Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nazım Hikmet, yıllar önce öfkesini ve hayal kırıklığını bir şiire dökmüştü: “Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?”
O, “bey” kelimesini gerçek bir unvan olarak değil, bir ironi, bir alay ve sert bir sitem olarak kullanıyordu. Bugün ben de aynı soruyu aynı ironi ve eleştiri ile yöneltmek istiyorum çünkü bu topraklarda işlenen kötülükleri yapanlara “bey” demek, belki de bu kötülüğü yapanlara kullanılacak en ironik hiciv şeklidir.
Vatan, sadece haritalarda çizilmiş sınırlarla, resmî belgelerde yazan isimlerle var olmaz.
Vatan; çocukların özgürce gülüp oynayabildiği parklar, kadınların başını öne eğmeden, korkmadan yürüyebildiği sokaklar, nefes alabilen ormanlar, adaletin herkese eşit dağıldığı bir hukuk düzenidir. Vatan, bu halkın kendi alın teriyle kazandığı ekmeği, bereketli ve verimli toprakları, yemyeşil ağaçları ve denizin mavisidir.
Ama ne yazık ki son zamanlarda vatanımızın ne kadar tahrip edildiğini ve hor kullanıldığını görüyoruz.
Kadınların canına kıyan, masum çocukları hayattan koparan, doğayı gözünü kırpmadan yok eden, liyakati hiçe sayıp kendi çıkarı için koltukları dolduran, sahte diplomalarla gelecekleri çalan, denetimsiz binaları milyonlara mezar yapan sizlere şu soruyu yöneltmek istiyorum:
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?
Yangınlarda yanan sadece ağaçlar mıydı?
Neredeyse her yaz gündemimiz orman yangınları ile dolmakta. Yanan ormanlar sadece yok olan ağaçlardan oluşmamaktadır. İçinde yaşayan nice hayvan, orman çevresine kurulan nice köy, yersiz yurtsuz bırakılan birçok insan… Yanan sadece ormanlar değil, ciğerlerimizdi. Bir ağaçtan daha fazlasına; bir geleceğe, geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış güzel cennet ülkemize nasıl bu denli insafsızca zarar verdiniz?
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?
Depremlerde yıkılan sadece binalar mıydı?
Bir avuç bina yığını olarak gördüğünüz vatanımızda bıraktığınız bir diğer tahribat; imar izni çıkmamış alanlara, malzemeden çalarak yaptığınız binalar oldu. Malzemeden çaldığınız, denetimsiz bıraktığınız, deniz kumu kullandığınız, yüksek fiyatlara sattığınız bu binalar, insanlarımızın mezarı oldu.
Peki, fay hattı üzerinde yer alan bu cennet vatanımızı deprem hasarından korumak için ne önlem aldık? Ya da önlem almayanları ne denli cezalandırdık? Deprem anında kaçabileceğimiz, sığınabileceğimiz alanları nasıl kullandık?
Evet, hepsi cevapsız kalan, hâlâ sorulmaya devam eden sorular. O zaman bu kişilere şu soruyu da yöneltelim:
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?
Kadın ve çocuk cinayetlerinde yok olan sadece bir insan mıydı?
Her gün yeni bir kadın cinayeti haberi ile uyanıp, her akşam yeni bir cinayet haberi ile yatıyoruz. Maalesef ki bu haberlere de aynı zamanda alıştırılıyoruz çünkü bu durum ülkemizin acı bir gerçeği olarak zihinlerimizde yer etmeye başladı. Evlatlarını kaybeden anneler, başka annelerin canı yanmasın diye adalet arayışına giriştiler.
Lütfen susmayalım. Unutmayalım ki bu insanlar cezasız kalmadıkça, daha birçok insanın, hayvanın, ağacın canı yanacak. Bu zalimlikleri yapanlara, annelerin canını yakanlara, vicdanı rahat bir şekilde eli kolu bağlı olmayıp sokaklarda gezen şu insanlara soralım bir de bu soruyu:
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?
Sahte diplomalarla zarar gören sadece eğitim miydi?
Son zamanlarda da ülkemizdeki en büyük ihanetlerden biri de sahte diplomacılık. Sahte diplomalar sadece bir kağıt parçasından ibaret değiller. Onlar liyakatin, emeğin ve güvenin yok edilmesidir. Bir sahte diplomayla işe giren kişi, aslında o koltuğun hakkıyla orada olması gereken birini yerinden eder.
Bu sadece bir kişiye yapılan haksızlık değil, tüm topluma yapılan bir ihanettir. Çünkü o görevde yetersiz olan birinin aldığı her karar, yaptığı her hata zincirleme şekilde ülkenin geleceğini etkiler. Bir doktorun sahte diplomayla insan sağlığını tehlikeye atması, bir mühendisin dayanıksız binalar yapması, bir öğretmenin çocuklara yanlış bilgi vermesi, bir halı yıkamacının psikolog unvanıyla ruh sağlığı üzerine terapiler yapması… Saydığım bu usulsüz durumların hepsi telafisi olmayan yaralar açar ve bu şekilde yaşamını sürdüren bizlerde büyük bir tahribat bırakır.
O zaman geleceğimize bu tahribatı oluşturacak insanlara şu soruyu sormak gerekir:
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?
Biliyoruz ki vatan sadece bir avuç toprak değildir. Bu ülkenin ağacı, dağı, taşı, toprağı, suyu, insanı, hayvanı, kültürü, bayrağı ve daha sayılabilecek nice şey vatandır.
O yüzden bu cennet vatanımıza yapılan her ihanette biz geride kalan diğer insanların sorması gerekir bu zalimlere:
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?
Biliyorum, bu ülkede hâlâ yüreği temiz, emeğiyle yaşayan, doğrulukla ayakta duran milyonlar var. Hâlâ her kötülüğe karşı sesini yükselten cesur insanlar var. Bu yüzden umudumu yitirmemeye çalışıyorum.
Nazım Hikmet o soruyu yıllar önce sorduğunda cevabı belki hemen alamadı ama sormaktan da çekinmedi. Biz de bugün aynı sorunun peşinden gidiyoruz.
Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?
Bu vatan, kötülüğe teslim olmayacak.
Bir gün gelecek; kadınların özgürlüğü, çocukların güvenliği, doğanın nefesi, adaletin terazisi yeniden yerine oturacak.
Bu yazı üzerine Nazım Hikmet tarafından yazılan şiiri Edip Akbayram’ın seslendirmesiyle aşağı bırakmak istiyorum.
Vatanımıza kıyılmayacak nice günler temenni ediyorum. Keyifli okumalar ve keyifli dinlemeler dilerim.
Yorum Bırakın