Ayrılık üçlemesinin ikinci kitabı. Yirmi yıllık eşi Resi ile ayrıldıktan sonra Franz’ın eşine karşı nefret ve sitem dolu söylemlerine tanık oluyoruz. Kitap boyunca her şeyde eşini suçluyor; onu yetersiz ve vasıfsız görüyor, kendini ise en mağdur konuma koyuyor. Franz, mizojinik bir erkek ,başına gelen her şeyin sorumlusu Resi. Kitabı okurken bazı yerlerde gerçekten cinnet geçirdim.
Resi ise çok başarılı bir terzi, çok güzel yemek yapıyor ve çok iyi bir anne. Ama Franz’a göre kötü yemekler yapıyor, yetersiz, berbat. Kendisini terk ettiğine göre kesin hayatında başka biri var.
Mağdur bir erkek manifestosu yazıyor adeta.
Yazarın bir kadın olarak bir erkeğin gözünden olayları bu kadar yaşanabilir ve hayatın içinden anlatmasına bayıldım. Franz’ın suratının ortasına bir tane patlatmak istedim orası ayrı. Resi çalışkan, üretken ve kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü bir kadın ancak bu durum Franz için bir başarı değil, bir tehdit. O yüzden yeteneği küçültülüyor, emeği basitleştiriliyor.
Margit Schreiner ın çok güçlü bir yazar olduğunu düşünüyorum. Schreiner’in gücü şurada ,bir erkeğin ağzından konuşurken bile erkekliği aklamıyor. Tam tersine, mağduriyet dilini parça parça söküyor. Okur olarak sinirleniyorsun, itiraz ediyorsun ama kaçamıyorsun. Çünkü anlattığı şey gerçek, yabancı değil çok tanıdık. Kadın karakterleri aklamak için erkeği etiketlemiyor veya yermiyor erkeğin üslubunu, kadın hakkındaki düşüncelerini gündelik yaşamdan bir kesit gibi aktarıyor. Aslında erkek kendini savunduğunu zannederken her cümlesinde kendini ifşalıyor.
Yani kitap erkek düşmanı falan değil.Kitap, erkeğin kendi ağzıyla kendini ele vermesinin belgesi.



Yorum Bırakın