İnsan, iradesini seçtiği sürece özgürdür; onun insanî arzuları, yani duyuların uzviyeti de denebilecek arzuları varsa, kısacası doğru düzgün düşünemiyorsa o zaman özgür değildir. Çünkü istemek tesadüfi bir şey değildir, benliğimizden çıkan bir belirleme sürecidir, demek ki irade düşüncenin içinde belirlenir ve doğru düzgün düşünme becerisi yoksa irade de irade olmaktan çıkar, bunun yerine insan, arzularının tabiatıyla hareket eder!
Aslında insan ancak darbeyi yiyen bir başkasıysa, ona karşı tarafsız davranmaya kalkışabilir.
Bu düzen, kendini dışarıdan gösterdiği kadar sağlam değildir; hiçbir şey, hiçbir benlik, hiçbir şekil, hiçbir esas güvenilir değildir, her şey görünmeyen ama asla durmak nedir bilmeyen bir dönüşüme tutsaktır; sağlam olmayanda, olana göre geleceğe dair daha fazla şey vardır, hâlihazır ise insanın henüz aşamamış olduğu bir varsayımdan başka bir şey değildir.
...insan hiçbir şeyi tek başına diğer şeylerden ayıramazdı, çünkü her şey birbirine bağlıydı.
Fakat korktuğu, ölüm değildi. Hayatta insanın canını asılmaktan daha çok yakan nice şeylere dayanması gerekir...
Bütün din ve mitlerin, insanlara kanunları ezelde veren tanrılardır şeklindeki hikâyeyle ifade ettikleri şeyin bu karanlık tezahürü, yani pek tekin olmamakla birlikte yine de tanrılara sevimli görünmüş olan ruhun bu erken dönemlerine dair bilgi, Arnheim'ın normalde gayet kendini beğenmiş bir yayılma gösteren düşüncesinin etrafına tuhaf bir huzursuzluk perdesi çekiyordu.
"içimizdeki sesler susmuş bizim; artık çok şey biliyoruz; akıl, hayatımıza zulmediyor."
Ne var ki hayat bir yerdeki taşları sökmeden başka bir yerde bir şeyler inşa etmez.
...insanların bundan habersiz olduklarını hissediyordu; nasıl düşünüleceğine dair fikirleri yoktu; şayet onlara düşünmek yeniden öğretilebilseydi başka türlü yaşarlardı.
Gerçeklik kazandık ama düşleri kaybettik.
Her bir yanından güç akan bir toplulukta, şayet çok fazla tereddüt etmez ve düşünmezseniz her yol sizi sağlam bir hedefe ulaştırır. Ulaşılacak hedeflerin aralarında kısa boşluklar olsa da nihayetinde hayat dediğimiz şey de kısadır, bu şekilde hayat döngüsü içinde azami miktarda şeye ulaşım sağlanır, zaten insanın da mutlu olmak için bundan fazlasına ihtiyacı yoktur; çünkü insanın ruhunu şekillendiren şeyler ulaşabildiği hedeflerdir; nitekim tatmin olmadan mütemadiyen istenen şeyler ruhu eğip büker; mutluluk için önemli olan, insanın ne istediği değil istediği şeye ulaşmasıdır.
....aşkın da dinî ve tehlikeli tecrübelerden biri olduğunu söyledi, çünkü aşk, insanı aklın kucağından çekip alır ve onu gerçek anlamda ayakları yere basmayan bir şeye dönüştürürdü.
Her isteğini gerçekleştirebilen biri, çok geçmeden ne isteyeceğini bilmez olur.



Yorum Bırakın