GELİŞİM Mİ DEĞİŞİMDEN ÇIKAR? DEĞİŞİM Mİ GELİŞİMDEN?

GELİŞİM Mİ DEĞİŞİMDEN ÇIKAR? DEĞİŞİM Mİ GELİŞİMDEN?
1 Beğen
0 Yorum

Modem çağın pardon, modern çağın hızı, kalabalığına rağmen bizi birbirimizden uzaklaştırdı mı? Yoksa uzakları yakınlaştırdı mı? Tartışmak gerek… Ancak hiçbirinde gerçek anlamda buluşamadığımız kesin.  En son ne zaman biri ile gerçekliği olan bir konu üzerine yüz yüze tartıştığımızı hatırlamaya çalışalım. En son ne zaman bir kitabı elimize alıp içinde bilgiyi aradığımızı. Her şeyin anlık olduğu dünyamızda, anlamların hep geciktiği hatta çokça yok olduğu yerlere doğru ışıktan hızlı giriyoruz. Bilgiye ulaşmanın kolay ama bilgiyi tartmanın zor olduğu bu dünyada güvenilir kaynakların adı bile “yapay zekâ” olmuşken gerçekliğimizi bu dünyanın yapay sokaklarında arar olduk.

Hoş, koşarak girdik hepimiz bu sokaklara… Pasaportsuz, vizesiz, kimliksiz. Ve evet gelişim ve değişim çağının sokağında yaşıyoruz artık. Teknoloji gelişiyor, gündelik hayat hızlanıyor ve milyarlarca insan aynı sokakta; tanışmıyor, konuşmuyor, susuyor… Daha kötüsü artık sormuyor? Ne, ne zaman, neden, nerede, nasıl ve kim? Ne bir sorumuz var ne de sorulacak bir hesabımız.

Gelişiyor ve değişiyoruz. Gelişmenin meşru zeminde sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel katkısının toplum ve birey üzerine yaptığı olumlamalarından şikayetçi değilim. Bilhassa Dünyanın Ortadoğu’ya gözlerini kısıp baktığı bir yüzyılda yaşarken gelişimin Türkiye için mutlak önem arz ettiğinin farkındayım. Fakat gelişimin pozitif olumlamalarına ek olarak bize getirdiği bazı değişimlerden şikayetçiyim. Ne yazık ki son yıllarda toplum ve birey üzerinde olumsuz sonuçlar doğurmaya devam ediyor. Dünya tarihini değiştiren ve bugün sahip olduğumuz konfor düzeyine bizi eriştiren icatların getirdiği değişim ile bugün kastettiğim değişim çok başka. En basit haliyle; eskiden değişim daha fazla gelişime neden olurken şimdi gelişimden yaşadığımız değişimleri konuşuyoruz.

Sosyolojik olarak ele alınması gereken uzunca bir konumuz var artık: Dijitalleşmenin toplum ve birey üzerindeki değişime negatif etkileri. Ancak bunu birey özelinde ele almadan önce o bireyin dahil olduğu ilk toplum kurumu olan aile örgütlenmesi içindeki yerine de bakmak gerekiyor. Çünkü bazılarımızın bugün, bazılarımızın ise dilerse yarın sahip olacağı yaşamdaki en önemli rollerinin başındaki ebeveynlik bu değişimin zararlarının aza indirgenmesinde çok kritik bir yere sahip. Lakin büyük sorumluluk ve özveri gerektiren bu süreçte ebeveynlerin sıkça sınıf tekrarı yapacak kadar kötü karneler almasının nedeni de ne yazık ki teknolojik gelişmelerin getirdiği dijital değişimlere bilinçli bir yaklaşım gösterememeleri.

Eskiden akşam sofraları kuşaklar arası aktarımın, anne-babanın gündelik deneyimlerinin konuşulduğu, göz teması kurularak, çocuğun eğitim hayatının sorgulandığı yerlerken bugün aynı sofrada herkes kendi ekranına gömülmüş durumda. Çocuklar sokakta oyun oynamayı değil, sanal oyunlarda rakiplerini yenmeyi öğreniyor. Arkadaşlık ilişkileri de benzer bir biçimde tüketim nesnesine dönüşüyor: “Takip et, takibi bırak.” Gerçek bağların yerini algoritmaların önerdiği “tanıyor olabilirsinizler” alıyor artık.

Dijital dünyada kurulan bağların yüzeyselliği de insanların birbirine olan güven duygusunu aşındırıyor elbette. Çünkü kişinin kurguladığı sanal dünyası ile gerçek dünyası arasında ciddi manada farklar mevcut. Bir bağımlıya dönüşen bireyin gerçeklikten uzakta kendini tekrar tasarladığı sanal kusursuzluk onun gerçekteki gelişim eksiklerini görmesine engel olduğu gibi bu kurgusal tamamlanışa inanmasına da neden oluyor. Ve artık kişi ne yazık ki kendini aldığı beğeniler, izlenmeler kadar var sayabiliyor. Üzgünüm ancak git gide içi boşalan bir vitrine dönüşüyoruz.

Bu noktada şu soruları sormamız gerekiyor: Dijital dünyada kaybolan insanlığımız mı? Teknolojik gelişmelerden doğan dijital değişimler bizi gerçekten daha özgür mü kıldı, yoksa görünmez zincirlerle daha bağımlı hale mi getirdi? Bir tarafımız sınırsız bilgiye erişim sağlarken, bir diğer tarafımızda; bilgisiz toplum ve birey nasıl var oldu? Çözüm teknolojiyi ve dijitalleşmeyi reddetmek mi?

Elbette çözüm teknolojiyi ve dijitalleşmeyi reddetmekte değil. Çözüm, teknolojiyi insani değerlerle yeniden ilişkilendirmekte. Çözüm, çocuklarımızın ellerine verdiğimiz tabletler ile evde sessizlik sağlamakta değil, çözüm, çocuğumuzla birlikte o evi dağıtıp tekrar toparlayabilmekte. Çözüm, bize ait olmayan standartları var gibi göstermekte değil, çözüm o standartlara erişebilmeyi öğrenip, çalışabilmekte. Çözüm hakkın olmayan o diplomaya sahip olmakta değil o diplomayı hak edebilmekte. İşte bu yüzden her şeyin hızla değiştiği bu zamanda hak, emek, ahlak ve eğitimin önemini sabit tutmalıyız. Dijitalleşme bizi yalnızlaştırdığında değil, birbirimize yaklaştırdığında anlam kazanacak ki gelişim ve değişim ikileminin sağlıklı zemini de burada: İnsan onurunu, sahiciliğini ve toplumsal bağlarını koruyan bir dijital kültür yaratmak.

Sonuç olarak, dijital dünyada insanlığımızı kaybetmemek için hatırlamamız gereken basit bir gerçek var: Teknoloji araçtır, amaç değil. Eğer insanı insana, bireyi topluma yaklaştırmıyorsa, gelişimden doğan değişim sadece bir yanılsamadır. Bizim asıl görevimiz, teknolojiyi bizi biz yapan değerlerle uyumlu hale getirmektir. Aksi halde “dijital dünya” sokağında kaybolmuş kalabalıkların sessizliği, geleceğin toplumsal çöküşünün en ürkütücü habercisi olacaktır. Ve böyle devam edersek hep meşgul ama hep eksik yaşayacağız.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın