The Truman Show: Kendi Hayatımızı Gerçekten Biz mi Seçiyoruz?

The Truman Show: Kendi Hayatımızı Gerçekten Biz mi Seçiyoruz?
0 Beğen
0 Yorum

Sabah aynı saatte uyanıyoruz. Aynı yollardan geçiyor, benzer insanlarla konuşuyor ve çoğu zaman bizden beklenen kararları veriyoruz. Sonra bütün bunlara “kendi hayatımız” diyoruz.

Peki gerçekten öyle mi?

1998 yapımı The Truman Show, Truman Burbank’in kusursuz görünen hayatının aslında dev bir televizyon stüdyosunda geçtiğini anlatır. Truman’ın yaşadığı Seahaven kasabası bir dekor; ailesi, arkadaşları ve karşılaştığı insanlar ise oyuncudur. Doğduğu andan itibaren milyonlarca kişi tarafından izlenmesine rağmen bunun farkında olmayan tek kişi Truman’dır.

Filmi rahatsız edici yapan, Truman’ın hayatının sahte olması değildir. Asıl rahatsız edici olan, onun bu hayatı uzun süre gerçek sanmasıdır.

Bize Verilen Hayat Senaryosu
Truman’ın ne iş yapacağı, kiminle evleneceği, nerede yaşayacağı ve neden korkacağı önceden belirlenmiştir. Ona seçim yapıyormuş hissi verilir; fakat seçenekleri başkaları tarafından hazırlanmıştır.

Bizim hayatımızda kameralar ve dev stüdyo ışıkları olmayabilir. Yine de içine doğduğumuz aile, toplum, ekonomik koşullar ve sosyal çevre bize görünmez bir senaryo sunar:

İyi bir okul kazan.
Güvenli bir meslek seç.
Belirli bir yaşta evlen.
Risk alma.
İnsanların seni onaylayacağı biri ol.

Bir süre sonra bize öğretilen isteklerle gerçekten istediğimiz şeyleri birbirinden ayırmak zorlaşır. Kendimize ait sandığımız hedeflerin ne kadarının ailemizden, çevremizden veya sosyal medyada sürekli gördüğümüz hayat modellerinden geldiğini sorgulamayız.

Çünkü insan, içinde uzun süre yaşadığı dekoru gerçek sanmaya başlar.

En Güçlü Hapishane: Korku
Truman’ın Seahaven’dan ayrılmasını önlemek için çocukluğunda denizle bağlantılı büyük bir korku yaratılır. Böylece onu kasabada tutmak için duvarlara ya da kilitli kapılara ihtiyaç kalmaz. Truman’ın zihnindeki korku, fiziksel bütün engellerden daha güçlüdür.

Gerçek hayatta da çoğu zaman bizi olduğumuz yerde tutan şey imkânsızlık değil; bize öğretilen korkulardır.

Ya başarısız olursam?
Ya yalnız kalırsam?
Ya insanlar beni eleştirirse?
Ya alıştığım düzeni kaybedersem?

Bu sorular bazen bizi korur, bazen de hareket edemeyecek hâle getirir. Güvende kalmak uğruna merak ettiğimiz hayatı sürekli erteleriz. Sonunda seçmediğimiz bir düzenin içinde yaşamaya devam ederken bunu “mantıklı olmak” diye adlandırırız.

Oysa her güvenli alan gerçekten güvenli değildir. Bazıları yalnızca tanıdık oldukları için güvenli görünür.

Hayatımızın İzleyicileri
Film boyunca insanlar Truman’ın hayatını televizyon başında izler. Onun mutluluğuna sevinir, yaşadığı sorunlara üzülürler. Fakat neredeyse hiçbiri izledikleri düzenin ne kadar acımasız olduğunu ciddi biçimde sorgulamaz.

Bugün ise hem izleyici hem Truman’ız.

Başkalarının hayatlarını ekranlardan takip ediyor; ilişkilerini, başarılarını, seyahatlerini ve dönüşümlerini izliyoruz. Aynı zamanda kendi hayatımızı da sergilenebilir hâle getiriyoruz. Yaşadığımız anın gerçekten güzel olmasından önce, dışarıdan nasıl göründüğünü düşünmeye başlayabiliyoruz.

Böylece zamanla yaşamaktan çok, hayatımızın nasıl algılandığını yönetiyoruz.

Bizi izleyen görünmez bir seyirci kitlesi varmış gibi giyiniyor, konuşuyor, seviyor ve karar veriyoruz. Kimse bizi zorlamadığı hâlde beğenilecek bir karaktere dönüşmeye çalışıyoruz. Truman’ın dünyasında yönetmen Christof’tur; bizim dünyamızda ise bazen algoritmalar, toplumsal beklentiler ve onaylanma ihtiyacımızdır.

Şüphe, Özgürlüğün Başlangıcıdır
Truman’ın özgürleşmesi bir anda gerçekleşmez. Önce küçük tutarsızlıkları fark eder. Gökyüzünden düşen bir ışık, tekrar eden hareketler, aynı yerlerde karşısına çıkan insanlar…

Dekor hemen yıkılmaz; yalnızca Truman artık ona eskisi gibi bakamaz.

Belki özgürlük de büyük bir kaçışla değil, küçük bir şüpheyle başlar:

Ben gerçekten bunu mu istiyorum?
Yoksa istemem gerektiğini mi öğrendim?
Bu ilişkiyi sevdiğim için mi sürdürüyorum, yalnız kalmaktan korktuğum için mi?
Bu hedef bana mı ait, yoksa başkalarının gözünde başarılı görünmek için mi peşindeyim?

Bu soruların cevapları her zaman rahatlatıcı değildir. Çünkü insan kendi hayatındaki yapaylığı fark ettiğinde artık eski düzenine aynı masumiyetle devam edemez.

Kapının Ardında Ne Olduğunu Bilmeden
Filmin sonunda Truman, kendisi için hazırlanmış dünyanın sınırına ulaşır. Önünde bir çıkış kapısı vardır. Kapının ardında ne olduğunu bilmez. Bildiği dünya sahte ama güvenlidir; dışarısı ise gerçek ama belirsizdir.

Truman’ı özgür yapan şey, korkmaması değildir. Korkmasına rağmen kapıya yönelmesidir.

Belki kendi hayatımızı seçmek de her koşulu kontrol etmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca bize yazılmış senaryoyu fark etmek ve sonucunu bilmediğimiz bir kararı alabilmektir.

Tamamen özgür seçimler yapmamız mümkün olmayabilir. Hepimiz belirli koşulların, geçmiş deneyimlerin ve toplumsal yapıların içinde yaşıyoruz. Ancak bu etkileri fark ettiğimiz ölçüde kendi hayatımıza yaklaşabiliriz.

Çünkü özgürlük, hiçbir şeyden etkilenmemek değil; bizi nelerin etkilediğini bilerek karar verebilmektir.

Belki de asıl soru, hayatımızın gerçek olup olmadığı değildir.

Asıl soru şudur:

Bir gün kendi dekorumuzun sınırına ulaştığımızda, alıştığımız dünyaya geri mi döneceğiz; yoksa kapıyı açmaya cesaret edebilecek miyiz?

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın