Sanık Dokuz Aydır Ölü: Mezarından Çıkarılıp Yargılanan Papa

Sanık Dokuz Aydır Ölü: Mezarından Çıkarılıp Yargılanan Papa
1 Beğen
0 Yorum

Ocak 897, Roma. Lateran Bazilikası'ndayız ve içeride bir mahkeme kurulu. Sanık kürsüsünde, papalık cübbesi giydirilip zorla tahta oturtulmuş bir adam var. Savcı bizzat Papa VI. Stephanus; öfkeyle bağırıyor: "Söyle, hangi hırsla papalık makamını gasp ettin?"

Sanık cevap vermiyor. Veremez. Çünkü Papa Formosus dokuz aydır ölü.

Tarih bu kara komediyi Synodus Horrenda (Korkunç Sinod) ya da daha çok bilinen adıyla Kadavra Sinodu olarak yazdı. Düşünün, bir papa, kendinden önceki papanın çürümeye yüz tutmuş cesedini topraktan çıkartıyor. Giydiriyor, tahta oturtuyor. Hatta bir avukat bile atıyor ona (cesedin arkasına saklanıp titreyerek onun adına cevap veren gencecik bir rahip) ve mühürlü, resmî bir dava açıyor.

Komik mi, korkunç mu? İkisi birden sanırım. Ama asıl sarsıcı olan şu: Ortada bir cinnet hali yoktu. İliklere kadar hesaplanmış, buz gibi bir hamleydi bu.

Sahneyi Kuralım: İktidarın El Yaktığı Bir Dönem

Dokuzuncu yüzyılın sonu. Papalık, yeryüzünün en ölümcül koltuğu. Öyle ki 896 ile 904 arasında neredeyse her yıl yeni bir papa seçildi. Zehirli şaraplar, uykuda boğulmalar, zindanda çürümeler... Roma'nın güçlü aileleri makamı bir satranç taşı gibi itip çekiyordu.

Peki bu koltuk neden bu kadar kıymetliydi? Çünkü o dönemde Avrupa'da imparatorluk hayali kuran herkesin yolu Roma'ya düşmek zorundaydı: Tacı ancak papa giydirebilirdi. Papalık, paha biçilmez bir meşruiyet damgasıydı. Damgayı kim elinde tutuyorsa, kılıçlar onun etrafında çekiliyordu.

Formosus da bu kavganın ortasında kalmış bir papaydı. Taht için yarışan iki rakip güç vardı; Formosus önce birini taçlandırdı, sonra ondan korkup diğerini davet etti ve onu da taçlandırdı. Kısa süre sonra da öldü. Ama kör talihe bakın ki, sırtını döndüğü tarafın ordusu Roma'nın kapılarını kırdı. Yeni papa Stephanus, gözünü açtığında kendini Formosus'un azılı düşmanlarının gölgesinde buldu.

Ocak 897'de kazmalar Formosus'un mezarına indi.

Duruşma: Tarihin En Tek Taraflı Çapraz Sorgusu

Suçlamalar ağır: Kilise hukukunu çiğnemek, yalan yere yemin, makamı gasp etmek. Ama sahne, hukukun taşıyabileceği bir sahne değildi. Kayıtlara göre Stephanus duruşma boyunca cesede bağırdı; arkadaki genç din adamı ölü papanın yerine fısıltıyla, ezilerek cevaplar verdi. İzleyenlerin kanı donmuştu.

Karar? Tahmin edersiniz: Her suçtan mahkûmiyet. Ceza faslı ise bu hikâyenin zihnimize kazınan asıl kısmı. Formosus'un papalığı geriye dönük olarak tamamen silindi. O gösterişli cübbesi sökülüp alındı, üzerine sıradan bir kıyafet geçirildi. Sağ elinin üç parmağı, o meşhur kutsama parmakları, baltayla kesildi. Ceset önce kimsesizlerin atıldığı bir çukura gömüldü; sonra Stephanus'un öfkesi dinmemiş olacak ki, yeniden çıkarttırıldı, ayaklarına ağırlık bağlanıp Tiber Nehri'nin bulanık sularına atıldı.

Bir papanın cesedi. Çöp gibi. Nehirde.

Peki Neden?

En kolay açıklama şu: Stephanus delirmişti. Zihnimizde bunu böyle kodlamak işimize geliyor. Oysa o meşum mahkeme salonunun buz gibi bir matematiği var.

Hedef ceset değildi; cesedin imzasıydı. Bir papanın papalığını geçersiz kılarsanız, ne olur? Yaptığı her şey yok sayılır: Bütün atamalar, bütün kutsamalar ve en mühimi, giydirdiği bütün taçlar. Yani bu dava bir ölüden hınç alma seansı değil, basbayağı geçmişi geriye dönük silme operasyonuydu. Formosus'un eli kimin başına değdiyse, o baş artık kanunsuzdu. Üç parmağın kesilmesi bile psikopatça bir sadizm değil, soğukkanlı bir semboldü: O parmakların kutsadığı herkes artık hükümsüzdü.

İşin en tatlı ironisine gelelim: Stephanus'u piskopos yapan kişi de bizzat Formosus'tu. Yani Stephanus, o parmakları kestirirken zapta geçirdiği kararla kendi meşruiyetini de çöpe attı. Üzerinde durduğu dalı, testereyi kendi eline alıp kesti. Panik halindeki iktidarların ebedi klasiğidir bu; ne ilktir, ne de son.

Final: Halk, Ceset ve Boğulma

Roma halkı bu gösteriyi yutmadı. Formosus'un sulara gömülen cesedi Tiber kıyısına vurunca, şehrin dar sokaklarında bir fısıltı yayıldı: Ceset mucizeler gerçekleştiriyordu. Sadece birkaç ay içinde halk ayaklandı, Stephanus yaka paça tahttan indirilip zindana atıldı ve aynı yılın yaz sıcağında hücresinde boğularak öldürüldü.

Aralık ayına geldiğimizde yeni papa o utanç verici sinodu iptal etti. Formosus'un naaşı o papalık cübbesiyle Aziz Petrus Bazilikası'na yeniden gömüldü. Bir sonraki papa ise bir adım daha ileri giderek duruşmanın tutanaklarını ateşe verdi ve kilise hukukuna o zarif maddeyi ekletti: Bundan böyle cesetlerin yargılanması yasaktır.

Bir kurumun "ölüleri yargılamayın" diye kural koymak zorunda kalması, o kurum hakkında bilmeniz gereken her şeyi söyler.

Ceset Yargılama Modası Asla Geçmedi

Kadavra Sinodu bir istisna gibi görünür ama değildir; sadece türünün en teatral örneğidir. Aynı kilise, ölümünden kırk yıl sonra din reformcusu John Wycliffe'in kemiklerini mezardan çıkartıp yaktırdı. İngiltere, kralın tahta dönüşünü kutlarken Oliver Cromwell'in cesedini zincirlerle asıp kafasını bir kazığa geçirdi. Devrik liderlerin mezarlarının gece yarısı taşınması, meydanlardaki heykellerinin alelacele sökülmesi... hepsi aynı karanlık ailenin üyeleri.

Çünkü iktidar el değiştirdiğinde asıl savaş yaşayanlarla değil, geçmişle yapılır. Ölü tehlikesizdir; ölünün hatırası tehlikelidir.

O ocak günü Lateran'da yargılanan, çürümüş bir beden değildi. Bir imzaydı, bir taçtı, bir hafızaydı. Ve tarih, hafızayı mahkemeye çıkaran adamı yalnızca tek bir şeyle hatırlıyor: bir cesede bağıran papa olarak.

Sanık ise Aziz Petrus'ta, cübbesiyle yatıyor.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın