Paramparça Aynadaki Hazin Yansıma: Cahide Sonku

Paramparça Aynadaki Hazin Yansıma: Cahide Sonku
0 Beğen
0 Yorum

Pera’nın Işıkları ve Bir Cumhuriyet Prensesi’nin Doğuşu

Cahide… İsmi bile söylendiğinde ağızda bir gümüş kaşık tadı, bir kristal kadeh çınlaması bırakıyor. 1930’ların İstanbul’u, henüz kendi masalını yazmaya çalışan bir Cumhuriyet kenti heyecanı içindeyken, Darülbedayi’nin tozlu kulislerinden bir güneş doğuyordu. Cahide Sonku sadece bir aktris değil, genç cumhuriyetin ilk ikonuydu. O herkesin aşık olduğu kadındı. Sarışınlığı, batılı çehresi ve kimselere benzemeyen mağrur edasıyla, Muhsin Ertuğrul’un titiz disiplini altında şekillenen bir porselen biblo gibiydi.

O yıllar, Şehir Tiyatroları’nın hıncahınç dolduğu, hanımefendilerin kürklere sarınıp Tepebaşı’na çıktığı, beyefendilerin şapkalarını hürmetle çıkardığı bir rüya zamanıydı. Cahide, Yedi Köyün Zeynebi ile başlayan bu yolculukta, beyazperdenin "Batılı yüzü" olarak seçilmişti. Bataklı Damın Kızı Aysel’de başındaki yemenisiyle tarlada yürürken bile, aslında bir köylü kızını değil, bir starın doğuşunu izlettiriyordu bize. "Yaşanmamış mutlulukların" eşiğindeydi o vakitler. Henüz ne alkolün buğusu ne de Galata'nın rutubeti değmişti o pürüzsüz tene. O zamanlar sadece ışık vardı; spot ışıkları, alkışlar ve bir halkın ona duyduğu, neredeyse tapınmaya varan hayranlık.

 Muhsin Ertuğrul’un Disiplininden Bir "Kadın Sultan" Çıkarmak

Muhsin Ertuğrul, o dönemin sinema ve tiyatrosunun sert mizaçlı, kusursuzluk arayan mimarıydı. Cahide, onun ellerinde şekillenen en kıymetli heykeldi. Ancak bu heykelin içinde, Muhsin Bey'in bile zapt edemeyeceği bir fırtına gizliydi. 

Cahide, sinemamızın ilk kadın yönetmeni ve prodüktörüydü. "Sonku Film" tabelası, bir kadının tek başına hükümranlığını ilan edişinin sembolüydü. Ancak bu yükselişin içinde, gizli yıkım tohumları da serpilmişti. Pek çok ismin "Cahide Hanım" diye önünde ceket iliklediği o şaşaalı ofislerde, kristal kadehlerde sadece içki değil, yaklaşmakta olan bir fırtınanın sessizliği de usulca birikiyordu. Para, şöhret ve erkeklerin hayranlık dolu bakışları... Hepsi vardı. Ama Cahide’nin ruhunda, belki de hiç anlatamadığı bir boşluk hüküm sürüyordu Cahide kraliçelik tahtına oturdukça, insani yalnızlığın en derin çukuruna doğru sürükleniyordu.

 Aşkların ve Hayal Kırıklıklarının Tozlu Odaları

Talat Artemel ile olan sancılı aşkı, tiyatro koridorlarında yankılanan tartışmalar, sevgiyle nefretin o ince çizgisinde gidip gelmeler... Sonra "Tütün Kralı" İhsan Doruk ile olan o çok konuşulan evliliği... Pırlantalar, kürkler ve bir "Cemiyet hayatı" masalı. Ama bu masalın içinde Cahide, hep bir "öteki" gibi kaldı. O ne sadece bir oyuncuydu, ne sadece bir eş, ne de sadece bir anne. O, kendi trajedisinin başrol oyuncusuydu ve senaryoyu kaderin insafına bırakmıştı.

İhsan Doruk’tan ayrılışı, kızı Ender’den koparılışı... O ışıltılı davetlerin yerini, artık kapalı kapılar ardında, tek başına içilen kadehler almaya başlamıştı. Kendi adını taşıyan o görkemli prodüksiyon şirketi bile, bu çöküşü durdurmaya yetmeyecekti.

 Her Şeyin Kül Olduğu O Gece

Hayatta "kırılma noktaları" sessizce gelir ve her şeyi alıp götürür. Cahide için bu nokta, 1963 yılının o meşum gecesidir. Sonku Film’in deposunda çıkan yangın, sadece makaralar dolusu filmi değil, Cahide’nin geçmişini, geleceğini ve emeğini de küle çevirmiştir. Bir kadının tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu o imparatorluk, bir gecede simsiyah bir duman bulutuna dönüşmüştü.

Yangından sonra Cahide, elinde kalan tek şeyi, yani gururunu bir pelerin gibi omuzlarına dolayarak geri çekilir. Ancak bu geri çekiliş, sessiz bir vakur duruştan ziyade, alkolün buğusunda kaybolan bir kaçışa dönüşecektir. O günden sonra Cahide, hiçbir zaman tam olarak "ayık" bir dünyaya dönemedi. Belki de gerçek dünya, o küllerin arasından bakılamayacak kadar çirkindi artık.

Galata’nın Yalnızlığı ve Beyaz Saçlı Bir Hayalet

Trajedi, en sevdiği kurbanını seçmişti. Bir zamanlar ayakkabısından şampanyalar içilen Cahide Sonku, artık Beyoğlu’nun arka sokaklarında, Galata’nın rutubetli han odalarında bir başına kalmıştı. Eskimiş, lekeli bir kürkün içinde saklanmaya çalışan, ama gözlerindeki o hırçın parıltıyı hiç kaybetmeyen bir kadın...

Sokaktaki insanların "Aaa, bu o mu?" diye fısıldaştığı, ama kimsenin elini uzatmadığı o son yıllar... Alkol, sadece acıları uyuşturmuyor, aynı zamanda o muazzam güzelliği de gittikçe çirkinleşen bir heykel gibi yavaş yavaş yontuyordu. Bir zamanlar lüks otellerin kral dairesinde uyanan kadın, şimdi bir lokantada kendine ikram edilen bir tas çorbayla avunuyordu. Artık Cahide için İstanbul, bir zamanlar hükmettiği bir şehir değil; onu yutmaya çalışan, anılarını her köşe başında yüzüne çarpan bir canavara dönüşmüştü.

Sararmış Fotoğraflar ve Kırık Umutlar

O, artık yaşayan bir ölü değil, yaşayan bir "anı"ydı. Elinde kalan son birkaç kuruşla alkol alırken bile, o eski aristokrat edasından bir nebze olsun ödün vermemeye çalışması, aslında trajedinin en uç noktasıydı. "Ben Cahide Sonku'yum!" diyen o ses, artık Beyoğlu'nun gürültüsü içinde kaybolup gidiyordu.

Haldun Dormen’in ona yardım eli uzatma çabaları, eski dostların birer ikişer uzaklaşması.... Cahid Irgat'la birlikte alkolun batağına  yuvarlanmaları, Cahide için sonun başlangıcı olmuştu. Cahide, bir zamanlar Türk sinemasını var eden kadındı; şimdi ise sinemanın unuttuğu, hatta hatırlamaktan utandığı bir ayyaş kadın siluetine indirgenmişti.

 Veda: Bir "Perde" Kapanırken

1981 yılında, kimsesizler mezarlığına gömülme tehlikesiyle karşı karşıya kalarak bu dünyadan göçtüğünde, arkasında sadece tozlu fotoğraflar ve hiç unutulmayacak bir "hayat dersi" bıraktı. Cahide Sonku, Türk sinemasının hem en büyük zaferi hem de en büyük yenilgisiydi.

Artık Cahide; hiç bitmeyecek bir sonbahar akşamıdır. Yağmur yağarken İstiklal Caddesi’nde yürüyenlerin, vitrin camlarında gördükleri o hayal meyal yansımadır. O, hepimizin içindeki  "kaybedilen masumiyetin" ve "bir devrin bitişinin" en somut, en trajik kahramanıdır. Cahide Sonku öldü ama o mağrur başı, o keskin bakışları ve sinemamızın o ilk heyecanı, her eski film karesinde, her sararmış dergi sayfasında bize fısıldamaya devam ediyor: "Ben bir zamanlar buradaydım, kraliçeydim ve....ben... sadece sevilmek istemiştim."

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın