Görünmeyen Bir Çöküşün Hikâyesi: Şiraze

Görünmeyen Bir Çöküşün Hikâyesi: Şiraze
0 Beğen
0 Yorum

Hiç her şey yolundaymış gibi görünürken içinde bir yerlerin sessizce dağıldığını hissettiğin bir gün yaşadın mı? Ben yaşadım. Ve bu hissin bir adı olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım.


Şiraze.


Aslında bir kitapçılık terimiymiş. Kitabın sayfalarını bir arada tutan o ince dikiş, o görünmeyen ip. Kopmadığı sürece varlığını bile fark etmezsin. Ama bir gün o ip gevşer, ve sayfalar teker teker düşmeye başlar. Kitap hala elindedir belki, ama artık bir bütün değildir sadece dağınık yapraklar yığınıdır.


Ben bu kelimeyi öğrendiğimden beri insanları onunla birlikte düşünüyorum. Çünkü o hali biliyorsun değil mi? Dışarıdan bakan kimse bir şey anlamaz. Gülersin, konuşursun, günlük hayatına devam edersin. Ama içeride, sana hep "tamam" dedirten o yerin artık eskisi kadar sıkı tutunamadığını hissedersin. İşte tam o an, şirazenin gevşediği andır.


En çok da şunu düşününce içim sızlıyor: kimse bunu tek bir anda kaybetmiyor. Küçük küçük oluyor bu. Bir gece uyumadan geçen saatler, "boş ver, önemli değil" deyip yuttuğun bir söz, birine anlatamadığın bir üzüntü... Hepsi, o ipten sessizce bir tel daha koparıyor. Sen fark bile etmeden. Sonra bir gün, aslında hiç de büyük olmayan bir şey oluyor bir söz, bir bakış, bir yorgunluk anı ve sen kendini birden dağılmış buluyorsun. Oysa asıl kopan o son tel değildi; çoktan beri ince ince kopuyordu zaten.


Ve işte bu yüzden bu kelimeye bu kadar bağlandım sanırım. Çünkü kimseyi suçlamıyor. "Zayıfsın" demiyor, "dağınıksın" demiyor. Sadece anlıyor. Diyor ki: seni bir arada tutan o şey yıprandı, bu kadar. Bu bir kusur değil, bir aşınma. Ve aşınan her şey gibi, sabırla yeniden onarılabilir.


Bir insanın gözlerine baktığımda artık bazen aklıma bu geliyor. Şirazesi sağlam mı acaba, yoksa günlerdir tek başına mı tutmaya çalışıyor kendini? Çünkü insanların ansızın patlaması, birden ağlaması, ya da tam tersi hiçbir şey hissetmiyormuş gibi donuklaşması bence hep bununla ilgili. Kimse durduk yere dağılmıyor. Sadece çok uzun süre, kimseye söylemeden, kendi ipini kendi elleriyle tutmaya çalışmış oluyor.


Ben bunu bildiğimden beri, birine "iyi misin" derken eskisinden daha dikkatli soruyorum. Çünkü biliyorum ki bazen "iyiyim" cevabının arkasında, sessizce gevşeyen bir ip var. Ve asıl mesele, o ipi görebilmek ister kendi ipin olsun, ister karşındakinin.


Çünkü şunu da öğrendim: şirazesini yeniden dikmek bazen tek başına oluyor. Zaman, sessizlik, biraz uzaklaşmak bazen yeter. Kimi zaman da bir başkasının varlığı, bir "buradayım" demesi işe yarıyor. İkisi de doğru olabilir; kimin neye ihtiyacı olduğu değişir.


Önemli olan, o ipin gevşediğini fark edebilmek. Kendi hâlini yargılamadan, "toparlanmam lazım" diye kendine baskı yapmadan. Çünkü bir kitabı bütün tutan şey bazen tek bir el, bazen de sabırla geçen zamandır.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın