Pazar sabahı kalktın, fırından taze ekmeği aldın, tavaya yağı döktün, biberleri güzelce kesip üstüne kırmızı domatesleri rendeledin. Yumurtayı kırıp, ekmeği banarken muhtemelen gözün döndü ama aklına hiç geldi mi? Menemeni atalarının hiçbiri yiyemedi. Çok ciddiyim.
Kristof Kolombu herkes duymuştur. Bir ara Amerika keşfi ile ilgili bir şeylerde yazacağım. Her neyse herkes onu tanır bilir ama bizim için mutfak açısından önemini atlar. Adam 1492'de Amerika kıtasına ayak bastığında bir çok yemeğin ana malzelemesini de keşfetti. Domates, yeşil biber, patates, mısır, fasulye, kabak. Bunların hepsi "Yeni Dünya" bitkisidir. Yani, Anadolu'ya 1071'de giren Alparslan'ın menüsünde domates çorbası yoktu. Bursa'yı başkent yapan Orhan Gazi'nin sofrasında karnıyarık yoktu. Hatta Fatih, İstanbul'u alırken askerine kuru fasulye pilav dağıtamadı çünkü fasulye o sırada Meksika taraflarında bir yerlilerin tenceresindeydi.
Bizim ecdat, domatesle (Frenk Patlıcanı veya Kavata denirdi) anca 18. yüzyılın sonlarında 19. yüzyılın başlarında tanıştı. İlk başlarda da "Acaba bu kırmızı şey zehirli midir, süs bitkisi midir?" diye korkarak yaklaştılar. Yeşil biberin halkın sofrasına inmesi daha da geçtir.
Peki, anladık o zaman bu adamlar yüzyıllar boyunca ne yedi?
Domates salçası yok biber salçası yok. Yemeklerin rengi neydi? Söyleyeyim:
Yemekler soluktu. Osmanlı saray mutfağında ve halk sofrasında, yemeğe tat ve renk versin diye domates yerine; erik ekşisi, nar ekşisi, koruk suyu (olmamış üzüm) ve bolca soğan kullanılırdı. Şimdi düşünelim. Kuzu etini haşlıyorsun, içine domates yok, biber yok. Ne atıyorsun? Erik kurusu, tarçın, belki biraz safran (o da zenginsen). Ortaya çıkan yemek, bugünkü damak tadına göre meyveli et haşlaması gibi garip, tatlı-ekşi bir şeydi.
Fatih Sultan Mehmet’e bugün bol acılı, hakiki bir Adana Kebap versen muhtemelen "Beni zehirlemeye mi çalışıyorsunuz bre gafiller diye aşçıbaşının kellesini vurdururdu. Çünkü adamın damak hafızasında acı biber diye bir şey yok. Karabiber ve tarçınla idare ediyordu.
Şuanda atalarımızdan daha gastronomik hazza sahibiz. Bununla mı övünelim yani. Tabiki hayır. Biz Fatih’ten daha iyi besleniyoruz diye kasılalım mı? Sakın. Adamlar kuru ekmek ve üzüm hoşafı yiyip çağ açıp çağ kapattı. Elindekinin kıymetini bil.
Yorumlarda buluşalım.
KAYNAKÇA
Bilgin, A. (2004). Osmanlı Saray Mutfağı (1453-1650).
Işın, P. M. (2010). Osmanlı Mutfak Sözlüğü.
Ünsal, A. (2011). İstanbul'un Lezzet Tarihi.



Yorum Bırakın