Kitabı okurken aklıma 1974 yılında yapılan Rhythm 0 deneyi geldi. Deney kısaca şöyledir: Sanatçı, karşısına gelen insanların kendisine istedikleri her şeyi yapmalarına izin verir ve bunun için masaya çeşitli nesneler koyar. (Çiçek, kalem, tüy, jilet, içi dolu silah vs)Başlangıçta insanlar çekingen davranırken, zamanla kalabalığın etkisiyle daha cesur ve saldırgan hale gelirler. Deneyin ilerleyen aşamalarında sınırlar tamamen ortadan kalkar ve insanlar zarar verici davranışlara yönelir. Kimi kadını elbiselerini keser, kimi vücuduna yazılar yazar, kimi diken batırır, kimi tükürür. En son kafasına tabanca dayayınca kadın ayağa kalkar ve kitle hemen dağılır.
Marina Abramovic’in Rhythm 0 performansı, kitle psikolojisinin birey üzerindeki dönüştürücü etkisini çarpıcı bir biçimde ortaya koyar. Deneyde başlangıçta pasif olan bireylerin, kalabalığın etkisiyle giderek daha saldırgan ve kontrolsüz davranışlar sergilemesi, Elias Canetti’nin kitle içinde bireyin çözülerek ilkel yönlerinin açığa çıktığı yönündeki tespitini doğrular niteliktedir. Bu deney, **insanın bireyken kontrollü; kitle içinde ise kontrolsüz hale gelebildiğini açıkça gösterir. ** Birey, kalabalık içinde sorumluluk duygusunu yitirir ve bastırdığı yönlerini daha rahat açığa çıkarır. Kalabalık içinde bireysel ahlak zayıflayabilir.
https://youtu.be/393CeffRrM8?si=tsS8nXYRdTfces2A
Aynı şekilde sosyal medyadaki linç kültürü, modern çağda kitle psikolojisinin dijital bir yansımasıdır. Burada herkes birbirini etkiler, öfke hızla büyür ve bireysel sorumluluk hissi giderek azalır. Bu ortamda birey, tek başına yapmayacağı sertlikteki tepkileri kalabalığın anonimliği içinde kolayca gösterebilir. Canetti, yargılamanın çoğu zaman insana gizli bir haz verdiğini ve bunun insanın doğasında olduğunu söylüyor. Zaman zaman bu sitede de insanların kalabalıktan cesaret alıp benzer linçleri sergilediğini görebiliyoruz.
Edebiyatta da kitle psikolojisine dair anlatımlar sıklıkla karşımıza çıkar. Mesela Körlük romanında, bireylerin kontrolünü kaybederek kısa sürede ilkel ve acımasız bir kitleye dönüşmesi, Canetti’nin kitle psikolojisine dair tespitlerini edebi bir düzlemde doğrular. **Normal koşullarda sınırlarını koruyan insanlar, kitle içinde bu sınırları hızla yitirir ve güç ilişkileri en çıplak haliyle ortaya çıkar.** Körlük romanı bu anlamda kitle ve iktidar dengesini/dengesizliğini çok iyi anlatan bir romandır.
Kitle psikolojisi, insanın doğasında yer alan ve tarih boyunca farklı biçimlerde ortaya çıkan temel bir eğilimdir. İnsan, yalnızca hayatta kalmak için değil, kalabalık olmak ve çoğalmak için de içsel bir dürtü taşır. Bu dürtü, kitlelerin oluşmasının en temel zeminlerinden biridir. İnsan, doğası gereği yalnız kalamayan, kalabalığa yönelen bir varlıktır; ancak bu kalabalık içinde de tam bir huzur bulamaz.
İnsan, kitleyi ister ama kitleyle barışık değildir. Bu da insanın çelişkilerinden biridir.
Canetti'nin üzerinde durduğu başka bir konu da **deşarj**dır. Kitle, varlığını sürdürebilmek için deşarja ihtiyaç duyar. İnsanların gündelik hayatta kurdukları mesafeler, bastırdıkları duygular ve taşıdıkları yükler, kitle içinde ortadan kalkar. Deşarj anı, bireylerin farklılıklarını yitirdiği, kendilerini diğerleriyle eşit hissettiği ve içlerinde biriken gerilimi boşalttığı andır. Futbol maçlarında tribünlerin aynı anda bağırması, konserlerde kalabalığın coşkuyla hareket etmesi ya da protestolarda insanların birlikte slogan atması, bu deşarjın somut örnekleridir.
Modern çağda savaşlar artık sadece devletlerin çıkar çatışması değil, kitlelerin duygusal patlamasıdır. Eskiden kitleler din, ahlak ve vaatlerle yönlendirilirken, bugün doğrudan güç hissetmek ve içindeki bastırılmış enerjiyi boşaltmak ister. Savaş bu anlamda yalnızca politik değil, aynı zamanda kolektif bir deşarjdır.
İnsan tek başınayken ölçülü ve kontrollüdür. Kitle içinde ise sınırlarını kaybeder ve bastırdığı yönleri açığa çıkar. **Bireyi insan yapan şey aklıyken, kitle onu ilkel doğasına geri döndürür.**
Kitle içindeki birey kendini özel hisseder ve “bana bir şey olmaz” düşüncesine kapılır. Herkesle birlikte hareket eder ve kendisinin kurtulacağını düşünür. Kitle, çoğu zaman güce değil, kolay hedefe saldırır.
**Ezilen, doğrudan ezenle yüzleşmek yerine, kendisinden daha zayıf olana yönelir.** İktidarın, gücün amacı da budur. Bu yüzden dünyada azgın bir azınlık, dağınık çoğunluğu yönetebilmektedir. Müslüm Gürses, “Yakarsa bu dünyayı mazlumlar yakar.” demiş. Oysa mazlum çoğunluğun yaptığı kendini yakmaktan başka bir şey değildir.
Sonuncuların birinci olacağı, kaybedenlerin kazanacağı vaadi, çoğu zaman bugünkü adaletsizliğin ertelenmesinden başka bir şey değildir. Adaletin ertelenmesi, düzenin sürmesini sağlar. Karnını doyurmuş olanlar, açların üzerine basıp geçmeyi umursamazlar, diyor Canetti.
**Refah, çoğu zaman başkalarının yoksunluğuna karşı duyarsızlık üretir.**
İnsan davranışlarının kökeni çok eskilere dayanır. Geçmişte kralın bir hareketi bile (öksürme, hapşırma) tebaası tarafından taklit edilirken, bugün bu durum alkış gibi daha sembolik biçimlere bürünmüştür. Kitle, iktidarı yalnızca dinlemez; onu tekrar eder.
Geriye dönüp bakıldığında tarih masum görünür, diyor Canetti. Bugün ise karar ile uygulama arasında yalnızca bir an vardır. Bu potansiyel düşünüldüğünde Timur ve Adolf Hitler bile adeta acemi kalır.
Modern çağın tehlikesi, insanın elindeki sınırsız güçtür. İnsan tek başınayken insandır. Kitle içinde ise kendine yabancılaşır. **Ve belki de en büyük tehlike, insanın ne yapabileceğini bilmemesi değil, bunu kitle içinde fark etmemesidir.**
Yazar, ülkemizde daha çok Körleşme kitabı ile tanınsa da, 30 yıllık emeğinin ürünü olan Kitle ve İktidar, dünya çapında kült haline gelmiş ve Nobel Ödülü’nü almasında önemli bir rol oynamış eseridir. Kitle ve İktidar, başucu kitapları arasında sayılmayı fazlasıyla hak ediyor



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın