Her şeyin hızla yaşandığı, hızla tükendiği, duygulardan arındırılmış ve tatmin olmaya odaklı bir konfor çağındayız. Kaygılarımız, arzularımız, beklentilerimiz şeytan uçurtmalarına takılan gösterişli kuyruklar gibi kendisiyle çelişen küçük hesaplara, küçük tatminlere bağlı. Ufacık bir ters rüzgar yetiyor bizi bütün heybetimizle yere sermeye. Bizim gibi olmayanları, bizim gibi düşünmeyenleri sevmiyoruz bu yüzden. Farklılıklara tahammül edemiyoruz. Etrafımızdaki insanların duyguları, düşünceleri, beklentileri umurumuzda değil. Hepimiz duyarsız ve arsız bir mutluluğun peşindeyiz ve hiçbirimiz mutlu olamıyoruz. Varoluş sancılarına sürükleniyoruz istemsizce. En derinlerde arıyoruz mutsuzluğumuzun nedenlerini ama bulunması en zor şeyler çoğunlukla en görünür yerde olduğundan, göremiyoruz gözümüzün önündekileri bir türlü. Devasa şehirlerde, devasa kalabalıklar arasında birbirimize temas etmeden, birbirimizi görmeden yaşıyoruz.
Kendi ördüğümüz duvarlara yaslanıp kendi yalnızlığımıza ağlıyoruz hepimiz.
Bütün o ihtişamlı hayatımıza, vazgeçilmez konforumuza rağmen içimizde büyüttüğümüz derin yalnızlıkların, acının ve öfkenin zehrini iki damla gözyaşıyla akıtamayabiliyoruz bazen, sahip olabilmek adına vazgeçtiğimiz şeylerin bedeli koca bir hayat olabiliyor bizim için. Genç bir adamın intihar mektubunu okudum geçen gün. ‘Bu bir intihar mektubudur.’ diye başlıyordu. Mektubun bu ilk cümlesi beni fazlasıyla sarsmaya yetmişti itiraf etmek gerekirse. Bir insanın hayatla olan bütün bağlarını bir çırpıda koparışının ardındaki soru işaretleri miydi beni böyle sarsan, yoksa bunu bu kadar basit bir şekilde dile getiriyor oluşumuydu, bilemiyorum. İntihar ediyorum ben diyordu genç adam. Seyahate çıkıyorum, bir süreliğine gidiyorum der gibi söylüyordu bunu. Seyahat sözcüğü nasıl ki esrarengiz vaatlerle dolu bir sözcükse bizim için, hayatın kendisine vereceği hiçbir şey kalmadığını düşünen o genç adam da ölümün vaatlerinin peşine düşmeye karar vermişti. Tanrıya ve bütün insanlara haykırır gibi söylemişti bunu, tanrıya ve hepimize küsmüştü. Küskünlüğünü ölümün ürkütücü sessizliğinin içine saklamıyordu üstelik. Kötülüğümüzün manifestosunu yüzümüze okuyordu haykırırcasına. ‘Ölümümün sorumlusu bir kişi değil, herkestir.’ yazmıştı bir satırda. Her intiharın bir cinayet olduğunun, failinin de bütün toplum, dolaylı dolaysız bütün insanlar olduğunun bilincinde olarak yazıyordu bunları. Derin bir suçluluk duygusuyla okudum bu satırları. Ölüm nedeni sevgisizlikti o genç adamın. ‘Ömrüm boyunca insanlardan bir avuç sevgi bekledim ama kimse beni sevmedi.’ yazmıştı başka bir satırda.
Tanrıya küsmüştü, çünkü sevgisizlik yüzünden her şeyden vazgeçip gidebilecek kadar sevgi dolu birini sevgisiz insanlarla kuşatmıştı tanrı.
İnsanlara küsmüştü, çünkü tek isteği bir avuç sevgi olan birine bunu bile çok görmüştü insanlar.
Küskün gitmişti o genç adam hepimize. Bencillikle, nobranlıkla, sevgisizlikle ördüğümüz ağlara tutunamamış, düşmüştü adeta. ‘Psikolojimin bozuk olduğunu sanmayın sakın’ diyordu giderken. Ölümünden sonra onu ölüme iten herkesin, ona acıyarak ve hatta onu suçlayarak yargılayacağını biliyordu sanki. İntihar eden insanlara karşı toplumun bakış açısı hep bu olmuştur çünkü. Üzerimize yıkılan derin suçluluk duygusundan kurtulmak için intihar eden kişinin hasta ruhlu ya da zayıf olduğunu ileri süreriz çoğumuz. Oysa sevgisiz ve güvensiz bir hayat karşısında ölümü tercih edebilecek kadar sağlıklı ve cesur değiliz hiçbirimiz. Kirli ihtiraslarla, manasız düşmanlıklarla, kıyasa gitmekten yaşanamayan, kabusa dönmüş hayatlarımızla kuşatılmış bütün benliğimiz. Farkındayız bunun üstelik. Hayat diye yaşadığımız keşmekeşin ‘mutsuzlukla örülü uzun çizgiler ve o uzun çizgiler arasındaki küçük mutlu noktalar’ olduğunun hepimiz farkındayız. Ne var ki her defasında feda ediyoruz uzun çizgilerimizi o küçük yalancı noktalarımıza. Feda etmek istemeyenler de kapıyı çarpıp gidiyor. Ne olduğunu bilmediğimiz bir umuda sarılanlar olarak umudunu kaybedip gidenlere kızmalı mıyız? Acımalı mıyız onlara? Hangimiz acınacak durumdayız acaba? Biz mi, onlar mı bilemiyorum…
Kapak Resmi: Edvard Munch/Çığlık



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın