Bölüm 1
Uyudun mu dedi.
Dün gece diğer gecelerimden farklı geçmemişti. Uyumak için yatağıma gittim, önce bacaklarımı ayırdım kendimden. Onlara koltuğa gidip uzanmalarını, bu gece orada uyumalarını söyledim. Yatağa uzandım, bu sefer kollarım ayrıldı bedenimden. Kollarımdan bana sarılmalarını istedim. Gözlerimi kapadım, uyumayı umdum.
Yüzüstü uyumak istediğim geceler, burnumu çıkarır hafif araladığım camın önüne koyarım. Bazen tek gözümü çıkarır kendime bakarım. Gözüm benim aynamdır.
En büyük korkum birinin gelip bana ait parçalarımı çalmasıdır. Nasıl yaşarım kollarım, parmaklarım, ayaklarım olmadan. Bir arkadaşımın gözlerini çaldılar. Çok üzüldü ama ağlayamadı. Biliyorduk bir yerlerde ağlayan bir çift göz vardı.
Tüm gün eve gelip parçalanmanın hayalini kurarım. Bu kadar parçalandıktan sonra toparlanması zor oluyordur diye düşünüyorsunuz değil mi? İnanın ben de alışamadım. Kendimi parçaları ayırıp sonra bir bütün gibi hissetmeye çalışırım.
Bu gece daha fazla parçalanmayacağım dedim kendi kendime ama şunu da söyleyeyim ne kadar parçalanırsam o kadar çok insanım.
Sorusunu yineledi, uyudun mu?
Uyudum dedim.
Bölüm 2
Günlerim zamandan habersiz geçiyor, her gün bu kadar aynıyken, beni nasıl durmadan değiştirebiliyor?
Kapının yanında bana bakan bir göz buluyorum, masamın üzerine bırakıp uykuma devam ediyorum.
Ellerimde kan var. Korkunç bir rüyadan uyanıyorum. Beni karşılayan tek şey sessizlik. Yerde buluyorum sol kulağımı, ben uyurken düşmüş olmalı. Bugünümü de farklı yaşamayacağım. Masanın üzerine bıraktığım gözü dallanıp budaklanmış bir çehre olarak buluyorum.
Akşamüzeri yağan yağmurun sesi tüm odanın içini dolduruyor. Yeni arkadaşıma bakıyorum, henüz o bu sesi duyabilecek kadar şanslı değil. Ona verebilmek için kulağımı yavaşça yerinden çıkarıyorum. Benden ayrılan kulağım minik elleriyle yüzüme uzanmaya çalışıyor. Dikkatlice beni izleyen çehre kulağın bu hareketine hafif tebessüm ediyor. Kulağımı ona verdiğimde yüzünde belli belirsiz gülümsemeleri yakalıyorum. Yağmurdan hoşlanmış olmalı.
Bölüm 3
Günaydın dedi.
Çıplak bedeninin tamamlanmayan kısımlarından kan damlaları akan, kollarından biri eksik olan, ince cılız bacakları üzerinde ayakta kalmaya çalışan ama güç bulamadığı için odamın duvarına yaslanmış varlık artık konuşabiliyor.
Bu sabah diğerlerinden farklı olacak gibi. Günaydın dedim.
Bir süre pencerenin önünde durdu. Yoldan geçen insanların telaşlarını, gülüşlerini izledi. Yüzlerinden anlam çıkarmaya çalışıyor gibiydi. Gözlerime dikti bakışlarını, anladım.
Düşüncelerimi hiç susturamadığım yetmezmiş gibi; şimdi bütün beyin hücrelerimin ayrı bir fikirle dolmuş, hepsi aynı anda konuşuyor, eğer bir fikri atlarsam bağırmaya başlayıp kendisini duyurmaya çalışıyordu. Biri “kal” diye bağırırken, biri “kaç" diye bağırıyordu. İnsan kendisi ile ne yapacağını bilemiyor.
- Konuşalım.
- Korkuyorum senden.
- Ama ben senim.
- Bu yüzden korkuyorum.
- Konuşalım, sen hep konuşmak istersin.
- İstemem.
Yürümeye başladı. Tam karşımda durdu aynam.
- Dur yapma, biraz konuşayım. Ben hiç konuşamadım. Dinlerler mi emin olamadım. Sen dinler misin? Bak ne olur bana bak. Hiç kimse bilmeyecek beni. Kendimi anlatamadan öleceğim.
Başıyla onayladı beni, konuşmamı bekledi.
- Nefes alırken göğsüme ağrılar girdi kimseye söyleyemedim. Acının biriyle paylaşınca azalacağını hiç düşünmedim. İnsan neyi anlayabilmiş ki beni anlayacak. Ölmek istiyorum. Bunu fark ettiğimde yirmi dört yaşındaydım. Sorma neler yaşadım. Sen benim yanımda olmadın, inanmadın.
- Şimdi yardımcı olabilirim sana, ne seversin biliyorum. Önce kuş cıvıltılarını duyacaksın, kulağına fısıldayan rüzgarı. Öyle güzel gelecek ki gördüğün her şey sana. Hepsini sen mutlu ol diye yaptığımı anlayacaksın. Yaprak hışırtıları duyacaksın, arkandan sana yaklaşan birinin adımlarını. Yüzünü döndüğünde sana doğrulmuş silahı göreceksin. Duyduğun en son ses o silahtan gelecek. Sonra ne sen ne de ben güzel bir şey duyacağız.
Kapak Fotoğrafı: Franco Matticchio (b. 1957, Varese, Italy)



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın