Bazı vedaların tarihi olmuyor.
Ne bir son konuşma yapılıyor, ne de ardından el sallanıyor. İnsan bir gün dönüp baktığında fark ediyor sadece; bir şeyler geride kalmış.
Ben galiba çocukluğumu böyle kaybettim.
Hangi gün bittiğini bilmiyorum.
Son kez ne zaman sokakta oyun oynadım, hatırlamıyorum.
Son kez ne zaman yarın için bu kadar umutlu uyudum, onu da...
Ama biliyorum ki bir gün çocukluğum bitti ve ben bunu fark etmedim.
Belki büyümek biraz da böyle bir şeydir.
Bir sabah uyanıp farklı biri olmak değil; yıllar boyunca yavaş yavaş değişmek...
Önce hayaller değişiyor.
Sonra korkular.
Sonra da insanın kendisi...
Çocukken hayatın daha uzun olduğunu sanıyordum.
Her şey için vaktim vardı.
Büyümek uzak bir ihtimaldi.
Sanki hep aynı sokaklarda koşacak, hep aynı insanlarla gülecek, hep aynı gökyüzüne bakacaktım.
Oysa zaman sessiz çalışıyormuş.
Kimse fark etmese de içimizden bir şeyler alıp götürüyormuş.
Şimdi dönüp çocukluğuma baktığımda, en çok onun bana olan inancını özlüyorum.
Her şeyi başarabileceğime inanıyordu.
Düşersem kalkacağıma...
Kaybedersem yeniden başlayacağıma...
Ve ne olursa olsun iyi insanların kazanacağına...
Ne güzel inanıyormuş.
Ne güzel güveniyormuş hayata...
Bense yıllar içinde bazı şeyleri öğrendim.
İnsanların değişebildiğini...
Bazı dostlukların yarım kalabildiğini...
Bazı vedaların hiç söylenmediğini...
Ve bazen çok sevilen şeylerin bile kaybedilebildiğini...
Ama çocukluğum bunları bilmiyor.
O hâlâ aynı yerde.
Belki eski bir fotoğrafın içinde.
Belki yıllardır önünden geçmediğim bir sokağın köşesinde.
Belki de içimde, kimsenin ulaşamadığı küçük bir odada...
Orada oturmuş beni bekliyor.
Elinde yarım kalmış hayalleriyle...
Gözlerinde dünyaya duyduğu o saf güvenle...
Ve benim büyüdüğümden haberi yok.
Haberi yok artık bazı gecelerin daha uzun sürdüğünden.
Bazı sessizliklerin insanın canını acıttığından.
Bazı insanların giderken kapıyı bile kapatmadığından...
Haberi yok.
Ve biliyor musunuz?
Belki de iyi ki yok.
Çünkü insan büyüdükçe çok şey öğreniyor ama bazı güzellikleri de geride bırakıyor.
Şaşırmayı...
Koşulsuz inanmayı...
Küçük şeylerle mutlu olmayı...
Ben bugün ne kadar değişmiş olursam olayım, içimde hâlâ o çocuğun yaşadığını hissediyorum.
Bazen eski bir şarkıda çıkıyor karşıma.
Bazen bir yağmur kokusunda.
Bazen de yıllardır açmadığım bir fotoğraf albümünde...
O zaman anlıyorum.
Aslında büyümek, çocukluğunu geride bırakmak değilmiş.
Onu kaybetmeden yaşamaya çalışmakmış.
Ve belki bu yüzden bazı akşamlar sebepsiz yere geçmişi özlüyoruz.
Çünkü içimizde bir yerlerde hâlâ bir çocuk yaşıyor.
Ve onun haberi yok...
Bizim büyüdüğümüzden.





Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın