Evet ne demiştik? Remaster çağındayız ve çağların insanıyız. O nedenle işte karşınızda Ejderha Cumhuriyeti Remastered. Buyursunlar...
"Savaş…
Savaş asla değişmez…"
Fallout
Savaş…
Ejderha Cumhuriyeti'nde savaş tıpkı her sabah kalkıp işe gitmek gibi; her gün günümüzün tamamını kaplayan hayatımızın sessiz* hakimi gibi. Çünkü yazar R.F. Kuang sanki dünyadaki asli görevi buymuşçasına kitaptaki her anımızın, her saniyemizin savaş ile veya savaşın yarattığı yıkım ile dolu olmasına büyük bir özen gösteriyor ve bunu sağlamak için savaşın sahip olduğu tüm çeşitleri kullanmaktan geri kalmıyor. Kitap içerisinde; küçük çaplı köy baskınları, iki ordunun karşı karşıya geldiği büyük çaplı kara savaşları, donanmaların çarpıştığı epik deniz savaşları ve günlerce süren şehir kuşatmaları gibi birçok savaş türü bulunuyor. Zaten karakterlerimiz de ya bu savaşlarda savaşıyorlar, ya bu savaşlar sonucu oluşan manzaralara dayanamayıp haşhaşa düşüyorlar, ya da bu savaşlar için gerekli olan suikastları düzenliyorlar.
O yüzden de Ejderha Cumhuriyeti başından sonuna kadar savaş üzerine odaklanmış bir kitap olarak savaş kelimesini aklımıza kazımış oluyor.
*Patronlar düşünüldüğünde bu hakimiyet pek de o kadar sessiz değildir aslında. Çünkü onlar ses ne kadar yüksekse işin o kadar çok ve hızlı yapılacağına inanırlar. Bu Patronatopya'da doğru olabilir ama diğer herkesin yaşadığı diyarların hepsinde yanlıştır. Ve bu; var olan, olmuş, olacak tüm diyarlarda ortak yanlış bulmanın imkansızlığı düşünüldüğünde müthiş bir başarıdır. O yüzden hemen gidip patronunuzu kutlayın!
Savaş asla değişmez…
Haşhaş Savaşı kitabındaki ırksal temellere dayalı 3.Haşhaş savaşının (ilk ikisi serinin arka plan hikayesi) bitmesiyle Ejderha Cumhuriyeti kitabında ideolojik temellere dayalı bir iç savaş patlak veriyor. Cumhuriyet destekçileri ile İmparatorluk destekçileri arasında kitap boyunca devam eden bu iç savaşla yazar, tüm savaşların değişmeyen tek amacının güç elde etmek olduğu entrika ve ihanet dolu bir hikayeyi beğenimize sunuyor. Savaş devam ettikçe aslında insanların her zaman ayrıştıracak bir grup bulabileceklerini, bu ayrışım üzerinden de hak iddia edebileceklerini ve bu ayrışım için ırk, ideoloji, din vb. konuların sadece birer bahane olduğunu bize yavaş yavaş gösteriyor. Savaşlar içerisindeki taraflar ve amaçlar değişirken de değişmeyen tek şey; tabii ki savaşın kendisi oluyor.
Dolayısıyla savaş kelimesinden sonra savaş asla değişmez cümlesi de böylelikle aklımıza kazınmış oluyor.

Yaptığımız giriş ile Ejderha Cumhuriyeti’nin kapsamlı bir savaş kitabı olduğunu belirttiğimiz için şu anda “kitap sürekli savaş sahnelerini mi anlatılıyor?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama kitapta savaş sahneleri sadece bir iki paragraf ya da en fazla bir iki sayfa yer tutuyor. Yazar kitaplarında savaş sahneleri yazmak yerine savaşın ve savaş sonucu oluşan ortamın atmosferini gerçekçi ve acımasız bir dil kullanarak yazmayı tercih ediyor ve bence bu; savaşın kaosunu, yıkıcılığını, acısını, vahşiliğini, insan ruhunu parçalamasını, yani kısacası doğasını anlatmak için mükemmel bir yöntem. İnsanı okurken kaskatı kesen bir yöntem.
Bu söylemin akabinde de "Eee peki bu fantastik kurgunun fantastiği nerede?" diye düşünüyor olmanız çok olası.* Çünkü fantastik türde bir eser olan serinin ne bu incelemede ne de Haşhaş Savaşı incelemesinde sahip olduğu fantastik unsurlardan neredeyse hiç bahsetmedik. Bunun nedeni seride “büyünün” kanalı olan tanrıların kitap(lar) içerisinde çok az yer alıyor ve ancak kitabın sonlarına doğru ortaya çıkıyor olması. Ya da son kısmı; ‘tatmin edici bir şekilde tam manası ile ortaya çıkıyor’ olarak düzeltelim.
*Bildiğiniz gibi İnception Master'ı olarak bilinirim. Filleri düşünMEyin, FİLLERİ düşünmeyin...
Kitabın başlarında üzerinde yol aldığımız “az büyü” yolu kitabın orta bölümlerine geçtiğimiz bir sırada bakıma alınarak tamamen kapatılıyor ve yolumuza ihanet ile dolu Entrika Yolu ile devam etmek zorunda kalıyoruz. Fakat bu yol entrikalarla ve ihanetlerle o kadar dolu ki en iyi zamanındaki Barcelona’nın orta sahası karşısında sersemleyen rakip gibi veya gözüne far tutulmuş tavşan gibi şaşakalmamıza neden oluyor. Bu durum yolun başlarında güvensizlik ve tekinsizlik yaratarak gerilim ve heyecanı körüklese de bir yerden sonra kendimizi “kitaptaki her karakterin de ayrı gizli bir planı olmasın artık be!” diye isyan ederken buluyoruz. Çünkü yazar burada bir tık kantarın topuzunu kaçırıyor ve herkesi herkese kırdırıyor, güvenilir insan bırakmıyor. Yani gerçekten kimseye güvenmeyelim mi?*
*Yaşanılan mutlak olaylara bakılırsa, evet, güvenmemeliyiz.
Ve madem ki isyan bayraklarını açtık...
Ejderha Cumhuriyeti kitabının ilk başlarında karakterimiz ilk kitapta yaşadığı akıl almaz olayların acısını yaşıyor ve bastırmak için bu evrendeki en rahatlatıcı madde olan haşhaşa yöneliyor. Bu kısımlarda bize karakterin yaşadığı duygusal çöküş çok iyi hissettirilerek karakter ile daha derinden bağ kurmamız sağlanıyor sağlanmasına ama karakterimiz bu sırada o kadar garip ve o kadar çocukça kararlar veriyor ki okurken afakanlar* bastırıyor. Sıkıntıdan insana bir "Hayıırrrr!" bile çektiriyor, ama neyse ki bu durum karakterimizin akıl hocasını bulmasıyla çok uzun sürmüyor da bu sıkıntı ufak bir rahatsızlıktan öteye geçmiyor, orada kalıyor.
*Bir anda odaya Afakan'lar bassa ya! Bazılarınızın hayali olabilir. Ama lütfen hayal dünyalarında yaşamayalım.**
**Ne diyorum ben? Hayal dünyasında yaşamadıktan sonra ne anlamı var yaşamanın. Yaşamak hayal etmedir. Belki de yaşam yaşadığını hayal eden "yaşamsızların, yaşamamışların" ürünüdür.
Evet artık son olarak tıpkı kitapların yaptığı gibi biz de büyü son dakika ortaya çıkartarak yazımı tamamlayalım.
Yazarın büyü yolunu bakıma alarak yönümüzü entrika yoluna çevirmesine aynı bizim gibi, hatta belki bizden bile daha fazla, canı sıkılan tanrılar artık daha fazla dayanamayacaklarına karar veriyorlar ve sonunda sahneye iniyorlar. Ya da daha doğrusu sahneyi ele geçiriyorlar. Beklemenin verdiği rahatsızlığı üstlerinden atmak için de kıyım başlatıyorlar ve böylece kitap boyunca insan eliyle sunulan acımasızlık, zulüm ve dehşet haliyle katlanarak tanrısal seviyeye çıkmış oluyor. Rüzgarın durdurulamaz gücü ile ateşin yıkıcı gücü arasındaki hakimiyet savaşı kıtayı kasıp kavururken geride kül dahi kalmıyor.
Herkese iyi okumalar dilerim.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın