Okunma Sayısı: 251
  • 7
  • 0
  • 0
  • 1

Ben Ayakkabılarım Değilim


Ben Ayakkabılarım Değilim

Hayatta her şeyin güzel bir yanının bulunduğunu göz ardı ediyoruz zaman zaman. Eleştiri de bunlardan biri. İnsanı aşağı çekmek veya kendisini kötü hissettirmek için yapılan eleştirinin yanı sıra bunun tam tersi olan yapıcı eleştiriler de vardır. Ancak günümüz yaşamında maalesef genellikle eleştirinin kötü olanıyla karşı karşıya kalıyoruz. Teknolojinin gelişmesiyle sosyal medyanın da kullanımı ve gelişimi paralel olarak artış gösterdi. Artık "evlerimizin içine girdi" tabirleri geride kaldı ve neredeyse her anımızda yer alır oldular. Her duygu, düşünce, fiil ve anımızı paylaştığımız bu mecra bizlere getirdiği bu özgürlüğün yanında bazı olumsuz yönlerde vermedi değil. Bizlere sunulan bu uçsuz bucaksız özgürlük aynı zamanda başkalarına da sunuldu. Ve bu durum insanların birbirlerini eleştirmelerini noktasında kolaylık sağlamış oldu. Çünkü maalesef odak noktamız haline gelen sosyal medyada zamanla oluşan güzellik algılarına göre yaşamaya başladık ve bu algının dışına çıkanları ise acımasızca eleştirdik. Çemberi o kadar daralttık ki bu da çemberin aynı zamanda genişlemesine sebep oldu.



Çemberin daralan kısmı güzellik algılarının tek düze inmiş olması. Güzellik söz konusu olduğunda "kime göre, neye göre" bağlamından kopalı uzun zaman oldu. Bu konuda belli ilkeler ve maddeler geliştirdik. Oysaki estetik algıların ucu bucağı yoktu, unuttuk. Çemberin büyüyen kısmı ise kendimiz ile ilgiliydi. Burası aynı zamanda öz saygımızı da etkiliyordu. Çemberi genişlettik çünkü insanlara eleştirecekleri çok fazla nesnemizi sunar olduk. Şöyleki bir insanı eleştirirken artık onun yaptığı işe, ortaya koyduğu malzemeye değil tamamen kişinin üstüne aldığı bir cekete, giydiği bir ayakkabıya odaklanır olduk. Öz saygımızı, özgüvenimizi oluşturacak olan aslında bizim kendi kişiliğimiz olmalı. Çemberi bununla sınırlı tutmalıyız. 



Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri isimli kitabın yazarı psikoterapist Irvin D. Yalom da eserinin içinde yer alan öykülerinin birinde bu cümleye yer veriyor: "Ben ayakkabılarım değilim." Hastalarıyla geçirdiği tedavi süreçlerini kısa kısa öyküler haline getirerek yer verdiği eserinde bir çok psikolojik tahlile değiniyor. İki Tebessüm adını verdiği öykülerinden birinde hastasına şu sözleri sarf ediyor:


"İnsanlarla, onları kategorilere yerleştirebileceğimize inanarak ilişki kurarsak onların kategorileri aşan can alıcı yönlerini ne belirleyebilir ne de besleyip geliştirebiliriz. Güçlü kılan ilişki daima diğer kişinin hiçbir zaman tamamen tanınamayacağını varsayar."


İnsanları kendi kafamızda oluşturduğumuz şemalara yerleştirdiğimizde veyahut kişiyi şemamıza uygun hale getirmeye çalıştığımızda aslında ilişki kurduğumuz kişi karşı taraf değil tamamen kendimiz oluyoruz. İnandığımız güzellik algısına o kadar sıkı sıkıya bağlıyız ki kurallarımız dışına çıkamıyoruz. Çemberimizin sınırlarını dış dünyaya karşı ne kadar dar ve ne kadar sadece kendi benliğimizle ilgili tutarsak sahibi olduğumuz çemberi aynı zamanda bir kalkan göreviyle de kullanabilme imkanına sahip oluruz. Tüm bunlar gerçekleştiğinde görebileceğiz ki aslında bizler ayakkabızlarımız değiliz.


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!