⚠️ Bu yazı, vizyondaki The Odyssey filmi için spoiler içerir.
Christopher Nolan, 250 milyon dolarlık devasa bütçesiyle kariyerinin en pahalı işine imza attı: The Odyssey. 17 Temmuz’da bizimle aynı anda tüm dünyada vizyona giren film, ilk hafta sonunda 257,8 milyon dolar hasılatla yönetmenin rekorlarını altüst etti.
Peki Homeros bu filmi izlese ne derdi? İtiraf edeyim, ana hatlar bildiğimiz gibi. Truva'nın yıkıntılarından memleketine dönmeye çalışan bir kral. Bitmek bilmeyen denizler. İthake'de etrafı akbabalar gibi taliplerle sarılmış bir kraliçe. Ancak perdedeki detaylara yakından baktığınızda işler değişiyor. Nolan, o devasa destanı sessiz sedasız ama kökten parçalayıp yeniden birleştirmiş. Gelin en çarpıcı 10 farka birlikte bakalım.

1. Hilekâr Odysseus gitti, suçluluk duyan bir asker geldi
Okul yıllarında bize öğretilen Odysseus her şeyden önce bir zekâ küpüydü, değil mi? "Çok hileli" adam. Nolan bu meşhur kurnazlığı alıp resmen çöpe atıyor. Karşımızda zeki bir kahraman yok. Kanlı ellerine bakıp iğrenen, savaş travmasıyla kavrulan kırık dökük bir asker var. Destanda dâhice bir zafer sayılan o meşhur Truva Atı, filmde kahramanımızın midesine oturan koca bir utanç abidesi. Odysseus, o ahşap atın içine saklanarak Zeus'un kutsal konukseverlik yasasını (xenia) kirlettiğini düşünüyor. Hades sahnesini hatırlayın. Karanlıkta, kendi emriyle ölüme gönderdiği askerlerin çamurlu ellerinden kaçarken gördüğümüz o çaresiz adamı... Eve dönmeyi hak etmediğine inanıyor. Haklı olabilir mi?

2. Tanrılar sahneden çekildi
Destanı okurken tanrılarla adeta yan yana yürürsünüz. Athena kılık değiştirip kahvenize ortak olur, Hermes havadan süzülür, Poseidon açık açık kumpas kurar. Nolan'ın kamerası ise mitolojiyi acımasız bir gerçekliğe hapsediyor. Sahnede beden bulan tek tanrı, Zendaya'nın hayat verdiği Athena. O da sadece Odysseus'un çatlayan zihnindeki sanrılarda geziniyor. Geri kalan her şey saf doğa. Gök gürlediğinde Zeus'un öfkelendiğini, dalgalar gemiyi parçaladığında Poseidon'un delirdiğini sadece hissediyoruz. Ette kemikte tanrılar yok. Nolan boşuna buna "büyük bir kırılma" demiyor.
3. Kalypso ve lotus yiyenler tek hikâyede birleşti
Kitapta Odysseus, Kalypso'nun adasında esir tutulduğunu adının harfleri gibi bilir. Oysa perdedeki yoruma bakın: Gemi parçalanmış, ciğerleri tuzlu su dolmuş bir adam kumsala vuruyor. Onu kurtaran Kalypso, yaralarına merhem sürerken usulca lotus yediriyor ona. Sonuç? Koskoca kral, kendi adını bile unutuyor. Yedi tam yıl. Bilinçsiz, köklerinden koparılmış bir uyku hali. Bu usta işi birleşme, hikâyenin omurgasını da kaydırmış. Homeros'un Odysseus'u başından geçenleri Phaiaklara anlatırdı. Nolan'ınki ise hafızası parça parça geri gelirken geçmişini doğrudan onu esir eden kadına, Kalypso'ya döküyor.
4. Kesilenler: Phaiaklar, rüzgâr tulumu ve "Hiç Kimse" numarası
Phaiaklar yok. Aiolos'un o meşhur rüzgâr tulumu hiç açılmıyor. Ama asıl kıyamet başka yerde kopacak. Tepegöz Polyphemos'un gözüne kazık saplandığında bağırıp çağırdığı, Odysseus'un da "Benim adım Hiç Kimse!" diyerek dalga geçtiği o ikonik sahne... Silinmiş. Nolan, The Daily Show'a çıkıp bu sahneyi senaryoya sıkıştırmak için çok uğraştığını ama hikâyenin dokusuna uymadığını itiraf etti. Muhtemelen destanın sadık okurları sinema salonundan çıkarken en çok bu kararı taşlayacak.

5. Eklenen karakter: Sinon ve bambaşka bir Antinous
Şimdi biraz edebiyat tarihi karıştıralım. Truva atını şehre sokan Sinon, ne İlyada'da var ne de Odysseia'da. O, Vergilius'un Aeneis'inden fırlamış bir figür. Nolan bu karakteri alıp satranç tahtasına bambaşka bir taş olarak koymuş. Karşımızda, asilzade Antinous'un yerine zorla savaşa sürülen çaresiz bir çoban oğlu var. Hades'in karanlığında Odysseus'un yakasına yapışıp gerçeği suratına haykırıyor. Antinous'un onu ölüme nasıl ittiğini fısıldıyor. Tam da bu yüzden, İthake'ye dönüldüğünde okların hedefi değişiyor. Destanda ilk vurulan Antinous, filmde sırasını beklemek zorunda. Ölümü en sona, en acı sona saklanıyor.

6. Baba-oğul buluşması öne çekildi
Homeros bu kavuşmayı çamurlu bir domuz çobanı kulübesine saklamıştı. Telemakhos ölümden tek başına kurtulur, babasıyla orada yüzleşirdi. Nolan ise bu anı bir tapınağın taş basamaklarına taşıyor. Telemakhos tam kılıçtan geçirilecekken, babası gölgelerin arasından çıkıp onu kurtarıyor. Ama maskesini hemen düşürmüyor. Peki oğul babasını nasıl tanıyor dersiniz? Yaşlı av köpeği Argos. O bitkin hayvan, yirmi yıl sonra sahibinin kokusunu alıp kuyruğunu sallayarak son nefesini verdiğinde, Telemakhos her şeyi anlıyor. Okurken boğazımızı düğümleyen o köpek sahnesi, filmde baba ile oğlun sessiz çığlığına dönüşmüş.

7. Helen artık bir bahane ve Klytaimnestra'nın ikizi
Dünyanın en güzel kadını yüzünden çıkan on yıllık savaş. Etkileyici bir masal, değil mi? Nolan bu masalı elinin tersiyle itiyor. Helen ve Klytaimnestra ekranda tek yumurta ikizi olarak karşımızdalar. İkisine de Lupita Nyong'o hayat veriyor. Buradaki mesaj tokat gibi: Helen'in o dillere destan güzelliği eşsiz falan değil. Sadece kan dökmek isteyen Agamemnon için altın tepside sunulmuş bir bahane. Sparta'ya döndüğünde gördüğümüz Helen, mitolojinin kusursuz kraliçesi değil; saçları kesilmiş, ruhu ve bedeni hırpalanmış bir kadın. Savaşın koca bir yalan olduğunu bundan daha zekice nasıl anlatabilirsiniz?

8. Kadın karakterler derinleşti
Antik metinlerin kadınlara pek adil davranmadığı bir sır değil. Kirke, destanda gemicileri neredeyse sırf can sıkıntısından domuza çeviren bir cadıdır. Filmde ise ıssız bir adada, bir avuç açgözlü erkeğin tecavüzünden korkan, kendini korumaya çalışan yalnız bir kadın. Ya Penelope? O meşhur bekleyiş sadakatten ibaret değil artık. Sarayında eli kolu bağlanmış olmaktan iğrenen, öfkeli bir kraliçe izliyoruz. Kendi doğurduğu, şimdi gözünü tahta diken ergen Telemakhos ile kılıçları çekmiş durumda. Burada durup düşünelim. Yönetmenin, destanı İngilizceye çeviren ilk kadın olan Emily Wilson'ın 2017 basımından ne kadar etkilendiği tam da bu kadınların gözlerindeki öfkeden okunuyor.

9. Yatak testi yerine Athena broşu
Destanın finalindeki o ince düşünülmüş zeytin ağacı testini arayan gözleriniz yorulmasın, çünkü yok. Kitapta Penelope, kocasını denemek için "yatağımızı taşı" der; Odysseus ise "o yatak canlı bir ağacın gövdesine oyuldu, yerinden kıpırdayamaz!" diyerek sırrı ifşa ederdi. Film bunu es geçiyor. Yay gerilip ok o imkânsız on iki baltanın içinden geçtiğinde, Penelope kocasının gözlerindeki o tanıdık karanlığı zaten görüyor. Son düğümü çözen şey ise Odysseus'un savaşa giderken göğsüne taktığı kanlı Athena broşu. Toprağa sımsıkı tutunan köklü bir ağacın yerini, soğuk bir savaş madalyası alıyor.

10. Final: Bambaşka bir veda
Ve geldik o derinlemesine final analizi yapacağımız büyük koptu kopacak anına. En devasa fark perdenin kapanmasına saklanmış. Homeros bizi rahat ettirirdi. Odysseus kanlı bir gecenin ardından tahtına oturur, tanrıların araya girmesiyle ölenlerin aileleriyle barış çubuğu tüttürürdü. Nolan ise cinayetin faturasını kesiyor. Ağır yaralı Odysseus tahta çıkamıyor. Tacı kanlı elleriyle Telemakhos'a bırakıp Penelope ile birlikte batan güneşe, açık denize yelken açıyor. Ama durun. Zamanda kırılmalar yaşayan o son sahneler beynimizi kemiriyor: Bu huzurlu yolculuk gerçekten yaşanıyor mu? Yoksa taş zemin üzerinde kan kaybından ölen bir adamın son ve en güzel rüyasını mı izliyoruz?
Yönetmenin ne yapmaya çalıştığı aslında gün gibi ortada. O, eski dünyanın bu şatafatlı zafer masalını alıp, savaşın o korkunç bedeliyle yüzleştiğimiz karanlık bir aynaya çevirmiş. Homeros ateşin başında bu destanı anlatırken Odysseus'un hilebazlığı bir erdem, bir hayatta kalma sanatıydı. Bugün koltuğumuzda otururken ise o hilenin altında ezilen, yok olan hayatları görüyoruz. Bu iki hikâye arasındaki mesafe, geride bıraktığımız 2.800 yılda "kahraman" dediğimiz o koca mitin nasıl paramparça olduğunun belgesi aslında.
Siz ne düşünüyorsunuz? Nolan'ın neşteri destana büyük bir ihanet mi, yoksa Homeros'u bugünün dünyasına taşımanın tek yolu bu muydu?
Kaynaklar:
CBR — 10 Biggest Differences Between The Odyssey Movie and the Book
USA Today (Central Oregon Daily) — The Odyssey movie ending makes this major change from Homer's book
Variety — All the Ways Nolan's Movie Is Different From the Book
Wikipedia — The Odyssey (2026 film)
Homeros, Odysseia, çev. Azra Erhat – A. Kadir, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın