Büyümek, İçindeki Çocuğun Sessizce Uzaklaşmasını İzlemektir

Büyümek, İçindeki Çocuğun Sessizce Uzaklaşmasını İzlemektir
3 Beğen
0 Yorum

Bazı insanlar büyümeyi yaş almak sanıyor.
Oysa insan bir sabah uyandığında büyümüyor.
İnsan; biraz hayal kırıklığıyla, biraz eksilerek, biraz da içindeki çocuğu geride bırakarak büyüyor.

Ben bunu çok geç öğrendim.

Çünkü çocukken hayatın herkese eşit davrandığını sanıyordum. İyilerin kazandığına, sevginin her yarayı iyileştirdiğine, insanların verdikleri sözleri tutacağına inanıyordum. O zamanlar gökyüzü daha mavi değildi belki ama insanın içi daha aydınlıktı.

Sonra hayat yavaş yavaş konuşmaya başladı.
Önce sevdiğin insanlar değişti.
Sonra güvendiğin insanlar.
Sonra da sen...

Bir gün aynaya baktığında yüzünün değil, kalbinin yorulduğunu fark ettin.
İşte insan en çok burada büyüyor.
Kimsenin görmediği savaşların içinde.
Kimsenin duymadığı çığlıkların arasında.
Sessizce...

Ben yazarken bunu fark ettim.
Her cümlede biraz geçmişime rastladım.
Her satırda yarım kalmış bir vedaya.
Her hikâyede, bir zamanlar olduğum ama artık geri dönemediğim o çocuğa...
Belki de bu yüzden kusursuz insanları hiç anlatamadım.
Çünkü hayat bana kusursuzluğu değil, kırılmayı öğretti.

Ben daha çok; geceleri kimseye anlatamadığı şeylerle uyuyan insanları sevdim.
Kalabalığın ortasında yalnızlaşanları...
Bir mesajın ardından saatlerce susanları...
Ve gülümserken bile içinde bir şeylerin eksik olduğunu hissedenleri...

Çünkü insanın en derin yaraları dışarıdan görünmüyor.
Bazı acılar vardır; sesi çıkmaz.
Bazı kırgınlıklar vardır; adı konmaz.
Bazı yalnızlıklar vardır; insanın içinde yıllarca oturur.
Ben bunları kitaplarda anlatmaya çalıştım.

Bir Ümit'i yazarken de aslında bir insanın hayata tutunma çabasını anlattım.
Çünkü bazen insan yoğun bakım odalarında değil, hayatın tam ortasında nefessiz kalıyor.
Bazen bir ihanet çöküyor insanın içine.
Bazen bir vedanın ağırlığı.
Bazen de sadece anlaşılmamış olmak...
Ama yine de insan yaşıyor.
Kırılarak.
Eksilerek.
Yorularak.
Ve yine de yaşamaya devam ederek...
Belki umut tam olarak budur.
Her şey bittikten sonra bile içindeki küçücük ışığı kaybetmemek.

Ben yazarken bunu öğrendim.
Yazmak benim için hiçbir zaman bir meslek olmadı.
Daha çok, içimde biriken sessizliği taşıyabilmenin yolu oldu.
Çünkü bazı insanlar konuşarak hafifler.

Ben yazarak sustum.

Ve belki de bütün hikâyelerimin ortak noktası buydu:
Kaybolmuş insanların yeniden kendini araması.
Çünkü insan bazen birini kaybetmez.
Bir şehri kaybetmez.
Bir evi kaybetmez.
En çok da kendini kaybeder.
Sonra yıllarca kendi izlerini takip eder.
Belki bir kitabın satırında...
Belki eski bir fotoğrafta...
Belki çocukluğunun geçtiği bir sokakta...
Belki de gecenin bir vakti, kimseye anlatamadığı bir duygunun içinde...

Ve bir gün anlar:
Büyümek, güçlü olmak değildir.
Büyümek;
içindeki kırılmış parçalarla yaşamayı öğrenmektir.

Ve insan bazen en çok,
bir daha asla olamayacağı kişiyi özler.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın