Kaan Turhal ile Fikir İzleri Akademi kanalındaki canlı yayınımızı yukarıdan izleyebilirsiniz. Yazılı söyleşimiz de aşağıda.
1. Tanışma ve Hayat Hikâyesi
- Gülin Gerçeker kimdir? Bize kendinizden bahseder misiniz?
İsmim Gülin. 2007 yılında Gelibolu’da doğdum. Yedi yaşımda ailemle birlikte memleketim olan İzmir’e taşındık ve hayatımın asıl yönü burada belirginleşmeye başladı. Ortaokul ve liseyi Özel Ege’de tamamladıktan sonra, YKS sonucumla İstanbul Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine yerleştim. Birinci yılı tamamlamanın ardından Aydın Adnan Menderes Üniversitesine yatay geçiş yaparak akademik yolculuğuma burada devam etmeye başladım.
Edebiyat ise hayatımın her döneminde bana eşlik eden, vazgeçilmez bir alan oldu. Küçük yaşlarda başlayan yazma isteğim zamanla bir tutkuya dönüştü; kelimeler benim için hem bir ifade biçimi hem de dünyayı anlamlandırma aracı haline geldi. 2024 yılında yayımlanan Karanlık Gölgem adlı kitabım, bu içsel yolculuğun ilk somut adımı oldu ve yazdıklarımı daha geniş bir kitleyle paylaşma fırsatı sundu.
Bugün hâlâ öğrenmeye, kendimi geliştirmeye ve yazıyla kendi dünyamı keşfetmeye devam eden bir yolun başındayım. Hem akademik hem de edebi alanda ilerlerken, kelimelerin rehberliğinde kendi hikâyemi yazmayı sürdürüyorum.
- Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı? İlk kıvılcım neydi?
Yazarlık yolculuğum, aslında kelimelerle tanışmamdan bile önce başladı. Henüz okuma yazmayı bilmediğim yıllarda, annemin bana okuduğu masallar ve babaannemin anlattığı hikâyeler hayal dünyamı derinden besledi. O hikâyeleri zihnimde yeniden kurgular, karakterlerin farklı seçimler yaptığı alternatif senaryolar üretirdim.
Yazmayı öğrendiğim anda ise içimde biriken düşünceler kâğıda dökülmeye başladı. Küçük yaşlarda yazdığım kısa öyküler ve kurduğum hayali dünyalar, bu yolculuğun temelini oluşturdu. İlk ciddi adımımı ise ablama doğum günü hediyesi hazırlamak isterken attım. Kardeşliğimizi konu alan, gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği Kardeş Gücü adlı küçük bir kitap yazdım. Ailemin desteğiyle sınırlı sayıda basılan bu kitabı elime aldığımda hissettiğim mutluluk, yazarlığın benim için ne ifade ettiğini ilk kez bu kadar güçlü hissettirdi.
İzmir’e taşındıktan sonra katıldığım ilk kitap fuarı ise bu hayali daha somut bir hedefe dönüştürdü. Yazarları ve okurları bir arada görmek, özellikle genç bir yazarla karşılaşmak, bana bu yolun ulaşılabilir olduğunu gösterdi. O an, yazmanın sadece bir hayal değil, üzerine gidildiğinde gerçeğe dönüşebilecek bir yolculuk olduğunu anladım. Bugün geriye dönüp baktığımda, yazarlık serüvenimin tek bir ana değil; çocuklukta başlayan o merakın, hayal gücünün ve anlatma isteğinin zamanla büyüyüp şekillenmesine dayandığını söyleyebilirim.
2. Yazarlık Serüveni
- Bugüne kadar hangi eserleri kaleme aldınız?
Yayımlanan ilk kitabım Karanlık Gölgem oldu. Bu roman, içine kapanık bir genç kız olan Hera’nın iç dünyasına yaptığı derin yolculuğu merkeze alır. Babasını kaybettikten sonra içinde büyüyen boşlukla baş etmeye çalışan Hera, gerçek ile hayal arasındaki çizginin giderek silikleştiği bir dünyada kendi benliğiyle yüzleşir. Yazmak, onun için yalnızca bir ifade aracı değil; aynı zamanda bir sığınak ve varoluş biçimine dönüşür.
Romanda Hera’nın zihninde yankılanan İo karakteri, onun bastırdığı duygularının ve karanlık tarafının bir yansımasıdır. İlk bakışta mesafeli ve ürkütücü görünen bu figür, aslında Hera’nın kendisiyle yüzleşmesini zorunlu kılan içsel bir sestir. Zeus ise Hera’nın zihninde idealize ettiği aşkın temsilidir; ancak Hera, bu duyguyu hak etmediğini düşündüğü için ona yaklaşamaz. Mitolojik göndermelerle kurduğum bu yapı, karakterlerin iç dünyasını daha derin ve sembolik bir düzlemde ele almamı sağladı. Karanlık Gölgem, insanın kendi karanlığıyla yüzleşme cesaretini, içsel çatışmalarını ve kendini keşfetme sürecini anlatan bir roman olarak şekillendi.
Bunun yanı sıra edebiyat yolculuğumda yazdığım öyküler ve şiirler, benim için düşüncelerimi anlık ve özgür bir şekilde ifade edebildiğim alanları oluşturuyor. Aklıma gelen bir duygu, bir sahne ya da bir fikir; bazen bir öyküye, bazen birkaç dizede anlam bulan bir şiire dönüşüyor.
- Bu eserler ağırlıklı olarak hangi türlerde şekilleniyor?
Eserlerim ağırlıklı olarak öykü türünde şekilleniyor. Öykü yazarken kendimi özgür, daha üretken hissediyorum; kurguyu, karakterleri ve olay örgüsünü istediğim gibi yönlendirebilmek bana geniş bir ifade alanı sunuyor. Genellikle toplumsal meseleleri ele alarak, bunları kurgu üzerinden bir anlatıya dönüştürmeyi ve karakterler aracılığıyla okura bir mesaj ulaştırmayı tercih ediyorum. Bunun yanı sıra, bazen yalnızca tek bir duygudan yola çıkarak da öyküler kuruyor; insanın iç dünyasına odaklanan daha sade ama derinlikli anlatılar oluşturuyorum.
Şiir ise benim için daha yeni keşfettiğim bir alan. Bu türde kendimi henüz geliştirme sürecinde olsam da, duyguları daha yoğun ve estetik bir biçimde ifade edebilme imkânı sunduğunu düşünüyorum. Özellikle vatan sevgisi, doğa ve aşk gibi temaların şiirde daha güçlü ve etkileyici bir karşılık bulduğunu hissediyorum. Bu nedenle şiir, duygularımı daha yoğun bir şekilde dile getirebildiğim; öykü ise düşüncelerimi ve anlatmak istediklerimi daha geniş bir çerçevede kurgulayabildiğim iki farklı ama birbirini besleyen alan olarak yazarlık yolculuğumda yer alıyor.
- İlk kitabınızı yazarken en çok zorlandığınız nokta neydi?
İlk kitabımı yazarken en çok zorlandığım nokta, aslında zihnimde oluşan o “yeterince iyi mi?” sorusuydu. İlk eserim olduğu için, kelimelerle anlatmak istediklerimi gerçekten istediğim gibi ifade edip edemeyeceğim, okurun ilgisini çekip çekmeyeceği gibi düşünceler zaman zaman aklıma geliyordu. Bu da ister istemez yazma sürecinde bir baskı oluşturuyordu.
Ancak zamanla fark ettim ki bu kaygılar, yazının doğallığını gölgeleyebiliyor. Bu yüzden o düşünceleri bir kenara bırakıp yalnızca anlatmak istediğim duyguya, vermek istediğim mesaja ve kurduğum hikâyeye odaklanmaya başladım. Bunu yaptığımda kendimi çok daha özgür hissettim; kelimeler daha akıcı gelmeye, düşüncelerim daha net şekillenmeye başladı.
Aslında en büyük zorluk, dışarıdan nasıl görüneceğini düşünmekti; bunu aştığımda ise yazma süreci benim için çok daha samimi ve üretken bir hale dönüştü. Bu sayede, kendi iç sesime güvenmeyi öğrenerek bu zorluğu büyük ölçüde aşmış oldum.
- Zaman içinde yazarlığınızda ne gibi değişimler ve gelişmeler gözlemliyorsunuz?
Zaman içinde yazarlığımda en belirgin değişim, kendime koyduğum sınırların giderek ortadan kalkması oldu. Başlarda daha temkinli ilerlerken, şimdi yeniliklere çok daha açık bir noktadayım. Örneğin, şiir yazmak uzun süre aklımda olan bir şey değildi; ancak denemekten çekinmeyip bu alana yöneldiğimde, duygularımı farklı bir biçimde ifade edebildiğimi fark ettim. Bu da bana, yazarlığın aslında keşfetmeye açık bir yolculuk olduğunu gösterdi.
Aynı zamanda gözlem gücümün de geliştiğini düşünüyorum. Çevreme daha dikkatli bakmak, insanları ve olayları daha derinlikli analiz etmek, kurgularımı oluştururken bana büyük bir kolaylık sağlıyor. Artık bir hikâye kurarken zorlanmadığımı, aksine fikirlerin daha doğal ve akıcı bir şekilde ortaya çıktığını hissediyorum. Bu süreçte en önemli gelişimim ise üretkenlik konusunda oldu. Kendimi kısıtlamadıkça daha çok üretebildiğimi, farklı türlerde yazmanın birbirini beslediğini fark ettim.
3. Üretim Süreci
- Bir eseri yazmaya başlamadan önce nasıl bir hazırlık süreciniz oluyor?
Bir eseri yazmaya başlamadan önce genellikle daha içe dönük ve düşünceli bir hâle bürünürüm. Bu süreçte çevreme her zamankinden daha dikkatli bakar; insanları, diyalogları ve küçük detayları uzun uzun gözlemlerim. Aslında bu, benim için bir tür zihinsel hazırlık süreci. Dışarıdan bakıldığında durgun gibi görünse de, iç dünyamda yoğun bir birikim oluşur.
Bu dönemde zaman zaman yazmakta zorlandığım, hatta bir daha hiç yazamayacakmışım gibi hissettiğim anlar da olur. Ancak bunun geçici bir süreç olduğunu biliyorum. Çünkü asıl önemli olan, anlatmak istediğim konunun zihnimde netleşmesi. İlk kıvılcım ortaya çıktığında kurgu kendiliğinden şekillenmeye, karakterler ve olaylar yerli yerine oturmaya başlıyor. O noktadan sonra yazmak benim için doğal bir akış hâline geliyor.
- Yazarken benimsediğiniz belirli bir rutin var mı?
Evet belirli bir rutinim var. Özellikle sabah saatlerinde, ortam henüz sakinken zihnimin daha açık ve berrak olduğunu hissediyorum. Bu yüzden genellikle güne masanın başına geçerek, henüz günün koşuşturması başlamadan önce kendime ait bir zaman ayırarak başlıyorum. Bu sakinlik, düşüncelerimi daha rahat toparlamamı ve üretkenliğimin artmasını sağlıyor. Bazen aklımda net bir fikir olmasa bile yazmaya başladığımda, kelimelerin zamanla kendiliğinden akmaya başladığını fark ediyorum.
Günden güne yazdığım miktar değişse de, bir eseri tamamlayana kadar bu rutini korumaya özen gösteriyorum. Çünkü uzun ara verdiğimde, kurduğum o kurgusal dünyadan uzaklaştığımı hissediyorum. Bu kopukluk hem yazma sürecimi zorlaştırıyor hem de metnin bütünlüğüne yansıyabiliyor. Bu yüzden mümkün olduğunca istikrarlı bir şekilde yazmaya devam etmek, benim için sürecin en önemli parçalarından biri.
- İlham genellikle nereden geliyor?
İlhamım çoğunlukla çevremde yaptığım gözlemlerden besleniyor. İnsanların davranışları, kurdukları ilişkiler, gündelik hayatın içindeki küçük ama anlamlı detaylar zihnimde birikerek zamanla bir fikre dönüşüyor. Özellikle toplumsal konulara dair bakış açım, yazmak istediğim metinlerin çıkış noktasını oluşturuyor. Bir olay ya da durum karşısında içimde anlatma isteği uyandığında, aslında ilhamı bulmuş oluyorum. Genellikle bu, vermek istediğim bir mesajın netleşmesiyle başlıyor. O mesaj etrafında şekillenen duygu ve düşünceler, zamanla bir kurguya, karakterlere ve hikâyeye dönüşüyor.
- Karakter oluştururken en çok nelere dikkat edersiniz?
Karakter oluştururken en çok, okurun kendinden bir parça bulabileceği gerçeklikte olmalarına dikkat ediyorum. Yaşadıkları duyguların, karşılaştıkları sorunların ve verdikleri tepkilerin okura tanıdık gelmesi benim için çok önemli. Çünkü bir karakter ne kadar gerçek ve içten hissedilirse, kurulan bağ da o kadar güçlü oluyor.
Bunun yanı sıra, karakterlerimin kurguya ve vermek istediğim mesaja hizmet etmesine özen gösteriyorum. Her birinin, anlatının içinde bir anlamı ve işlevi olmasını; taşıdıkları özelliklerin hikâyeyi derinleştirmesini önemsiyorum.
4. Yazarlık ve Disiplin
- Sizce yazarlık daha çok yetenek mi yoksa disiplin mi?
Benim için yazarlık, ilhamla doğan ama disiplinle şekillenen bir süreç. Bir fikrin içimde yankı bulması, bir duygunun ya da konunun zihnimde yer edinmesi çoğu zaman ilhamla başlıyor. O ilk kıvılcım olmadan yazıya başlamak zor; çünkü yazının ruhunu oluşturan şey tam olarak o içsel çağrı.
Ancak zamanla şunu fark ettim ki, yalnızca ilhama bağlı kalmak yazıyı yarım bırakabiliyor. Aklımda beliren o güzel fikirler, eğer üzerine düzenli bir şekilde gidilmezse dağılabiliyor ya da istediğim bütünlüğe ulaşamıyor. Bu noktada disiplin devreye giriyor. Yazmaya devam etmek, kurduğum dünyayı sabırla geliştirmek ve metni adım adım olgunlaştırmak tamamen disiplinle mümkün oluyor.
Ayrıca yazarlığın yalnızca yazmakla sınırlı olmadığını da düşünüyorum. Bir eser ortaya çıktıktan sonra onu okurla buluşturmak, geri dönüşleri değerlendirmek ve bu süreçten beslenmek de yazarlıkta disiplinin önemini gösteriyor. Bu yüzden benim için yazarlık; ilhamla başlayan, disiplinle gelişen ve süreklilikle derinleşen bir yolculuk.
- Yazarken tıkanma yaşadığınızda bunu nasıl aşıyorsunuz?
Yazma tıkanıklığı yaşadığımda, öncelikle kendimi kurduğum hikâyenin dünyasına yeniden yaklaştırmaya çalışırım. Anlatmak istediğim duyguya ve kurgunun atmosferine ne kadar yaklaşabilirsem, zihnim de o kadar netleşir. Bazen ise tıkanmanın kaçınılmaz olduğunu kabul ederim. Böyle anlarda kendimi zorlamak yerine durmayı tercih ederim. Yazmak için ısrar etmek yerine düşünmeye, gözlemlemeye ve içimdeki birikimi yeniden oluşturmaya yönelirim. Çünkü yalnızca yazmış olmak için kurulan cümlelerin, metnin ruhunu zayıflattığını düşünüyorum. Kısa bir mesafe koyduktan sonra tekrar yazıya döndüğümde, her şeyin daha yerli yerine oturduğunu fark ederim. Kelimeler daha doğal gelir, anlatmak istediğim duygu daha samimi bir şekilde ortaya çıkar.
- Günlük yaşam ile yazarlık üretimini nasıl dengeliyorsunuz?
Günlük hayatımda daha içe dönük bir yapıya sahipken, yazarlıkta kendimi dış dünyaya, edebiyata ve topluma açıyorum. Bu nedenle çoğu zaman insanlar yazar olduğumu sonradan öğreniyor. Ancak bu iki alan aslında birbirinden kopuk değil; aksine birbirini besleyen iki önemli parça. Günlük hayatımda karşılaştığım olaylar, gözlemlediğim insanlar ya da hissettiğim duygular zamanla yazma isteğini tetikliyor. Bir durumun yalnızca bana ait olmadığını, toplumsal bir karşılığı olduğunu fark ettiğimde, bunu yazıya dökerek başkalarını da düşünmeye davet etme ihtiyacı hissediyorum. Bu anlamda günlük yaşam, yazarlığımı besleyen en önemli kaynaklardan biri oluyor.
Aynı zamanda bu iki alanı bir denge içinde yürütmenin bana iyi geldiğini düşünüyorum. Diş hekimliği eğitimi alıyor olmam ve yazarlığı birlikte sürdürmem, dışarıdan bakıldığında farklı iki yol gibi görünse de, aslında ikisi de beni yansıtıyor. Günlük hayatımda kurduğum ilişkiler ile edebiyat sayesinde tanıştığım insanlarla yaptığım sohbetler farklılık gösterse de, bu durum beni bölmek yerine geliştiriyor. Hem akademik hayatıma hem de yazarlığa zaman ayırarak, bu iki dünyayı dengede tutmayı öğreniyorum.
5. Okuyucu ve Geri Bildirim
- Okuyuculardan gelen geri dönüşler sizin için ne ifade ediyor?
Okurdan gelen mesajlar, yazarken içimde taşıdığım niyetin bir karşılık bulduğunu hissettiren en değerli anlardan biri. Yazdığım satırların bir başkasının hayatına dokunduğunu görmek, kelimelerin gerçekten bir yere ulaştığını anlamamı sağlıyor. Hiç tanımadığım insanlarla aynı duyguda, aynı düşüncede buluşabilmek benim için çok özel bir bağ kuruyor.
Bu geri dönüşlerle birlikte yazı, sadece benim kurduğum bir anlatı olmaktan çıkıyor; karşılıklı bir etkileşime, yaşayan bir diyaloğa dönüşüyor. Okurun kendi hislerini paylaşması, bazen bir cümlede kendini bulduğunu söylemesi ya da farklı bir bakış açısı sunması beni hem besliyor hem de motive ediyor.
- Eleştirilerle nasıl başa çıkıyorsunuz?
Eleştirilerin, yazarlık yolculuğumda kendimi geliştirebilmem için en önemli kaynaklardan biri olduğuna inanıyorum. Özellikle yapıcı olanları her zaman dikkatle dinliyor ve anlamaya çalışıyorum. Çünkü bir metin okurla buluştuğu anda, artık sadece bana ait olmaktan çıkıyor; okurun yorumu ve bakış açısı da o metnin bir parçası hâline geliyor. Okurun nerede etkilendiğini, hangi noktada zorlandığını ya da metinle nasıl bir bağ kurduğunu görmek benim için çok kıymetli. Bu geri dönüşler sayesinde yazdıklarıma dışarıdan bakabilmeyi öğreniyor, eksiklerimi daha net fark edebiliyorum. Bu yüzden gelen her yorumu, kendimi bir adım daha ileri taşıyabilmek adına bir fırsat olarak değerlendiriyorum.
- Okurla bağ kurmanın bir yazar için önemi sizce nedir?
Bence okurla kurulan bağ, bir yazar için yazının gerçek anlamını bulduğu noktadır. Yazı kendi başına kaldığında sessiz bir anlatı olarak var olur; ancak okurla buluştuğunda anlam kazanır, bir karşılık bulur. Yazdıklarımın bir yerlerde yankı uyandırdığını hissetmek, hem yaptığım işin değerini artırıyor hem de yazmaya devam etmem için güçlü bir motivasyon sağlıyor.
Aynı zamanda bu bağ, edebiyatın en önemli yönlerinden biri olan düşünce paylaşımını mümkün kılıyor. Okurla kurulan etkileşim sayesinde yazı tek yönlü bir anlatı olmaktan çıkıyor; karşılıklı bir düşünme ve hissetme alanına dönüşüyor. Farklı bakış açılarıyla karşılaşmak, metnin anlamını derinleştirirken beni de besliyor.
6. Türkiye’de Yazarlık
- Türkiye’de yazar olmanın en büyük zorlukları sizce neler?
En belirgin zorluklardan biri, gelişen teknolojiyle birlikte kitap okumaya olan ilginin giderek azalması. Hızın ve görselliğin ön plana çıktığı bu çağda, yazı ne yazık ki hak ettiği değeri görmüyor. Oysa edebiyat, durmayı, düşünmeyi ve derinleşmeyi gerektiriyor; bu da günümüzün alışkanlıklarıyla çoğu zaman çelişiyor. Bunun yanı sıra, düşüncelerimizi her zaman tam anlamıyla özgürce ifade edebilmek mümkün olmuyor. Ele alınan konular, söylenen sözler ister istemez bir sınırın içinde kalıyor. Bu durum, yazının doğasına aykırı bir kısıtlanmışlık hissi yaratıyor. Yine de tüm bu zorluklara rağmen yazmaktan vazgeçmemeliyiz. Ben de daha özgür, yazının ve düşüncenin değerinin bilindiği bir Türkiye hayaliyle üretmeye devam ediyorum. Hatta yazmak, tam da bu yüzden gerekli; söylenemeyeni satırlara emanet etmek ve geleceğe küçük de olsa bir alan açabilmek için edebiyata tutunuyorum.
- Yayıncılık dünyasına dair gözlemleriniz nelerdir?
Yayıncılık dünyasına hem umutla hem de gerçekçi bir yerden bakıyorum. Bir metnin yazılmasından sonra okurla buluşabilmesi, doğru ellerde çoğalması ve korunması yayıncılığın en kıymetli tarafı. Bu süreç yalnızca teknik bir üretim değil, aynı zamanda güven ve sorumluluk gerektiren bir yol arkadaşlığı. Bu noktada, yayınevim olan İzmir Yazarlar Kooperatiflerinin benim için çok özel bir yeri var. Bana bir kurum gibi değil, bir aile gibi yaklaştılar. Edebiyat alanında attığım ilk adımı desteklediler ve bu yolculukta beni hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Bir kitabın sorumluluğu elbette yazara aittir, ancak yayınevinin adını da taşıdığı anda bu sorumluluk paylaşılır. Bu güveni bana vermeleri, kitabımda isimlerini taşıyarak yanımda durmaları ve sürecin her aşamasında destek olmaları çok kıymetli. Yayıncılığı yalnızca maddi bir alan olarak gören kurumların yanında; yazarın sesini duyurmayı amaçlayan, dayanışmayı önceleyen ve aile sıcaklığında bir topluluk sunan böyle bir topluluğun parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. İnanıyorum ki edebiyat, ancak böyle güvene dayalı ilişkilerle büyür ve çoğalır.
- Genç ve yeni yazarlara yeterince alan açıldığını düşünüyor musunuz?
Ne yazık ki bu alanda yeterli desteğin olduğunu düşünmüyorum. Yeni yazarlar çoğu zaman kendi imkânlarıyla ilerlemeye çalışıyor; birbirlerine destek olarak görünür olmaya çabalıyorlar. Kurumsal anlamda verilen destek ise oldukça sınırlı kalıyor. Özellikle kitap fuarlarında bile eski canlılığın ve ilginin giderek azaldığını gözlemliyorum. Bir zamanlar okur olarak hissettiğim o yoğun heyecanın, bugün hem yazar hem okur perspektifinden bakınca daha sönük olduğunu fark ediyorum.
Bunun en önemli nedenlerinden biri de okur kitlesinin daralması. Okumaya devam eden kesim ise çoğunlukla bilinen ve klasikleşmiş eserlere yöneliyor. Bu durum, yeni yazarların kendilerine alan bulmasını zorlaştırıyor. Oysa edebiyatın gelişebilmesi ve canlı kalabilmesi için yeni seslere, farklı anlatılara her zaman ihtiyaç var. Bu noktada hem yazarlara hem de okurlara önemli bir sorumluluk düştüğünü düşünüyorum. Okumaktan vazgeçmemek, yeni çıkan eserleri takip etmek ve farklı kalemlere şans vermek büyük önem taşıyor. Çünkü yeni yazarların var olabilmesi, yalnızca yazmalarıyla değil; aynı zamanda okurun onları keşfetmeye istekli olmasıyla mümkün.
7. Genç Yazarlara Tavsiyeler
- Yazar olmak isteyenlere vereceğiniz en önemli tavsiye ne olurdu?
Tavsiyem, yazmayı bir sonuç olarak değil, bir süreç olarak görmeleri. Hemen iyi olmak, görünür olmak ya da herkes tarafından anlaşılmak zorunda değiller. Öncelikle kendilerini dinlemeleri, ne anlatmak istediklerini ve neden yazdıklarını keşfetmeleri çok önemli. İçlerinde karşılığı olmayan bir konuyu yazmaya çalıştıklarında, bunun metne de yansıdığını düşünüyorum.
Bol bol okumalarını ve farklı yazarlara, farklı bakış açılarına açık olmalarını öneririm. Ancak bunu yaparken taklit etmek yerine kendi seslerini bulmaya odaklanmaları gerektiğine inanıyorum. Ayrıca yazdıkları her şeyi paylaşmak zorunda olmadıklarını bilmeleri de önemli. Bazı metinler sadece yazarı geliştirmek, onu bir sonraki aşamaya taşımak için vardır.
Ve en önemlisi, vazgeçmemeleri. Yazmak çoğu zaman sessiz ilerleyen bir yolculuk; karşılığını hemen göstermeyebilir. Ama sabırla, disiplinle ve içtenlikle devam edildiğinde kelimeler mutlaka yerini bulur. Yazı, ona gerçekten emek veren ve inanan insanı yarı yolda bırakmaz.
- İlk kitabını yazmak isteyen biri sizce nereden başlamalı?
Kendimden örnek vermem gerekirse, ben uzun zamandır zihnimde taşıdığım; üzerine düşündüğüm, anlatmak ve aktarmak istediğim bir konuyla yola çıktım. Benim için önemli olan, o dünyanın içinde gerçekten var olabilmekti. Çünkü bir konu yalnızca “iyi bir fikir” olduğu için değil, yazarının ona yakınlığı sayesinde derinlik kazanıyor.
İlk kitaba başlarken, herkesin önce kendine şu soruyu sorması gerektiğine inanıyorum: Ben hangi alanda ses vermek istiyorum? Empati kurabilecekleri, içine girebildikleri ve gerçekten hissedebildikleri bir dünyayı seçmeleri çok önemli. O dünyayı hissetmeden yazılan metinler, okura da geçmiyor. Bu yüzden ilk adım, büyük bir hikâye aramak değil; insanın içinden gelen, zihninde yer eden bir meseleyi fark etmek. Anlatmak istedikleri konuyla bağ kurabildiklerinde, kelimeler zaten yolunu buluyor.
- Bol okumak mı, bol yazmak mı daha belirleyici?
Ben bu sorunun cevabının “denge” olduğuna inanıyorum. Bol okumak da, bol yazmak da tek başına yeterli değil; asıl önemli olan bu ikisini bilinçli bir şekilde birlikte sürdürebilmek. Okumak, yazının temelini oluşturuyor. Ancak burada önemli olan yalnızca çok okumak değil; okunan metni gerçekten anlamak, yazarın vermek istediği duyguyu ve düşünceyi kavrayabilmek. Satır aralarını görmek, metin üzerine düşünmek ve hatta bunu başkalarıyla paylaşmak, okumanın etkisini derinleştiriyor. Yazmak ise bu birikimin dışa yansıması. Okuduklarımızla beslenen düşünceler, yazı aracılığıyla kendi sesimizi buluyor. Ancak burada da önemli olan, okuduklarımızı tekrar etmek değil; onlardan öğrenerek özgün bir anlatım kurabilmek.
8. Gelecek Planları ve Kapanış
- Şu sıralar üzerinde çalıştığınız yeni projeler var mı?
Evet, şu an tamamlamış olduğum yeni bir roman var. Bu eser, toplumun dayattığı cinsiyet kalıplarını sorgulayan distopik bir kurgu üzerine kurulu. Hikâye, birbirine tamamen zıt iki ülke üzerinden ilerliyor ve farklı karakterlerin yaşamları aracılığıyla toplumsal rollerin birey üzerindeki etkisini ele alıyor. Bastırılan duygular, zorla yüklenen “güç” kavramı ve suskunluk hâlinin insan ruhunda açtığı izleri anlatırken; aslında gücün de duygunun da cinsiyete değil, insana ait olduğu fikrini merkeze alıyor. Distopik bir atmosfer içinde, kalıpların yavaş yavaş kırıldığı ve bireyin kendi kimliğini bulmaya cesaret ettiği bir dünya kurmaya çalıştım.
Bunun yanı sıra öykü ve şiir yazmaya da devam ediyorum. Farklı temalar üzerine düşünmek, çeşitli konulara değinmek ve her metinde yeni bir anlam aramak benim için yazma sürecini canlı tutuyor. Sürekli üretmek ve edebiyatla bağımı koparmamak adına yazmaya istekle devam ediyorum. Bu süreçte farklı insanlarla tanışmak ve çeşitli bakış açılarıyla karşılaşmak da beni besleyen önemli bir unsur. Aynı zamanda YouTube kanalımda okuduğum kitaplar üzerine incelemeler yapıyorum. Kitaplar hakkında düşünmek, yorumlamak ve edebiyat etrafında bir paylaşım alanı oluşturmak benim için oldukça değerli.
- Yazarlık sizin için ne ifade ediyor, tek cümleyle nasıl özetlersiniz?
Benim için yazarlık, tek bir cümleye sığmayacak kadar derin ve çok katmanlı bir alan; ancak özetlemek gerekirse, insanın iç dünyasıyla toplumu aynı satırda buluşturma cesaretidir.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın