Yıl 1997. Britpop’un en büyük gruplarından Blur’un solisti Damon Albarn, çizer Jamie Hewlett ile Londra’da MTV izliyordu. Ekrandaki boyband’ler, birbirine benzeyen klipler ve müzik endüstrisinin giderek yapaylaşan dili ikisini de rahatsız ediyordu. O an akıllarına basit ama radikal bir fikir geldi: “Madem her şey bu kadar yapay, neden tamamen kurgusal ama gerçekten söyleyecek sözü olan bir grup kurmayalım?”

2-D'nin Siyah Gözleri ve İngiliz Kara Mizahı
Grubun kurgusal hikâyesine göre tam bir anti-kahraman olan ve ruhunu müzik uğruna şeytana sattığı anlatılan basçı Murdoc, arabasıyla bir müzik dükkanına dalar. İçeride çalışan Stuart adındaki temiz yüzlü çocuğun gözüne çarpar. Bu kaza, çocukta kalıcı bir iç kanamaya neden olur ve gözleri kararır. Murdoc ise pişman olmak yerine Stuart’ın sesinden etkilenir ve onu gruba dahil eder. Adı ise 'Two-Dents' (İki Göçük) kelimesinden türeyerek 2-D olur. Bu absürt başlangıç, Gorillaz’ın görünüşten çok karaktere ve üretime yaslanan dünyasının ilk ipuçlarından biridir. Gorillaz evreni, işte böyle absürt ve sert bir mizahla örülüdür.

Guinness Rekorları ve Canlı Performans Paradoksu
Gorillaz, kısa sürede hip-hop, punk ve elektroniği kusursuzca harmanlayarak "Dünyanın En Başarılı Sanal Grubu" olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Ancak en büyük krizlerini, ironik bir şekilde "kanlı canlı" sahnelerde yaşadılar.
İlk turnelerde Damon Albarn ve arkasındaki dev orkestra, sahnede dev bir perdenin arkasında, tamamen silüet olarak çaldı. Önde ise sadece çizgi karakterlerin animasyonları dönüyordu. Bir süre sonra seyirciler "Biz sadece ekrana bakmak için mi bu kadar bilet parası verdik?" diye isyan edince, Damon Albarn sanallık illüzyonunu bozup maskesini indirmek zorunda kaldı. Ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin, iyi bir konser hâlâ gerçek insanların kurduğu bağ üzerinden çalışıyordu.

Egosuz Bir Deha ve Ölümsüzlük Planı
Damon Albarn, Gorillaz ile hiçbir zaman kendisini grubun önüne koymadı. Belki de bu yüzden projenin geleceğini hep kendisinin ötesinde düşündü. Hatta grubun son albümü The Mountain döneminde verdikleri bir röportajda, Jamie Hewlett ile birlikte dikkat çekici bir fikir paylaştılar: “Biz ölsek de Gorillaz bitmeyecek. Bizden sonraki genç çizerlere ve müzisyenlere bu evreni devredeceğiz. Çünkü çizgi karakterler yaşlanmaz ve ölmez.” Bu fikir, Gorillaz’ı pop müzik tarihinin miras bırakılabilecek en ilginç projelerinden birine dönüştürüyor. The Mountain da hayat, ölüm ve devir teslim temalarını bu perspektiften ele alıyor.

Geriye Kalan
Damon Albarn, Blur ile yakaladığı başarıyı ömür boyu sürdürebilirdi. O ise kendi adını büyütmek yerine, kendisinden sonra da yaşamaya devam edecek bir dünya kurmayı seçti. Bana göre Gorillaz’ın geriye bıraktığı en önemli miras da bu: Kalıcı olmanın yolu, sadece yüzünü göstermek değil; fikrini ölümsüzleştirmektir.




Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın