Marla'ya Notlar #1 Kadıköy

Marla'ya Notlar #1 Kadıköy
0 Beğen
0 Yorum

Bir yudum daha aldım önümdeki malt biradan. Loş bar ışıkları altında dönen çizgi filme usulca son kez baktım. Muhtemelen benim gibi yalnızlığıyla randevulaşan, ekrana hipnoz olmuşçasına bakan adamlar için oynuyordu.

Sonra doğruldum ve kendimi yavaşça sokağın o serin, affedici kucağına bıraktım. Hayatım boyunca dudaklarıma değdirmeyi reddettiğim bir tütün paketi vardı cebimde. Pantolonun üstünden elimle sık sık onu yoklayarak yürüdüm sokakların karanlığında. Saate artık bakmak zorunda değildim. Takip etmem gereken hiçbir şey kalmamıştı. Kadife Sokak'ta herhangi bir apartmanın önündeki herhangi bir merdivene çöktüm. Duman ve maltın o genzi yakan, uyuşturan kirli dostluğu... İki gün sonra bile gırtlağımdan söküp atamayacağım o küstah koku.

Sonra yürümeye başladım. Bahariye, Moda... Taştan ve asfalttan örülmüş, gökyüzü tavanlı devasa bir oturma salonuydu sanki semt; benim salonum. Duvarları üzerime yıkılmayan, kimsenin yüksek sesle kendi doğrularını kusmadığı, kimsenin kimseyi boğmadığı o geniş ve yargısız karanlık salon... Adımlarım, içimdeki o kaotik ve tükenmez gürültüye inat bir ritim bulmuştu yürürken. Siz hiç, sadece çok güzel adım atabildiğiniz için ağladınız mı? Belki ben de o yüzden ağlamamıştım. Dudaklarımın arasında ezilen silik bir mırıltı koptu sonra. Gecenin ve endişelerin sessizliğine fırlatılan detone ama cesur bir şarkı, dans eden ama sekteye uğramayan adımlar, bir uçurumun kenarında yürüyen ama düşmekten korkmayan bir adam...

Sonra karanlığın arasında yüzler gördüm. Gecenin o en ağır, en kimsesiz saatinde sokağa dökülmüş, benim gibi uykusuz, benim gibi sürgün ruhlar... Onlara gülümsedim, hiçbirini boş geçmedim. Elimdeki birayla havaya, var olmayan Valhalla kadehleri kaldırıyordum sanki selam verirken. Kimse kimseyi parçalamak için orada değildi. Tanrım, o an hepimiz, yetmiş beş yıllık o anlamsız ve yorucu ömrümüzün küçücük bir saniyesinde, neden orada olduğumuzu birbirimize hiç söylemeden anlayan o sessiz ve yorgun adamlardık. Bu kısacık ömrün sonsuz bir paylaşımıydı. Birbirimizin zihnine o karanlıkta silinmez imzalar atıp geçtik gittik.

Işıklara doğru yürüdüm. Sokakta sandalyeler, bir sokak satıcısı, sokak yemeği... Gece dördün insanları. Bu saatte bu insanlarla neden uğraşırsın? Bilmiyorum. Ama bir gülümsemeyi ve içten bir teşekkürü o da hak etmişti. Gözlerinde bana parlayan minneti gördüm; insanın insana, sırf var olduğunu ve bir değeri olduğunu onayladığı için duyduğu o ilkel şükran.

Zaman zaman cebimde parlayıp duran lanet ekrana sığınıp bir dosta yazarken, zaman zaman da sokak lambalarının altında durup kendi karanlığıma ağladım. Sonra sustum. Sadece boşluğa, o dipsiz, yorgun boşluğa baktım. Genzimdeki koku parmaklarıma ve ertesi günüme çoktan kazınmıştı; biliyordum. Bu, o geceye ait bir günahın iziydi. Sabahın soluk, acımasız ışığı yüzüme vururken genzi yakan sıcaklıkta bir çorba, ardından sert bir kahve... Sırtımda trenin o ritmik ve umursamaz sarsıntısı. Geri dönüş vakti gelmişti. Bir geceye mahsus prangalardan kurtulan ruhumu, yeniden o dar zincirlerine döndürme vakti.

Yeryüzünde sahip olunan en iyi şey neydi? Diyojen'e göre hürriyet. Peki biz tüm bu keşmekeşin içerisinde ne kadar hürdük ki? Sokakta adım atacağımız yeri bile seçemiyorken, duşta istediğimiz kadar kalamıyorken, gezegenin bize sunduğu nimetleri elde etmek için günün üçte birinde mobbing yiyorken, evdeki yargılarla sessizce mücadele ediyorken... En pahalı marka donu giyip en afili partnerle içi boş geceler yaşamak zorundayken, ne zaman çıktığı belli olmayan o garip cinsiyet rollerini layığıyla taşımamız gerekiyorken, bir sokakta rahatça gülümseyemiyor, insanlar güler diye dans edemiyorken... Yine paramparça olur diye kalbimizde yeni insanlara yer açamıyor, birini hiçbir şey düşünmeden öpemiyorken, acı çekmek bile belli bedelleri kapsayan ritüellere hapsolmuşken...

Ve tüm bunların aksi olsa bile, bu ancak asgari bir özgürlük olacakken... Unut gitsin. 

Beni dinlediğin için teşekkürler Marla...

 

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın