''Bazen durup dururken içim içime sığmıyor. kalbimden bir şeyler fışkırıyor gibi hissediyorum. ağlamak istiyorum, kendimi bu duygudan kurtarmak istiyorum. fırlıyorum yerimden, masama oturuyorum. o an aklımdan dünyalar kadar düşünce geçiyor. yazmak istiyorum, kalemimi elime alıyorum ve birden hayat duruyor. ne elim, ne dünyam, ne etrafımdakiler hareket ediyor; sonsuz bir boşluktayım artık.
son zamanlarda ağrılarım arttı, sağlığım iyiye gitmiyor, üstüne bir de grip eklendi. ailemden uzaktayım artık, yaz bitti, bu şehre kış erken gelir genelde. insanı ne üzüyor biliyor musun güncem, artık ne halimi soran var, ne beni önemseyen biri.
en çok bu ağrıma gidiyor aslında. üşüme nöbetleri, çıkan ateşim, dinmeyen ağrılar değil de, ben herkesi düşünürken beni düşünen bir insanın bulunmaması. etrafımızda ne kadar çok insan var halbuki, her gün onlarca kişiyle beraberiz. insanlar başkaları için iyilikte yarışırken, kahkahalar havada uçuşurken, bana gelince nasıl böylesine boş birer levhaya dönüşürler?
bunları düşündükçe yüzüme bir dehşet ifadesi yerleşiyor. en iyi bildiğim limana sığınmak istiyorum. dönüp bakınca fark ediyorum; ne bir gemi kalmış ne de o liman yerinde.
bazen kendimi bir roman karakteri gibi hissediyorum güncem. şamdan ışığında piyano çalan, zarif elbiseler giyen, çok kitap okuyan bir hanımefendi mesela. hani o kitabın sonunda gerçek aşkı bulan, çok sevilen, kalp kırıklıklarını unutmuş kadınlara. içinden hayat taşan, gül yüzlülere. şimdiyse gülüyorum kendime. ne diye böyle hissedersin deli kadın, senin onlara en ufacık benzerliğin yok ki. hangi kitabın kahramanıyım bilmiyorum.''
Bahar Hanım kırmızı kapaklı defterine günce notuyla bunları yazdı. Biraz su içip derin bir nefes aldı. Bu duyguları ara sıra da olsa yaşardı, zaten hangimiz yalnız ve kimsesiz hissetmeyiz bazı gecelerde. ama bu geçiciydi. sabah güneş açar, tenimizi ısıtır, sıcak bir çay, komşuyla selamlaşmak, tanımadığın birine tebessüm etmek gönlümüzü ısıtır. küçük bir kedi gelir kıvrılır ayağımızın dibine, masmavi gökyüzünü izlerken ihtişamlı kanatlarıyla bir kuş geçer önümüzden. Bir Nazım Hikmet şiiri gibi yaşamak; yorgun ve kırgın, ona rağmen ümit ve tutku dolu...
Melisa D.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın