Bir "Leyla the Band" Hikâyesi: Neden Bazı Şarkılardan Hiç Vazgeçemiyoruz?

Bir "Leyla the Band" Hikâyesi: Neden Bazı Şarkılardan Hiç Vazgeçemiyoruz?
0 Beğen
0 Yorum

4 Ekim'de Harbiye’de Leyla The Band’i izledim. 13 yıl sonra yeniden sahneye çıkan grubun karşısında bu kez yalnızca eski şarkılarını dinlemeye gelmiş bir seyirci yoktu; sanki 2013’te yarım kalmış bir hikâyenin devamını dinlemeye gelmiş insanlar vardı.

Ali Atay’ın vokali, Serkan Keskin’in bası, Onur Ünlü’nün davulu ve Fırat İkisivri’nin gitarıyla başlayan o tanıdık ses, yıllar öncesinden bugüne şaşırtıcı bir şekilde hiç yabancılaşmadan geldi. Grubun “Yokluğunda”, “Aşk Bitti” ve “Zaman” gibi şarkıları bugün hâlâ aynı duygusal karşılığı buluyor.

Konser boyunca etrafa baktığımda aslında en çok seyirciyi izledim. Bazıları şarkıları ezbere söylüyordu, bazıları telefonunu kaldırmıştı, bazılarıysa sadece gülümsüyordu. Aynı şarkının içinde farklı hayatların, farklı yaşların ve farklı hatıraların buluştuğunu görmek tuhaf biçimde tanıdık geldi.

Belki müziğin aidiyet duygusuyla ilişkisi tam da burada başlıyor. Bir grubu, bir şarkıyı ya da bir melodiyi sevdiğimiz için değil yalnızca; o şarkı bize hayatımızın bir dönemini, bir insanı, bir arkadaşlığı ya da kendimizin eski bir hâlini hatırlattığı için ona ait hissediyoruz.

Leyla The Band’in Harbiye’de yaptığı şey biraz da buydu. Yıllar önce dinlediğimiz şarkıları yeniden çalarken aslında bize şunu hatırlattılar: Bazı şeyler değişiyor, bazıları bitiyor ama bazı şarkılar bizi hâlâ aynı yerde buluyor.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın