Ne olmuştu da "Seninle dünyanın her yerine gelirim." diyen Müzeyyen durduğu yerde çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu?Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı?Hangisi Müzeyyen´di?Yada Müzeyyen kimdi?ilk tanıdığım kimdi,şimdiki kim?
Yazıma ilhami Algörün başarılı kitabından bir alıntıyla başlamak istedim. Ve merak etmeyin daha bir çok alıntıda olacak. Bahsetmek istediğim konu kitaptaki "Müzeyyen" karakterinin nasıl bu kadar başarılı işlenmiş olması. Kitabı her okuyuşumda -ki defalarca okumuşumdur- sanki "Arif" karakterinin yerinde gibi hissediyorum kendimi. Adeta "Müzeyyene"bende aşık oluyorum. Yada aşık olduğum kadınlardan birine benzetiyorum belkide bilmiyorum. Fakat o "GITMEK" teriminin tamamen "Müzeyyen " karakteriyle bütünleşmiş olduğunu okuduğunuz zaman sizde benim kadar net bir şekilde göreceksiniz. Kesinlikle kitaplığınız bir köşesinde bulundurmak isteyeceğiniz. Arada bir raftan indirip altını çizdiğiniz o güzel sözlerin verdiği hazzı kendinizde hissettiğiniz -belki aşk belki yalnızlık - adını bir türlü koyamadığınız o hisle dimağınızı tatlandırabilirsiniz.
"Gitmek" hakkında bir kaç cümlede ben kurmak istiyorum. "Gitmek" nasıl bir kelime? Uzaktan bakıldığında insana ne çağrıştırır, iyimi yoksa kötümü? Yada bir insanı gitmeye iten şey nedir? insan mutsuz olduğu için mi gider yoksa "Arif" ín de dediği gibi " Bazen sadece bir çıt sesi duyarsın. bu sesi duyduğun zaman da gitmen gerekir. Bazen bir eşyadan gelir, bazen üçüncü bir şahıstan. Çünkü bazıları abajur alır evine bazıları da portatif bir lamba taşır yanında. Bazılarının koltuk takımı vardır bazıları da otelde yaşar. Bazen her şeyi birden istersin. Bazen de her şeyi bırakıp siktir olup gitmek." Bazen evet aslında bu kadar basit gitmek. Sadece bir çıt sesi yeterlidir. Peki "Müzeyyen" neden gitti? Bunun cevabı ise bana göre "korku" dur. Kadın karşısından aldığı ilgiden bunalır yada tamamen ilişki yavan bir hale gelir. Aldığı ilgiden korkar. ve ilişki tamamen "Gitme" noktasına gelir. Kadın gider adam kalır. Sonuç olarak kalan kaybeder,giden ise ne kazandığı belli olmayan bir galibiyetle adamın hayatından çıkar. Ve adamın hayatında herşey tekrar başa döner. Yine o boktan ve rutin hayata hızlı bir dönüş yaparsın. En kötüsü tamamen ortada kalmış hissedersin kendini. Yine o yalnızlığınla baş başa kalır boş duvarı seyredersin. O anda aklından gelip geçen şeylerin haddi hesabı yoktur. Nerde hata yaptığını düşünürsün. Cevapsız sorular sararsın kendine. Üstelik hiç cevabını bulamayacağın sorular. Ağlarsın belkide saatlerce. Çünkü elinden başka birşey gelmeyeceğini bilirsin. Ve vazgeçersin..
Aynı zamanda bu güzel kitabın şaheser bir filmide yapıldı-bana göre tabi-. 2014 yılında vizyona giren "Fakat Müzeyyen Bu Derin bir Tutku" adlı filmin başrollerinde Erdal BEŞIKÇIOĞLU VE Sezin AKBAŞOĞULLARI var. Tıpkı kitapta olanı filmede harika bir oyunculukla bize iki ana karakteride hikayenin içinde başarıyla veriyorlar. Defalarca izleseniz bile bıkmayacağınız bir film olarak ortaya çıkmış bir yapım. Çünkü kendimden biliyorum. Konusu ise şu şekilde."Henüz hiçbir kitabı yayımlanmamış bir yazar olan Arif (Erdal Beşikçioğlu), kadınlar ve ilişkiler üzerine kafa yorduğu bir dönemde Müzeyyen'le (Sezin Akbaşoğulları) karşılaşır. Müzeyyen tanıdığı kadınların hiçbirine benzememektedir. Onun dünyasına girdikçe kadınlarla ilgili aklındaki soruların bazılarına yanıt bulacaktır."
Evet filmi izlemek ve kitabı okumak isteyenler için bilgilerin tamamını verdim. Son olarak Müzeyyenin bir cümlesi ile veda etmek istiyorum yazıma.
"Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki."


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın