Animizm ya da canlandırmacılık, doğadaki tüm nesnelerin, varlıkların veya doğa olaylarının bir ruhu olduğuna inanılan inanç sistemidir. Bu sistemde varlıkların varoluşlarından önce bir tine sahip olduğu savunulur. Aslında şaman kültürüne dayalı kadim uygarlıklarında (örneğin Kızılderililer, Afrika kabileleri) mevcutken bir de Japonlarda yerel din olarak hala devam etmektedir. Japonların, özünde her şeyin bir ruhu (kamı) olduğunu savunan inanç sistemlerine Şintoizm denir.
Antropomorfizm ise insanbiçimcilik anlamına gelir. Burada da aslında animizme çok yakın ama küçük bir farkla ayrılan bir detay vardır. İnsana özgü duygu, düşünce, davranış, fiziksel özellik veya bilinç gibi niteliklerin insan dışı varlıklara atfedilmesidir. Kişileştirme, benzetme veya istiare sanatlarıyla yakından ilgili bir kavramdır. Bu iki kavramın çıkış noktası aynı olsa da odak noktaları farklı işler. Örneğin fabllardaki hayvanların konuşturulması, onlara insana özgü nitelikler verilmesi antropomorfizm; yerlilerin ağacı kesmeden önce ondan özür dilemesi animizmdir.
Türk şiirinde, özellikle divan edebiyatı ve Servetifünun edebiyatında antropomorfik ögeler sıkça kullanılmıştır. Bunu Farsça kökenli bir kelime olan ‘’ruh-ı kâinat’’ ile açıklayabiliriz. Mehmet Kaplan, ‘’Şiir Tahlilleri Tanzimat’tan Cumhuriyet’e’’ kitabında şöyle söyler: ‘’Servet-i Fünuncuların da kendilerine has bir iç âlemleri vardır. Cenab, tabiatta insan ruhuna benzer bir ruh, bir ruh-ı kâinat olduğunu farz eder.’’, ‘’ Divan edebiyatında olduğu gibi Servet-i Fünun edebiyatında da geniş bir antropomorfizm vardır. Yalnız divan edebiyatının antropomorfizmi daha ziyade şeklî olduğu halde Servet- Fünundaki hissîdir.’’ Özellikle birazdan örneklerini vereceğim şiirlerinden yola çıkarak bunu Cenab Şahabettin’in sıkça ve başarılı şekilde kullandığını söyleyebilirim.
1.Elhan-ı Şita (Kış Ezgileri) şiirinde,
bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş;
eşini gâib eyleyen bir kuş gibi kar,
geçen eyyâm-ı nevbahârı arar
Dizelerinde, kar eşini kaybedip baharı özlemiş ve aramıştır. Kara beşerî, hissî duygular bahşedilmiştir.
2. Temâşâ-yı Leyâl (Gecelerin Seyri) şiirinde,
Seyreder bir bulut kenarından
bir hilalin nigah-ı tannazı
kalb-i zulmette titreyen razı
Burada şair hilalin alaycı/işveli bir bakışla karanlığın kalbinde titreyen sırrı seyrettiğini söylüyor. Aynı şiirden bir başka örnek,
Bu temâşâya karşı göz yorulur;
Hisseder, seyredenlerin nazarı
En kavi dalda bir elem tavrı!
Burada ise ağaç dalına insana ait olan elem/üzüntü ögesi yüklenmiştir. Bu şiir topluluğunda resim ve musiki ögeleri geniş yer tutmakta. Şairler hayata bir nevi ‘’pitoresk’’ olarak bakmaktadır. Şiirde ritim duygusunu ve görselliği ön planda tuttukları için bu tarz örnekleri çoğaltabiliriz ancak bir diğer kavram olan Hayao Miyazaki’nin sıkça kullandığı ve antropomorfizmle ilişkili olan animizme geçeceğim.
Miyazaki, Japon manga ve anime sanatçısı, yönetmen, film yapımcısı ve Stüdyo Ghibli isimli animasyon stüdyosunun kurucusudur. Onun filmlerindeki anime, sadece çocuklar için değil yetişkinler için de keyifli ve bilgilendirici ögeler içerir. Filmlerinde doğa-çevre, büyüme-çocukluk, savaş karşıtlığı gibi temalar işler. Çoğu insan da onun yarattığı evrene hayran kalır. Bu evrende çocukların da anlayabileceği düzeyde feminizm, ekoeleştiri, animizm vardır. Birkaç örnek vermek gerekirse:
1. Prenses Mononoke
Bu filmde bir karakter ‘’Ormanın Ruhu’’ direkt olarak karşımıza çıkar. Shishigami ormanın kamisi, ‘’kodama’’ denilen küçük ruhlar, ağaçların ve ormanın canlılığını görünür hale getirir. İnsanların ormanları yok etmesi veya tahrip etmesi sonucunda doğa ilahi bir öfkeyle insanlara karşı ayaklanır. Belki de kavramın en güçlü örneğini bulduğumuz bu film, çocuklar için fabl tarzı ders verme eğilimindedir.
2.Ruhların Kaçışı
Chihiro, ailesinin yanından ayrılıp gizemli bir dünyaya girer. Burada sekiz milyon Şinto tanrısı ve ruhu dinlenir. En göze çarpan kısım ise kirli ve korkunç bir yaratığın aslında kirletilmiş bir nehrin ruhu olduğu ortaya çıkar ve temizlenerek arındırılır.
3.Komşum Totoro
Bu filmdeki devasa Totoro, doğrudan ormanın koruyucu ruhudur. Ormanın yanındaki dev kutsal ağaç, çocuklara güven veren bir özne gibi davranır.
Bunun yanı sıra sadece doğadaki canlılar için değil, Miyazaki herhangi bir eşyaya da bir canlılık, ruh kazandırır. Örneğin ‘’Yürüyen Şato’’daki şato, sadece barınma ihtiyacını karşılamaz; bir karaktere bürünüp maceraya atılır. Filmdeki ateş yani Calcifer da duyguları olan, konuşan bir varlıktır.
Sonuç olarak, Cenap Şahabettin’de doğanın ruhu ile şairin iç dünyası birleşir ve tabiatın ruhunu hissedip okuyucuya da hissettirir. Miyazaki’de doğanın ruhu zaten bağımsız bir karakter olarak karşımıza çıkar fakat onu bize daha iyi tanıtmak için yönetmen devreye girer.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın