Merhaba sevgili okurlarım, tanışmadığım arkadaşlarım. Bugün sizlerle bana çocukluğumdan kalan tatlı bir anıyı paylaşacağım. Gece gece aklına nereden geldi diye sormayın, biliyorum ara sıra sizi de tatlı uykularınızdan uyandırıyor bazı hatıralar. Hatırlar mısınız bilmem, çok tatlı, yardımsever, iyi niyetli, şen şakrak bir kızcağızın çizgi filmi vardı ismi Heidi. Onu öyle çok severdim ki, herhalde çocuk aklımla tüm versiyonlarını izlemişimdir. Her hafta sonu DVD'den de izlerdim, CD'm vardı. Oturur başına saatlerce başa sarar izlerdim. O dağlar, Heidi'nin dedesi, keçileri, samandan yatağı, Peter, Peter'in gözleri görmeyen ninesi... Siz de gülümsediniz değil mi benimle birlikte? Çocukken kendimi oraya ait hisseder, orada bulunmak isterdim. Kırmızı rengine sevdam belki Heidi'den geliyor. İsterdim ki yalın ayak o dağlarda koşayım, çimenler ayaklarımı gıdıklasın, keçileri seveyim, sıcak sütümü içeyim, şöminenin başında ısınayım. Bu kadar tatlılıklarla dolu bu çizgi filmde unutamadığım bir başka şey ise çaresizlik hissi. Aslına bakarsanız duygulanacak, düşünecek çok unsur var ama Heidi'nin Clara'nın konağına geldiği ilk gece pencereyi açmak istemesi ancak sıkışmış olduğundan dolayı açamaması, küçücük elleriyle pencerenin kulpuna tutunup şehri izlemesi, o anda çaresizliği çocukluğuma öyle bir geçmiş k, ne zaman kendimi sıkışıp kalmış hissetsem o anı hatırlıyorum. Gitmek istersin, yeni bir hayata yelken açmayı düşlersin ancak şartlar altında gidebileceğin en uzak yer mahallenin sonundaki çocuk parkıdır. Arada kalmışlık, yavaş yavaş biten bir gençlik, ben bunun için mi uğraşıyorum hissi, kendi zihninde sıkışıp kalmak bana o pencerdeki kız çocuğunu hatırlatıyor. Belki de kendi çocukluğum tutuyor kalbimin kulplarını,güzeldi çocukluğum, sevgi dolu ve masum. Ama öyle garip bir şey ki;
Ne zaman yalın ayak koşsam ayaklarım kanadı,
Ne zaman birinin elini tutsam kalbim kanadı.
Sevdiklerimin yüreğine ulaşmaya çalışırken hep beni sıkışmış pencereler karşıladı.
Merak etmeyin, ben henüz gökyüzüne bakmayı, umut etmeyi, ellerimi ıslak toprağa sürmeyi, sevmeyi unutmuş değilim.
Her dışarı çıktığımda güzel çiçeklerin kokusunu alıyor, kuşların seslerini duyuyorum. Hatta dikkatli dinlersem küçük patilerin sesleri bile geliyor kulağıma. Bugün gökyüzüne bakıp gülümseyin çocukluğunuz için ve asla umudunuzu yitirmeyin. Buraya kadar bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim, bir sonraki yazımda daha güzel şeylerden bahsedeceğim. Size Didem Madak şiirinden bir alıntıyla veda etmek istiyorum.
''Hay ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da çiçekler açsın ruhunuz''
Sevgiler, Melisa D.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın