldu.
Burası sadece görüntüsüyle değil, anlatılan efsaneleriyle de dikkat çekiyor. Rivayete göre bir prenses ile bir çoban arasındaki imkânsız aşk, kralın karşı çıkmasıyla trajik bir hikâyeye dönüşür. Kaçıp bir hayat kuran çift, çocuklarıyla birlikte yakalanmak üzereyken bir mucize diler ve taş kesilerek bugünkü peri bacalarına dönüşür. Öndeki çobanın, ortadaki çocuğun ve arkadaki prensesin simgesi olarak anlatılır. Hatta bu üçlü etrafında dolaşmanın dileklerle ilişkilendirildiğine dair inanışlar da hâlâ devam ediyor.
Efsaneler bir yana, Üç Güzeller’i özel kılan asıl şey jeolojik yapısı. Kapadokya’daki peri bacaları, volkanik tüflerin zamanla rüzgâr ve sel sularıyla aşınması sonucu oluşuyor. Burada ise alt kısımlar aşınırken üstteki daha sert kayalar korunmuş ve ortaya şapkalı, oldukça karakteristik bir görünüm çıkmış.
Ayrıca arka planda yükselen Erciyes Dağı manzaraya ayrı bir derinlik katıyor. Üstelik burayı ziyaret etmek ücretsiz. Özellikle gün doğumunda gökyüzünü dolduran balonlarla birlikte izlemek, burayı çok daha etkileyici hale getiriyor.
Kısacası, efsaneleriyle ayrı, doğal oluşumuyla ayrı dikkat çeken Üç Güzeller, Kapadokya turunun en ikonik ve akılda kalan duraklarından biri.
Bugünlük gezimizin sonuna gelirken, ertesi gün keşfedeceğimiz yeni rotalar için dinlenmek üzere otelimize dönüyoruz. Kapadokya’nın ilk günü, gördüğümüz tüm bu etkileyici manzaralar ve deneyimlerle hafızamızda yerini alıyor.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
2.Günün gezi notları ise bir sonra ki paylaşımda olacak.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın