Büyük Şehirde Kendimi Kaybederken

Büyük Şehirde Kendimi Kaybederken
3 Beğen
0 Yorum

Hepimizin içinde bir yer var; oraya girince omuzlarımızın düştüğü, nefesimizin yavaşladığı bir yer. Benimki küçük bir şehirde. Orası hayal etmekten, denemekten çekinmeyen, yaratıcılığından vazgeçmemiş insanların yeri. Her şey kusursuz değildi belki, ama kimseye kendimi anlatmak zorunda kalmadım. Olduğum gibi var olabildim.

O kapıdan girdiğim anda değişiyorum. Giyimim değişiyor, daha rahat, daha bana ait oluyor. Olaylara bakışım yumuşuyor, fikirlerimi çekinmeden söylüyorum. Sanki aylardır tuttuğum bir nefesi bırakıyorum. İyileşiyorum desem abartmış olmam.

Sonra büyük şehre dönüyorum. İlk iki hafta o sıcaklık hâlâ benimle. Ama sonra şehrin isi, pusu, soğuğu yavaş yavaş üzerime çöküyor. Kalabalığın içinde herkesleşiyorum. Aynı hızla yürüyen, aynı yorgun yüzle yoluna bakan, kimseye bakmayan insanlardan biri oluyorum. Neyi kaybettiğimi tam anlamadan kaybolmuş hissediyorum.

Bunu uzun zaman kendimde bir eksiklik sandım. Oysa psikolojiye baktığımda başka bir şey görüyorum: Biz sandığımızdan çok daha fazla, içinde bulunduğumuz ortamın bir parçasıyız. Kimliğimiz tek parça değil. Bulunduğumuz yer, çevremizdeki insanlar, bize nasıl baktıkları, kim olduğumuzu şekillendiriyor. Küçük şehirde seni olduğun hâlinle tanıyan insanlar var, maske takmana gerek kalmıyor. Büyük şehirde ise anonimlik, hız ve sürekli ayakta kalma çabası var. Bu da zamanla insanı kendinden uzaklaştırabiliyor.

Yani sorun sende değil. Kendin olmayı kolaylaştıran bir yerden, zorlaştıran bir yere geçiyorsun. "Gerçek ben" dediğimiz şey belki de güvende hissettiğimizde ortaya çıkan ben.

Ama ben bunun böyle olmasını istemiyorum. Her dönüşte iki hafta sonra solmak istemiyorum. Sen de istemiyorsan, birlikte düşünelim.

Belki çözüm, küçük şehri geride bıraktığımız bir yer olarak değil, içimizde taşıdığımız bir şey olarak görmektir. Bizi biz yapan ne varsa, bizi iyi hissettiren ne varsa, onları sadece döndüğümüz yerde yaşanan şeyler olarak bırakmayıp gündelik hayatımıza yedirebiliriz. Kendimize ait olanı bir kenara koymadan, her günün içine yavaşça karıştırabiliriz. Çünkü insan, kendinden bir şey taşıdıkça kaybolmuyor.

Sonra belki çevremize de bakmamız gerekiyor. Orada yanımda olan insanlar bana kendim gibi olmayı hatırlatıyordu. Belki burada da benim gibi hissedenler var, ben sadece onları henüz bulamadım. Belki kendimizden bir parçayı görünür kıldıkça, bize benzeyenler de bizi bulur. Kalabalığın içinde herkesleşmemek, bazen ilk adımı atıp kendin olarak durabilmekle başlıyor.

Belki o iki hafta bana bir şey gösteriyor. Kaybolmadığımı, sadece saklandığımı. O sıcaklık hâlâ içimde, sadece onu beslemem gerekiyor. Sevdiğimiz yer bizi değiştirmiyor, aslında bize kim olduğumuzu hatırlatıyor. Ve bu hatırlatmayı yanımızda taşımayı öğrenebiliriz.

Eğer sen de böyle hissediyorsan, yalnız değilsin. Bu hafta kendine ait küçük bir şeyi hayatına yedir. Ben de yapacağım.

Çünkü ev, bazen bir yer değil, kendimize geri döndüğümüz andır.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın