Uzmanlık alanı psikiyatri olan Engin Geçtan okurları tarafından oldukça ilgi duyulan dört kitap yazarak bu sene hayata veda etti. Veda etmeden önce "Hayat" kitabına aktardığı birikimleri ve felsefesiyle oldukça farklı bakış açıları sunarken, algıladığımız dünyayı aşan perspektiflerle tanıştırdı bizi...

"Yabancılaşma, insanın üzerine çöken en ağır duygu olmalı, yaşattığı dünyasızlığıyla..."
"İnsanlar, birbirlerine kendi senaryoları doğrultusunda roller verip, karşılarındakilerden bu rolleri gerçekleştirmesini bekler oldular. Sonuç; düş kırıklıkları, kızgınlıklar ve kendimizden kaynaklandığını bir türlü kavrayamadığımız yalnızlık."
İnsanların birbirleri üzerindeki akıl almaz otoritesi, birilerinin sürekli "guru" olarak var olma isteği ve birden fazla "itaat sever" ruhlara kendini alkışlatmasının verdiği hazdan bahseder.
"İnsanlar bireydir, bir öğreticinin sürecinden geçmesi gereken nesneler değil. Başkalarından daha çok bildiğimize inanmak bir yanılgıdır, öğrendiklerimizden daha da ötesini öğrenmeye her zaman ihtiyacımız vardır."der Geçtan... Herkes birbirinden bir şey öğrenmeye açık bir ben yetiştirmelidir ki, bilgisinin verdiği kibirde boğulmadan yüzebilsin. Bilgi kibir getirir, önemli olan bu kibirde boğulmamaktır. Bilgi sonsuzluğunun farkına vardığımız an, zaten o kibir yerini evrendeki küçük bir zerre olmaya bırakıyor.
Geçtan, kişilerin kişilerle ilişkisi ve kişilerin şeylerle ilişkisinden bahseder sıklıkla. Her yazının bir yerinde geçen bu "kişi-şey ilişkisi", insanın hayatındaki iletişim döngüsünü ne kadar içselleştirip hayatına mal etmesiyle alakalıdır. "Kişilerle olan ilişkilerimizi iç dünyamıza mal ederek yaşadığımızda olgunlaşma sürecimizi durdurmuş oluruz." "...böyle bir durumda kişi ben onsuz varolamam veya o bensiz yaşayamaz'a dönüştürülür." İnsan ilişkilerinden bahsederken zamanla olan ilişkimizde döngüsel zamandan birkaç gözlemini aktararak Reha Çamuroğlu'nun "Dönüyordu" adlı kitabını önerir bizlere. Narsisizm, narsistik insan kültürü, nedenler ve nasıllar, toplumun insanı körleştirmesi, dinin insan üzerindeki etkisi, toplumun şartlandırmaları, neyi neye göre seçip ortaya koyduğumuz, seçimlerimizle gerçek kimliğimiz arasındaki uçurum, yaftalamaktan kurtulamayan köhneler, kendini "koflaştıran" insan, nereden geldiğini bilmediğimiz olguların belirlediği çizgiler, beklentisizliğin keşfi, içimizdeki ilkel insan, varlığından kaçtığımız gölgemiz ile bizi, bir serüvene çıkarır. Bu öyle bir serüvendir ki, zaman zaman kaşlarınız çatık, zaman zaman gülümseyerek sıklıkla elinize verilen aynaya şaşkınlıkla bakarak devam eder. Felsefenin hayatla iç içe geçtiği bu kitap var olanı, ulaşmak istediğimizi ve bunların gerçekten bizi ne kadar anlattığını sorgulatır bizlere.
"Bence hayat burada saydıklarımla ve saymadıklarımla tartışılması gerekmeyecek kadar sıradan ve yalın. İnsanlık tarihi boyunca onu karmaşık bir hale getirme yönünde öyle ustalaşmışız ki, bazılarımız bununla ilgili bir şeyler söyleme ihtiyacını duyuyor; hayatın kendisinden çok, onu çözülmesi zor bir yumağa nasıl dönüştürdüğümüzü anlatabilme umuduyla..." der ve özgürce uçmak isteyen kuşları selamlayarak gözlerini yumar Sevgili Engin Geçtan.
Keyifli okumalar...


Yorum Bırakın